Cömertin malından bir şey eksilmez
Verene vermek Allah Teâlâ'nın Adet-i Sübhaniyesindendir. Üstelik Allah rızası için verenin alacağı karşılık, en az 10 kat fazla olacaktır
Giriş Tarihi:
Değerli dostlar, 'ikram' mecbur olunmadığı halde, daha istenmeden bir şeyi vermeye denilir. İstenildiğinde verilmesinin adı 'ihsan'dır. Allah Teâlâ'nın isimlerinden bir tanesi de 'Kerim'dir ki; ikram edenlerin en yücesi manasına gelir. Cömert kişi hem kendisinden istenileni vererek ihsan eder ve Allah Teâlâ'nın Muhsin ismiyle isimlenir hem de karşısındakiler bir şey istemeden verir ve bu hareketiyle de Rabbimizin Kerim ismiyle isimlenir.
Cömertlik öyle güzel bir huydur ki hem bu dünyada hem de ahirette kişiyi kurtarır.
Efendimiz (s.a.v.); " Cömertlik cennette bir ağaçtır, dalları dünyaya uzanır, kim ondan bir dal tutarsa onu cennete çeker" buyurmuştur.
Üstelik cömert kişinin vermesiyle malı eksilmez aksine artar.
Hz. Musa (a.s.) zamanında cömertliğiyle meşhur bir zât varmış. Bir gün Hazreti Musa (a.s.) Tur Dağı'na çıkarken, " Ya Musa, Hazreti Allah'a (c.c.) söyleyiversen de, bana artık mal mülk vermese, baş edemiyorum" demiş. Hazreti Musa (a.s.); " Peki arz ederim bu isteğini" diyerek yoluna devam etmiş. Cenâb-ı Hak ile görüştüğünde adamın dediğini arz etmiş. Allah Teâlâ'dan hitap gelmiş; "O kulum, diğer kullarıma karşı cömerttir, ihtiyaçlarını görür, kimseyi reddetmez. O verdiği sürece ben de ona vermeyi eksiltmem. Eğer ikramımın kesilmesini istiyorsa söyle ona, o da diğer kullarıma vermeyi kessin." Bu cevabı alan Hazreti Musa (a.s.) adamın yanına gelmiş, durumu anlatmış. Adam üzülerek, " Birisi benden bir şey istediğinde ben ona hayır diyemem ki Ya Musa! Ne yapalım bu duruma sabredeceğiz" demiş.
Dostlar bu dünyada güzel ahlaka dair her ne varsa Hazreti Allah'ın ahlakının yansıması, biz kullarına ihsanı ve de ikramıdır. İKRAM
EDENLERİN EN YÜCESİ MUHAKKAK Kİ RABBİMİZ ALLAH TEÂLÂ'DIR
Cenâbı Allah'ın biz kullarına, mahlukatına ikramı, bizleri vâr etmesinden önceye uzanır. Bu dünyaya insan evladı olarak, ahseni takvim (en güzel yaratılış) üzere gelmeyi, Efendimiz'in (s.a.v.) ümmeti olmayı, imanla, böyle bir ortamda, böyle müslüman bir ülkede yaşamayı, sahip olduğumuz onca nimeti daha biz istemeden bize ikram etmiştir, Cenâb-ı Hak. Hiçbir mecburiyeti yokken, yoktan var etmiştir bizleri.
Peygamberler göndermiş, bizleri başıboş bırakmamış, kendini bildirmiş ve peygamberleri vasıtasıyla kulluğu, ibadeti, güzel ahlakı öğretmiştir bizlere.
Alacağımız, vereceğimiz nefese kadar, ihtiyaç duyacağımız herşeyi biz dünyaya gelmeden bizlere ikram etmiş, öylece bizi bu hayat sahnesine çıkarmıştır.
Daha acayibini söyleyeyim, Cenâb-ı Allah'a dua ederiz ve O da duamıza icabet edip isteğimizi ihsan eder. Yani Muhsindir, istenileni verir.
Dostlar, Allah Teâlâ'nın, Muhsin oluşu bile bizlere bir ikramıdır. Daha biz yokken, isteklerimiz yokken Allahımızın (c.c.) adeta, yaratacağım kullarım benden isteyecek ve Ben de Allahlığımla onların istediklerini vereceğim, Muhsin olacağım demesi ve olması, Rabbimizin bize bir ikramı değil de nedir?
