Din, insanın gözüne duruluk kazandırır, onu şaşılıktan kurtararak doğru ve bir görmesini ister. Kulağını kötü seslerden,gürültüden arındırarak 'sema' ehliolmasını sağlar; tevhidin sesiniduysun diye! Burnunun Rahman'ınnefesinden gelen kokuları (tayyibat)hissetmesi için arındırır. Damağını helal ile terbiye eder ki, tatmayı öğrensin diye! Velhasıl duyuların salim hale gelmesiyle varlıkla gerçek ilişki kurabilir. Tevhidin bilgisi önce duyularla idrak edilir. İnsanın hayallerine sınır getirerek kuruntuların ve vehmin esiri olmaktan kurtarır onu. İnsanın iç konuşmasının önüne geçer, geçmiş veya gelecek arasında savrulmadan şimdide toplar onu. Aklına kılavuzluk eder ve onu bir yerde veya bir kararda takılıp kalmaktan kurtararak varlığın zıt görünümlerini idrakini sağlar. Bazen beyaz beyaz değil, siyah da siyah değildir. Velhasıl din insanı harekete geçirir ve bereketin harekette olduğunu gösterir insana. Bütün bunların olabilmesi içininsanın 'arınması' lazım gelir. İnsan sürekli kirlenen bir varlık olduğuna göre arınmanın da sürekli olması gerekir. Bazıibadetler doğrudan arınma işi görenhazırlık ibadetleri mesabesindedir. İslam'da arınmanın başı imandır; iman bir arınma eylemidir. İnsanın güç ve kuvvetiddiasından arınarak gözlerinin varlığave hakikate açılmasına iman denir. Tövbe, başka bir arınma ibadetidir. Abdest ise bunların arasında doğrudan arınma eylemiyle temayüz etmiş müstakil bir ibadet olarak kabul edilir.
GÜÇ İDDİASINDAN ARINMAK Abdest üzerinde geçmişte ve günümüzde çok kere konuşulmuş bir ibadettir. Bu konuşmaların önemli bir kısmı ise doğrudan meseleyle ilgili olmayan konuşmalardır. Bunun sebebi ise abdestin bizi şaşırtacak bir özelliğe sahip olmasıdır. Abdestin beden temizliğiyle ilişkisi, ilk dikkatimizi çeken özelliktir. Abdest üzerindeki konuşmalar daha çok beden temizliği ve sağlıklı yaşam üzerinden kurulur. 'Temizlikimandandır' denilince akla önce bu ilişki gelir. Halbuki temizlik din içinde başka bir anlamda kullanılmıştır. Temizlik önce kanaat anlamına gelir; böyle temizlik, zenginliğin ve huzurlu bir hayatın sebebi olarak emredilmiştir. Hz. Peygamber fakirlikten şikayette bulunan sahabesine 'Taharete devam edin ki, rızkınızbollaşsın' derken buna işaret etmiştir. Sahabe rızkın artmasıyla temizlik arasında ilişki nedir diye sormadan emrin hikmetini anlamışlardı. Temizlik yani gönültemizliği hakiki zenginliktir. Gönlü vegözü doymamış olanı mülk doyurmaz. Öyleyse ilk Müslüman, nesilde taharetin anlamı, daha gerçek ve daha geniş bir seviyede idrak edilmiştir. Abdest -sadece suyla değil- bazen toprakla alınır; bu kez adı teyemmüm olur. Teyemmümüntoprakla alınması insanın bedenindekikötü enerjinin toprağa verilmesininvesilesi sayılmıştır. Bunlar bütünüyle yanlış yorumlar kabul edilemez. Şari Teala, bir fiili emrettiğinde, onun hayatımızda birden çok faydası ortaya çıkabilir. Bunlar üzerinde konuşmak ve hikmetleri keşfetmek alimlerin görevidir. İnsanların dine hikmet ve güzel yöntemle davet edilmesinin gereklerinden birisi budur. Fakat ortada şöyle bir sorunvardır. Faydacı yaklaşım belli birnoktaya bizi götürse de işin özünüanlamamıza katkı sağlamıyor. İşin özünü anlayabilmek için bir an faydamızdan ve hatta beşeri dünyamızdan uzaklaşarak hakikatin kendi dünyasına doğru yol almamız gerekir. Kendi fayda ve zararımızın dışında düşünmediğimiz bir işi gerçekte düşünmüş olmayacağız. Bu nedenle insanın hakikati anlayabilmesi böyle bir sıçrama yapmasına bağlıdır.
ABDEST... GAFLETTEN UYANMAK O zaman şu soruyu sormalıyız: Bütün bedeni ve toplumsal faydalarının dışına çıkarsak Allah bize abdest almayı niçin emretti? Sorunun cevabı bizi günahlara neyin düşürdüğünü, bize Allah'ı neyin unutturduğunu bilmemize bağlıdır. Bir sufi 'en büyük günah varlığındır' demiştir. Bu söz Türkçe'ye aktarıldığı haliyle doğru anlaşılmaz. 'Varlığımız niçin günah olsun ki?' der geçebiliriz. Fakat sözün anlamını derinden düşününce hakikat bize kendini gösterir: İnsanın esas günahı ve gafleti kendini müstakil bir varlık saymasından kaynaklanır. Bu nedenle hazları peşinden koşar, bu nedenle Hakkı unutur. Öyleyse abdestin ilk maksadıbizi ilahi huzura hazırlayacak birayıklığı bize kazandırmaktır. Gaflettenuyanan insan huzura kabul edilir. GafilinHakkın huzurunda ne işi ola ki?
