İbadetlerin bütün sevabını bitiren, kalpteki imanı ve tâat duygusunu tamamıyla öldüren büyük nifak; Riya

Gösteriş, yani riya, insanın kulluk şuurunu tamamen kaybetmesine yol açar.

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
İbadetlerin bütün sevabını bitiren, kalpteki imanı ve tâat duygusunu tamamıyla öldüren büyük nifak;  Riya
* Riya, yani gösteriş, hem Cenâb-ı Hakk'a kulluğumuzda hem de insanlar arası münasebetlerimizde bizi şahsiyet olarak erozyona ve deformasyona maruz bırakır.
Allah'la olan münasebet riya yüzünden ihlassız olur. Bundan dolayı amel ve tâat adına hiçbir şey kalmadığı gibi, kişi kulluk derecesinden düşer. İnsanlarla münasebet sahte olduğundan dolayı hem ilişkiler bozulur hem de halkın muhabbetinden, hakkımızdaki iyi şehadetinden mahrum kalmış oluruz.

* Riya, nefsin kötü sıfatlarından, yani Allah Teâlâ'nın sevmediği, kulda bulunmaması gereken davranışlardandır. Bazı âlimler ibadetlerde başkasına gösteriş yapma meselesi yani riyayı, Allah'a ortak koşma şeklinde izah etmişlerdir.
Çünkü maalesef riya yapan kişi sadece Allah Teâlâ'ya yapması gereken bir ibadeti başkaları görsün diye de yaparak şirk çukuruna düşmüş olur. Bazı âlimler ise şöyle der; "Riya, ahirette de dünyada da cezası verilecek kötü bir ameldir." Gizli şirk denebilir fakat şirk sayılmaz. Ama bir insan "Şimdi bu ibadeti ya da her zaman yaptığım güzel davranışı burada herkesin içinde yaparsam bana gösteriş yapıyor derler, onun için yapmayayım da yani ibadeti de terk edeyim ki bana riyakâr demesinler." diye düşünürse işte bu kimse riya yapmaz, ameli yok ki riya yapsın. Ancak bu düşüncesinden dolayı müşrik olur. Çünkü başkalarının kendisi hakkındaki hoş fikirleri, onu Allah'ın farzını yapmamaya sevk etmiştir.

Riya manevi bir kalp hastalığıdır ve sahibini ruhen öldürür
*
Evet, riya tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Bu hastalığın en kötü taraflarından birisi de kişi çalıştığı halde kaybeder. Namaz kılmak, oruç tutmak, hayır-hasenat yapmak, bunların hepsi birer gayret ve lütuftur. İhtimam ve dikkat isteyen işlerdir. Bir kişi hem bunları yapar da sevabından mahrum olur, hem bunları yapar da buna rağmen Allah'ın sevgisinden düşerse bu acınacak bir haldir. Bu durum sabahtan akşama kadar mesai harcayıp kazandığı parayı ve kârı değil başkasına vermek, çöpe atmaktır.
Hz. Ömer (r.a.) "Şu manastırda yaşayan Hristiyan keşişlere çok acıyorum, hatta o kadar ki Mekkeli müşriklere bile bu kadar üzülmüyorum." buyurmuş. Yanındakiler "Niçin Ya Ömer?" demişler. O da şöyle buyurmuş; "Müşrikler ve kâfirler zaten haydut ve terbiyesiz insanlar. Her türlü azgınlığı yapıyorlar, fakat bu dünyanın da yiyeceğinden içeceğinden ve zevkinden tadıyorlar. Öylece cehennem yolculuğunu devam ettiriyorlar. Fakat şu manastırda yaşayan Hristiyan keşişler var ya, bu adamlar in gibi yerde yaşıyor, sabahtan akşama kadar dua ediyor, evlenmiyor, yiyip içmiyor, dünya nimetlerinden de istifade edemiyorlar. Fakat Hz. İsa'ya Allah'ın oğlu veya üçün biri dedikleri için yine de cehennemden kurtulamayacaklar. Hem dünyada kendilerini mahrum ediyorlar hem de ahiretten zırnık alamayacaklar. Bu sebepten çok acıyorum."
İşte riya ile ibadet yapan adamın hali de Allah muhafaza eylesin buna benzer. Hem yorulur, emek verir, hem de manevi kazancını yele veya yanacak olan şeytanın ve nefsin eline verir.