CÖMERT CENNET'TE CİMRİ CEHENNEM'DEDİR
Kıymetli dostlar, cömertliğin cennetten bir ağaç olduğunu buyurduğu hadisin devamında Efendimiz (s.a.v.) cimriliğin de cehennemden bir ağaç olduğunu, dünyada dallarına tutunanın da ahirette yerinin cehennem olacağına dair ümmetini ikaz etmiştir.
Cimri kişi, topladığı şeyleri bırakın paylaşmayı kendisi için bile harcamaktan, sarf etmekten korkar. Korkusunun sebebi ise, elindekiler giderse tekrar kazanamamaktır.
Dostlar bu aslında Allah Teâlâ'ya itimat etmemektir. Bu korkunun altında cömertlik, ikram, ihsanla ilgili âyetlerle, hadislerle beyan buyrulanlara inanmamak yatar.
O sebeple kişi cimriliğini farkedip tedavi etmezse, ahiretteki sonu hüsran olacaktır. Allah (c.c.) ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun.
Cömertlik ise imanla giden kişiyi ahirette saadete kavuşturacak, günahlarını örtecek bir huydur.
Meşhur hadistir: Bir gün ashabdan bir zat vefat eder. Cenaze namazından sonra, orada bulunanlardan bazıları, ölen kişi hakkında hoş olmayan şeyler söyler. Efendimiz (s.a.v.), onları susturur ve "Bu kişi cömert bir insandı. Yarın yevm-i mahşerde, bu söylediklerinizden dolayı utanırsınız" buyurmuştur.
CÖMERT OLMAK İSTEYEN ÖNCE AİLESİNE VE AKRABASINA VERSİN
Dostlar, gerek isteyene gerek istenmeden vermenin ne büyük ve güzel bir ahlak olduğunu, ahirette kişinin karşısına muhakkak çıkacağını yerimiz elverdiğince yazmaya çalıştık. Yalnız bir şey var ki, onu anlatmazsak, yazımız eksik olacak o da; Cömertliğin ölçüsü ve muhatapları.
Cenâb-ı Allah, her alanda israfı yasaklamıştır.
Yani kişi, cömert olacağım diye çoluk çocuğunun rızkından eksiltme, onları zillete düşürme, başka cömertlerin eline bakar hale getirme hakkına sahip değildir. Kişinin evinin ihtiyaçlarını görmesi bile Allah katında sadaka hükmündedir. Yani cömertliktendir.
İkincisi de, infak etmeye, yardım etmeye, cömertliğe akrabadan ve yakın çevreden başlama zorunluluğu vardır. Şöyle ki; annesi, babası, kardeşi, amcası, teyzesi veya uzak akrabalarından birisi ihtiyaç sahibiyken, kişinin sadaka için biriktirdiği parasının tamamını gidip de falanca ülkedeki ihtiyaç sahiplerine vermesi, pek akıllıca bir davranış olmaz.
Çünkü kişi, eğer imkanı varsa aile ve akrabalarından hatta komşularından bile mes'ul'dür. Bu sözümüzden, yabancı ülkelerdeki muhtaçlara yardım edilmesin diye bir şey anlaşılmasın lütfen.
Tabi ki oralara da yardım elimizi uzatacağız ama bunu yaparken esas sorumlu olduğumuz kimseleri unutmayacağız. Hazreti Mevlana'nın (k.s.) tabiriyle öncelikle; 'Mes'ul olduğumuz şeyle meşgul olacağız.' Bir önemli not daha, aile, akraba, komşu yani mes'ul olduğumuz çevredekilerin istemeye utandığı, yüzünün tutmadığı olur. Onların halini, ihtiyacını bilmekten de yine bizzat sorumluyuz.
Yani; haberim yoktu sözünü, ancak araştırıp, soruşturduğu halde gerçekten haberi olmayan söyleyebilir. Diğer türlü oturduğu yerden habersiz kalanlar bu sorumluluğu başlarından kolaycacık savamazlar, haberleri olsun.
Dostlar dikkat ettiniz mi, sadaka için biriktirdiği, insanlara vermek için ayırdığı paradan diyoruz, yani vermek için kişinin gayret etmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz.
Allah şefaatine erdirsin, merhum hocam anlatmıştı. Bir dönem geçim sıkıntısı çeker olmuş, şeyhi de ona (demek ki o zamanlar tekkeler açıkmış) zekat vermek için para biriktirmesini söylemiş. O sene zekatını verdikten sonraki yıllarda rahat rahat zekatını verecek hale gelmiş.