AKILLI İNSAN KİMDİR? Ehl-i beyt imamlarından İmam Cafer-i Sadık Hanefilik, mezhebinin kurucusu büyük İmam Ebu Hanife'ye şöyle sorar: 'Ey İmam! Akıllı insan kimdir?' Ebu Hanife şöyle cevap verir: 'Akıllı insan iyi ile kötüyü ayırt edebilin kişidir.' Yani aklın görevi iyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı ayırt etmektir. Bunu yapana ise akıllı denilir. İmam bu cevabı beğenmemiş, şöyle demiştir: 'Bunu herkes yapabilir. Her insan, iyinin ve kötünün ne olduğunu bilir.' Ebu Hanife İmam'a sormuş: 'Sizce akıllı insan kimdir?' O da şöyle demiştir: 'Akıllı insan ikihayır ile iki kötülüğü ayırt edebilen insandır.İki hayırlıdan daha hayırlısını iki kötülüktenise (zorda kalırsa) daha az kötü olanıseçebilen kişi akıllı insandır.'
BİR AYET
'Allah'ım, ey mülkün sahibi! Mülkü dilediğineverir, dilediğinden alırsın. Dilediğini aziz kılar, dilediğinizelil edersin. Hayır senin elindedir.' Müslümanlar kadere iman eder. Ancak kadereiman, bilinmezlik ve belirsizlik karşısında acizliktendoğan teslimiyet değildir; tam aksine her şeyi bilenhikmet sahibi bir Allah'a inanmaktan kaynaklananbir güven teslimiyet verir Müslümanlar'a. Kadereiman eden kederden emin olur bu demektir. Kadereiman, Allah'ın mülkün sahibi olmasına dayanır.Mülk her türlü güç, kuvvet ve iktidar demektir.Allah, mutlak iktidar sahibidir ve mülkünde dilediğişekilde tasarrufta bulunur. Mülkün ve iktidarın sahibikim ise tasarruf onundur. İnsana düşen ise ilahiiradeye teslimiyettir. Allah dilediğine mülkü verir veonu güçlü eyler; dilediğinden çeker alır. Bu duruminsanın sorumsuz olmasını gerektirmez. Allah'ınneyi murat ettiğini bilmediği için kendisine gösterilenhayırlarda bütün gücüyle çalışması gerekir.Müslümanlar kader meselesini yanlış yorumlayaraktembelliğe yönelmiş, tembelliklerini Allah'a imanabağlamışlardır. Böyle bir düşünce Müslümanlıklabağdaşmaz. Her şeyden önce Müslümanlar'ın nasıldavranacağının örneği Hz. Peygamber'dir. Hz. Peygamber,sürekli çalışmış, gayret üzere yaşamıştır.Tembellik dinde yasaklandığı gibi üretken olmakyüceltilmiştir. İnsanın sadece kendisi için değil,başka insanlara da hayrının ulaşabileceği şekildeüretken olması emredilmiştir. Bütün gücünü harcayaninsanın kadere iman ettiğinden söz edebiliriz.
BİR HADİS
'Müminin durumuna gıpta edilir. Her hali kendisiiçin hayır sebebidir. Sevinecek bir şey olsa şükreder;bu onun adına hayır olur. Başına bir bela gelecek olsasabreder, bu da onun için hayır olur.' Bu Hadis-i Şerif, müminin iki durumunu anlatır:Birincisi sıkıntılar, öteki sevinçler karşısındaki tavrıdır.Mümin insan başına gelen her şeyi bir sınav sayar. Bunedenle bir şeyin iyi veya kötü olması başa geldiğianda değil, sonundaki tavırla belli olur. İnsanın başınaneyin geldiğine değil, onun nasıl tepki gösterdiğinebakmak gerekir. Allah bazen sabredelim diye bazenşükredelim diye bizi sınar. Mümin sabrederse Allah'ayaklaşır, şükrederse hem nimet artar, hem Hakka yaklaşır.Bu nedenle müminin umudu tükenmez, moralibozulmaz. Hayat, hangi şekilde giderse gitsin sabırveya şükürle mümin insan hayır elde eder. Belalarasabreder nimetlere şükreder; mümin düşmektendolayı zayi olmayan kişidir. Hastalık, Allah'ın bir sınavıolduğu gibi sağlık başka bir sınavdır. Allah kulunasağlık nimetini soracağı gibi hastalıkta ise sabredipsabretmediğini sorar.
SORU-CEVAP
Tövbe nedir? Tövbe, insanın günahlarından pişman olması,Hakka ve O'nun emrine dönmesi demektir. Günahlarınsebebi gaflettir. Bu nedenle tövbe Allah'ı hatırlayarakO'na dönmektir. Kelimenin sözlük anlamıyönelmek, dönmektir. Müslüman alimler tövbeninşartları hakkında görüşler beyan etmiştir: Birincisipişmanlıktır. Kişinin günahtan vazgeçebilmesi içinonun Allah'ın yasakladığı bir günah ve kötü bir olduğunuanlaması gerekir. Günah hakkındaki bu bilinçtövbenin sebebidir. Bir işin günah olduğuna inanmakve onu yapmaktan dolayı pişmanlık tövbenin ilkgereğidir. Ardından insanın davranışını değiştirmesigerekir. İnsanın davranışını değiştirmesi günahın işgalettiği vakitleri amel ile doldurması demektir. Zatenher günah bir hayır işin vaktini çalar. Üçüncüsü isegelecekle ilgili karardır. Alimlerin bir kısmı gelecekhakkında kararlılık sahibi olması gerekir derken birkısmı gelecek hakkında sadece Allah'a sığınmakgerekir demiştir. Her ikisi aynı anlama gelir. Çünkübir insanın gelecekle ilgili hüküm vermesi mümkündeğildir. Bir daha gaflete düşüp günah işlememesiiçin Allah'a sığınması gerekir.