Riyanın tedavisine ilimle, bilmekle ve kendini çok dikkatli kontrol etmekle başlanmalıdır
* Bir kere insan ibadetlerde gösterişin Allah Teâlâ'nın gadabını cezbedecek, hiç hoşlanmadığı bir hareket olduğunu bilmesi lazım. İkinci mesele, bunu küçük bir günah gibi asla görmemesi lazım. Riya kalbî bir hastalık olduğu için amelî hastalıklardan daha ağır ve tehlikelidir. Mesela bir adam içki içiyordur, içkiyi bırakır. Kumar oynuyordur, tövbe eder kumarı terk eder.
Namaz kılmıyordur yahut oruç tutmuyordur, Allah hidayet eriştirir, namaza başladığı andan itibaren artık o düzelir.
Fakat riya hemencecik düzelmez. Çok ciddi takip ister, ayrıca nasıl mücadele edileceğini bilecek şekilde ilim ister. Kur'an-ı Kerîm'de yirmi küsur yerde Cenâb-ı Hak "Yazıklar olsun, perişan olsunlar" ifadesini zikretmiştir. Bu kınanan topluluklardan birisi de riya ile ibadet ve dua eden kimselerdir. Riyanın dünyada, hakkımızda iyi dedikodulardan başka hiçbir karşılığı yoktur.

Riya hastalığının bulaşamayacağı hiçbir amel yoktur
* Allah muhafaza eylesin riya, kalpte olan bir hastalıktır demiştik. Dikkat edilirse imanın yeri de kalptir. Dolayısıyla riya, kişinin doğrudan imanını etkiler. Bazı günahlar toprağa bir necasetin düşmesi gibidir. O necaseti oradan temizler kazır atarsınız, pis olan şey toprağın her yerine bulaşmaz. Fakat riya gibi kalbî hastalıklar bir süt kazanının içerisine damlayan idrar gibidir. O küçük gibi görünen necaset, bütün sıvıyı ve sütü murdar eder, pisletir.
Riya vücudun manevi kimyasını bozar ve bütünü temizlenmez, dikkat edilmezse, tamamına bulaşır sirayet eder. Aslında şu hadisi şerif konuyu tamamıyla özetlemektedir.
Şüfeyyü'l-Esbâhî, Hz. Ebû Hüreyre'den naklediyor: "Resûlullah (s.a.s.) buyurdular ki:
"Kıyamet günü ilk çağrılacaklar, Kur'ân'ı ezberleyen biri, Allah yolunda öldürülen biri ve bir de çok malı olan biridir.
Allah Teâlâ Hazretleri Kur'ân okuyana:
"Ben Resûlüme inzal buyurduğum şeyi sana öğretmedim mi?" diye soracak.
Adam: "Evet yâ Rabbi!" diyecek.
"Bildiklerinle ne amelde bulundun?" diye Rabb Teâlâ tekrar soracak.
Adam: "Ben onu gündüz ve gece boyunca okurdum" diyecek.
Allâhu Teâlâ Hazretleri: "Yalan söylüyorsun!" diyecek.
Melekler de ona: "Yalan söylüyorsun!" diye çıkışacaklar.
Allâhu Teâlâ Hazretleri ona: "Bilakis sen, "Falanca Kur'an okuyor" densin diye okudun ve bu da söylendi" der.
Sonra, mal sahibi getirilir.
Allah Teâlâ Hazretleri: "Ben sana bolca mal vermedim mi?
Hatta o kadar bol verdim ki, kimseye muhtaç olmadın?"
der.
Zengin adam, "Evet Yâ Rabbi" der
. "Sana verdiğimle ne amelde bulundun?" diye Rabb Teâlâ sorar.
Adam: "Sıla-i rahimde bulunur ve tasadduk ederdim" der.
Allâhu Teâlâ Hazretleri: "Bilakis sen: "Falanca cömerttir" desinler diye bunu yaptın ve bu da denildi" der.
Sonra Allah yolunda öldürülen getirilir.
Allah Teâlâ Hazretleri: "Niçin öldürüldün?" diye sorar.
Adam: "Senin yolunda cihadla emrolundum.
Ben de öldürülünceye kadar savaştım"
der.
Hakk Teâlâ ona: "Yalan söylüyorsun!" der.
Ona melekler de: "Yalan söylüyorsun!" diye çıkışırlar.
Allah Teâlâ Hazretleri ona tekrar: "Bilakis sen: "Falanca cesurdur" desinler diye düşündün ve bu da söylendi" buyurur.
Sonra (Resûlullah (s.a.s.) Ebû Hüreyre'nin dizine vurup): "Ey Ebû Hüreyre! Bu üç kimse, Kıyamet günü, cehennemin, aleyhlerinde kabaracağı Allah'ın ilk üç mahlûkudur!" dedi."
"Riyakâra, kıyamette "Ey fâcir! Ey hileci!
Ey riyakâr! Senin amelin boşa gitti. Ecrin yanıp kül oldu. Git, kime amel ediyor idiysen ondan ecrini ve mükâfatını al" denir." (İbn Ebi Dünya)
Riya Hastalığı, Cenâb-ı Hakk'ı çokça zikretmek, ihlasla hareket etmeye çalışmakla engellenir. Ancak kişinin tek Başına tedavi edebileceği bir hastalık değildir. Allah Teâlâ'ya karşı samimiyet ve ilmimizi artırabilecek iyi bir gönül ehli, sohbet halakaları ve hal sahibi insanların rehberliğinden istifade edilmelidir.