Yani Allah Teâlâ adetini bozmamış, verene vermiş vesselam.
BEN ONUN RIZKINI YÜZ SENEDİR KESMEDİM
Misafirsiz sofraya oturmayan Halilullah olan Kerem sahibi, Hazreti İbrahim Aleyhisselam'ın misafirhanesine bir hafta boyunca hiç kimse gelmemişti.
Bu duruma dayanamayıp üzülen Hz İbrahim (a.s.) misafir aramak üzere evinden çıktı ve yollara düştü. Sonunda kırda, saçı sakalı kar gibi ağarmış yapayalnız, beli bükük, bir ihtiyar gördü. Ona iltifat ederek, kerim insanların adeti üzere misafirhanesine davet etti. _ "Ey Mübarek ihtiyar!
Buyur gel, bir lutufta bulun da yemeği bizde yiyelim" dedi.
İhtiyar, Hz İbrahim'in (a.s.) ahlakını bildiği için teklifi kabul etti.
Hz. İbrahim'in (a.s.) adamları o gösterişsiz ihtiyarı izzet ve saygı ile karşıladı.
Yürümekte bile güçlük çeken bu ihtiyar adama büyük iltifat edip yer gösterdiler. Peygamber işaret edince sofralar kuruldu ve herkes onun çevresinde toplandı. Yemeğe başlarken herkes "BİSMİLLAH" dedikleri halde, ihitiyar Allah'ın adını anmadan yemeğe başlamıştı.
Hz İbrahim (a.s.) : _ Ey çok yaşamış olan adam!
İhtiyarlar dini hususda titiz ve hararetli olurlar. Ben yaşlılardaki kulluğu ve samimiyeti sende göremiyorum.
Neden Besmele çekmedin?
Yemeğe başlarken Allah'ı anmak, O'nun mübarek ve mukaddes adını zikretmek şart değil mi? Diye sordu.
Bu sözü işiten ihtiyar şöyle cevap verdi: _ Ama ben bir Ateşperestim!
Pirimden işitmediğim bir yolda gidemem.
Onun, Allah'ın dinine yabancı olduğunu görüp çok üzülen Hz.İbrahim (a.s.): _ Bizim dinimize yabancı olan münkir ve murdarın temizlerin yanında yeri yok.
Diyerek misafirini paylayarak, kovdu.
Bunun üzerine Cebrâil (a.s.), Cenâb-ı Hak tarafından gelerek Hz İbrahim'e şöyle hitap etti: _ "Ya İbrahim, ben bu ihtiyarı yüz yıldır yaşatıyor ve rızık veriyorum. Sen ise ona sabredemedin. O ateşe secde ediyor diye, sen neden cömertliğinden vazgeçiyorsun?
Sen ondan kerem elini ne diye ceki-yorsun?" Hz. İbrahim (a.s.) bu uyarı üzerine, hemen adamın ardından yetişti ve kendisinden özür diledi. İhtiyar ateşperest kendisinden niçin özür dilediğini sorunca da olup biteni anlattı. Bunun üzerine ihtiyar adam; _ Düşmanı için dostunu azarlayan bir Allah, ne kadar büyüktür! İbrahim'in Allah'ı ne kadar yüce ve dini ne güzel dinmiş, meğer diyerek iman etti.
AYET-İ KERİME
Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Âl-i İmran 274
HADiS-İ ŞERİF
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, hayır yapma hususunda insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu ay ise, Ramazan ayı idi. Cebrâil, her sene Ramazan ayında Resulüllahla buluşur, ta ayın sonuna kadar Resulüllah ona Kur'ânı baştan sona okuyup dinletirdi.Cebrail'le buluştuğu zaman, Resulüllah, hayır yapmada esen rüzgardan daha cömert olurdu. Buhari, Müslim
Zekat veren, misafire yemek yediren, felakete uğrayanlara yardımda bulunan kişi, cimrilikten kurtulmuştur. Taberâni
SORDUM ÖĞRENDİM
Yatarak Kur'ân okumak veya dua etmekte bir sakınca var mıdır?
Ayakta, oturarak veya yatarak zikir yapılmasında, dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Kur'ân-ı Kerim'de: " Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar." (Âl-i İmran 191) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) sağ tarafı üzerine yatar, şöyle dua ederdi: " Allah'ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin Peygambere inandım" (Buhari)
DUA
Dilde kolay mizanda ağır gelen dua Subhanallahi ve bi hamdihi Subhanallahi-l azim
Cömertlik öyle güzel bir huydur ki hem bu dünyada hem de ahirette kişiyi kurtarır.
Efendimiz (s.a.v.); " Cömertlik cennette bir ağaçtır, dalları dünyaya uzanır, kim ondan bir dal tutarsa onu cennete çeker" buyurmuştur.
Üstelik cömert kişinin vermesiyle malı eksilmez aksine artar.
Hz. Musa (a.s.) zamanında cömertliğiyle meşhur bir zât varmış. Bir gün Hazreti Musa (a.s.) Tur Dağı'na çıkarken, " Ya Musa, Hazreti Allah'a (c.c.) söyleyiversen de, bana artık mal mülk vermese, baş edemiyorum" demiş. Hazreti Musa (a.s.); " Peki arz ederim bu isteğini" diyerek yoluna devam etmiş. Cenâb-ı Hak ile görüştüğünde adamın dediğini arz etmiş. Allah Teâlâ'dan hitap gelmiş; "O kulum, diğer kullarıma karşı cömerttir, ihtiyaçlarını görür, kimseyi reddetmez. O verdiği sürece ben de ona vermeyi eksiltmem. Eğer ikramımın kesilmesini istiyorsa söyle ona, o da diğer kullarıma vermeyi kessin." Bu cevabı alan Hazreti Musa (a.s.) adamın yanına gelmiş, durumu anlatmış. Adam üzülerek, " Birisi benden bir şey istediğinde ben ona hayır diyemem ki Ya Musa! Ne yapalım bu duruma sabredeceğiz" demiş.
Dostlar bu dünyada güzel ahlaka dair her ne varsa Hazreti Allah'ın ahlakının yansıması, biz kullarına ihsanı ve de ikramıdır. İKRAMEDENLERİN EN YÜCESİ MUHAKKAK Kİ RABBİMİZ ALLAH TEÂLÂ'DIR
Cenâbı Allah'ın biz kullarına, mahlukatına ikramı, bizleri vâr etmesinden önceye uzanır. Bu dünyaya insan evladı olarak, ahseni takvim (en güzel yaratılış) üzere gelmeyi, Efendimiz'in (s.a.v.) ümmeti olmayı, imanla, böyle bir ortamda, böyle müslüman bir ülkede yaşamayı, sahip olduğumuz onca nimeti daha biz istemeden bize ikram etmiştir, Cenâb-ı Hak. Hiçbir mecburiyeti yokken, yoktan var etmiştir bizleri.
Peygamberler göndermiş, bizleri başıboş bırakmamış, kendini bildirmiş ve peygamberleri vasıtasıyla kulluğu, ibadeti, güzel ahlakı öğretmiştir bizlere.
Alacağımız, vereceğimiz nefese kadar, ihtiyaç duyacağımız herşeyi biz dünyaya gelmeden bizlere ikram etmiş, öylece bizi bu hayat sahnesine çıkarmıştır.
Daha acayibini söyleyeyim, Cenâb-ı Allah'a dua ederiz ve O da duamıza icabet edip isteğimizi ihsan eder. Yani Muhsindir, istenileni verir.
Dostlar, Allah Teâlâ'nın, Muhsin oluşu bile bizlere bir ikramıdır. Daha biz yokken, isteklerimiz yokken Allahımızın (c.c.) adeta, yaratacağım kullarım benden isteyecek ve Ben de Allahlığımla onların istediklerini vereceğim, Muhsin olacağım demesi ve olması, Rabbimizin bize bir ikramı değil de nedir? CÖMERT CENNET'TE CİMRİ CEHENNEM'DEDİR
Kıymetli dostlar, cömertliğin cennetten bir ağaç olduğunu buyurduğu hadisin devamında Efendimiz (s.a.v.) cimriliğin de cehennemden bir ağaç olduğunu, dünyada dallarına tutunanın da ahirette yerinin cehennem olacağına dair ümmetini ikaz etmiştir.
Cimri kişi, topladığı şeyleri bırakın paylaşmayı kendisi için bile harcamaktan, sarf etmekten korkar. Korkusunun sebebi ise, elindekiler giderse tekrar kazanamamaktır.
Dostlar bu aslında Allah Teâlâ'ya itimat etmemektir. Bu korkunun altında cömertlik, ikram, ihsanla ilgili âyetlerle, hadislerle beyan buyrulanlara inanmamak yatar.
O sebeple kişi cimriliğini farkedip tedavi etmezse, ahiretteki sonu hüsran olacaktır. Allah (c.c.) ümmeti Muhammedi muhafaza buyursun.
Cömertlik ise imanla giden kişiyi ahirette saadete kavuşturacak, günahlarını örtecek bir huydur.
Meşhur hadistir: Bir gün ashabdan bir zat vefat eder. Cenaze namazından sonra, orada bulunanlardan bazıları, ölen kişi hakkında hoş olmayan şeyler söyler. Efendimiz (s.a.v.), onları susturur ve "Bu kişi cömert bir insandı. Yarın yevm-i mahşerde, bu söylediklerinizden dolayı utanırsınız" buyurmuştur. CÖMERT OLMAK İSTEYEN ÖNCE AİLESİNE VE AKRABASINA VERSİN
Dostlar, gerek isteyene gerek istenmeden vermenin ne büyük ve güzel bir ahlak olduğunu, ahirette kişinin karşısına muhakkak çıkacağını yerimiz elverdiğince yazmaya çalıştık. Yalnız bir şey var ki, onu anlatmazsak, yazımız eksik olacak o da; Cömertliğin ölçüsü ve muhatapları.
Cenâb-ı Allah, her alanda israfı yasaklamıştır.
Yani kişi, cömert olacağım diye çoluk çocuğunun rızkından eksiltme, onları zillete düşürme, başka cömertlerin eline bakar hale getirme hakkına sahip değildir. Kişinin evinin ihtiyaçlarını görmesi bile Allah katında sadaka hükmündedir. Yani cömertliktendir.
İkincisi de, infak etmeye, yardım etmeye, cömertliğe akrabadan ve yakın çevreden başlama zorunluluğu vardır. Şöyle ki; annesi, babası, kardeşi, amcası, teyzesi veya uzak akrabalarından birisi ihtiyaç sahibiyken, kişinin sadaka için biriktirdiği parasının tamamını gidip de falanca ülkedeki ihtiyaç sahiplerine vermesi, pek akıllıca bir davranış olmaz.
Çünkü kişi, eğer imkanı varsa aile ve akrabalarından hatta komşularından bile mes'ul'dür. Bu sözümüzden, yabancı ülkelerdeki muhtaçlara yardım edilmesin diye bir şey anlaşılmasın lütfen.
Tabi ki oralara da yardım elimizi uzatacağız ama bunu yaparken esas sorumlu olduğumuz kimseleri unutmayacağız. Hazreti Mevlana'nın (k.s.) tabiriyle öncelikle; 'Mes'ul olduğumuz şeyle meşgul olacağız.' Bir önemli not daha, aile, akraba, komşu yani mes'ul olduğumuz çevredekilerin istemeye utandığı, yüzünün tutmadığı olur. Onların halini, ihtiyacını bilmekten de yine bizzat sorumluyuz.
Yani; haberim yoktu sözünü, ancak araştırıp, soruşturduğu halde gerçekten haberi olmayan söyleyebilir. Diğer türlü oturduğu yerden habersiz kalanlar bu sorumluluğu başlarından kolaycacık savamazlar, haberleri olsun.
Dostlar dikkat ettiniz mi, sadaka için biriktirdiği, insanlara vermek için ayırdığı paradan diyoruz, yani vermek için kişinin gayret etmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyoruz.
Allah şefaatine erdirsin, merhum hocam anlatmıştı. Bir dönem geçim sıkıntısı çeker olmuş, şeyhi de ona (demek ki o zamanlar tekkeler açıkmış) zekat vermek için para biriktirmesini söylemiş. O sene zekatını verdikten sonraki yıllarda rahat rahat zekatını verecek hale gelmiş.
Yani Allah Teâlâ adetini bozmamış, verene vermiş vesselam.
BEN ONUN RIZKINI YÜZ SENEDİR KESMEDİM
Misafirsiz sofraya oturmayan Halilullah olan Kerem sahibi, Hazreti İbrahim Aleyhisselam'ın misafirhanesine bir hafta boyunca hiç kimse gelmemişti.
Bu duruma dayanamayıp üzülen Hz İbrahim (a.s.) misafir aramak üzere evinden çıktı ve yollara düştü. Sonunda kırda, saçı sakalı kar gibi ağarmış yapayalnız, beli bükük, bir ihtiyar gördü. Ona iltifat ederek, kerim insanların adeti üzere misafirhanesine davet etti. _ "Ey Mübarek ihtiyar!
Buyur gel, bir lutufta bulun da yemeği bizde yiyelim" dedi.
İhtiyar, Hz İbrahim'in (a.s.) ahlakını bildiği için teklifi kabul etti.
Hz. İbrahim'in (a.s.) adamları o gösterişsiz ihtiyarı izzet ve saygı ile karşıladı.
Yürümekte bile güçlük çeken bu ihtiyar adama büyük iltifat edip yer gösterdiler. Peygamber işaret edince sofralar kuruldu ve herkes onun çevresinde toplandı. Yemeğe başlarken herkes "BİSMİLLAH" dedikleri halde, ihitiyar Allah'ın adını anmadan yemeğe başlamıştı.
Hz İbrahim (a.s.) : _ Ey çok yaşamış olan adam!
İhtiyarlar dini hususda titiz ve hararetli olurlar. Ben yaşlılardaki kulluğu ve samimiyeti sende göremiyorum.
Neden Besmele çekmedin?
Yemeğe başlarken Allah'ı anmak, O'nun mübarek ve mukaddes adını zikretmek şart değil mi? Diye sordu.
Bu sözü işiten ihtiyar şöyle cevap verdi: _ Ama ben bir Ateşperestim!
Pirimden işitmediğim bir yolda gidemem.
Onun, Allah'ın dinine yabancı olduğunu görüp çok üzülen Hz.İbrahim (a.s.): _ Bizim dinimize yabancı olan münkir ve murdarın temizlerin yanında yeri yok.
Diyerek misafirini paylayarak, kovdu.
Bunun üzerine Cebrâil (a.s.), Cenâb-ı Hak tarafından gelerek Hz İbrahim'e şöyle hitap etti: _ "Ya İbrahim, ben bu ihtiyarı yüz yıldır yaşatıyor ve rızık veriyorum. Sen ise ona sabredemedin. O ateşe secde ediyor diye, sen neden cömertliğinden vazgeçiyorsun?
Sen ondan kerem elini ne diye ceki-yorsun?" Hz. İbrahim (a.s.) bu uyarı üzerine, hemen adamın ardından yetişti ve kendisinden özür diledi. İhtiyar ateşperest kendisinden niçin özür dilediğini sorunca da olup biteni anlattı. Bunun üzerine ihtiyar adam; _ Düşmanı için dostunu azarlayan bir Allah, ne kadar büyüktür! İbrahim'in Allah'ı ne kadar yüce ve dini ne güzel dinmiş, meğer diyerek iman etti.
AYET-İ KERİME
Mallarını gece gündüz; gizli ve açık Allah yolunda harcayanlar var ya, onların Rableri katında mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olacak değillerdir. Âl-i İmran 274
HADiS-İ ŞERİF
Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, hayır yapma hususunda insanların en cömerdi idi. En cömert olduğu ay ise, Ramazan ayı idi. Cebrâil, her sene Ramazan ayında Resulüllahla buluşur, ta ayın sonuna kadar Resulüllah ona Kur'ânı baştan sona okuyup dinletirdi.Cebrail'le buluştuğu zaman, Resulüllah, hayır yapmada esen rüzgardan daha cömert olurdu. Buhari, Müslim
Zekat veren, misafire yemek yediren, felakete uğrayanlara yardımda bulunan kişi, cimrilikten kurtulmuştur. Taberâni SORDUM ÖĞRENDİM
Yatarak Kur'ân okumak veya dua etmekte bir sakınca var mıdır?
Ayakta, oturarak veya yatarak zikir yapılmasında, dua edilmesinde bir sakınca yoktur. Kur'ân-ı Kerim'de: " Onlar ayakta iken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah'ı anarlar." (Âl-i İmran 191) buyurulmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) sağ tarafı üzerine yatar, şöyle dua ederdi: " Allah'ım! Kendimi sana teslim ettim. Yüzümü sana çevirdim. İşimi sana ısmarladım. Rızanı isteyerek, azabından korkarak sırtımı sana dayadım, sana sığındım. Sana karşı yine senden başka sığınak yoktur. İndirdiğin kitaba ve gönderdiğin Peygambere inandım" (Buhari)
DUA
Dilde kolay mizanda ağır gelen dua Subhanallahi ve bi hamdihi Subhanallahi-l azim