* * *
GÖNÜL SAHİFESİ
Vakti
zamanında bir kişi ilim tahsili için seneleri sarf edip mezun olmuş. Mezuniyet vesikasını almış, evine dönerken yolda elma görmüş, düşünmeden yemeye başlamış, yerken de aklına gelmiş, "Ben ne yapıyorum?
Bu benim değil" diye.
Sahibini bulmuş, "Efendim, hakkınızı helal edin, sizin elmalardan yedim" deyince. "Sen Allah'tan korkmuyor musun?" demiş bahçenin sahibi. Adam "Korktuğum için buradayım" diyerek mukabelede bulunmuş. "Bu kadar kolay mı kurtulacağını zannediyorsun? Haram işledin, benim helalliğimi almak zorundasın bunun için de bana hizmet edeceksin" diye çıkışmış bahçenin sahibi ve "Sen nereden geliyorsun" demiş. Adam. "İlim öğrenme yolundan" demiş. "Peki, sen ilmin başını öğrendin mi?" demiş. Adam. "Yok" demiş. "İki kere hata" demiş bahçe sahibi. "Bu kadar yol tep sen, benim bahçeme girip şunu da ye, bir de ilmin de başını öğrenmemişsin.
İlim neyle başlar?" diye sormuş. "Öğrenmedim" demiş. "6 ay çalışırsan öğretirim sana." demiş bahçe sahibi. Adam çetele tutuyor, her şeyi yazıyor. "Efendi, 6 ay doldu" demiş. "Biliyorum. Geç, karşıma otur. Bak, ilmin başı sabırdır. Bu kadar." deyince. "Bunu mu söyleyecektin?" diye kızmış adam. "Sen ne zannediyorsun sabrı?" diye sormuş bahçe sahibi de. Adamcağız perişan olmuş. "Allah seni ıslah etsin" demiş. "Ama bak, sen bu ilmin başını öğrendin. Sonundakiyle birleştirince ne güzel olacak, değil mi?" demiş. "Ne sonu?" demiş. "Sen ilmin sonunu bilmiyor musun? Sonuyla birleştirdiğinde işe yarar bu." demiş. "Yapma, etme, söyle" demiş. "Olmaz, 6 ay." demiş bahçe sahibi. "Böyle hainlik mi olur?" demiş. "Ama kabahat sende. Sen eksik tahsil yapmışsın, ben ne yapayım?" demiş. "Baştaki sabrı sonundakiyle birleştirdin mi, hayatın kurtuldu" demiş. "Tamam. Şunu 2 ay yapsak" demiş, "Yok, 6 ay" demiş adam. 6. ayın sonu, heyecanla bekliyor, kalbi küt küt atıyor. Âşık, ilme âşık. Tahmin ettiğiniz gibi, bahçe sahibi karşısına oturtmuş, "Evet, ilmin sonu sabırdır" demiş. "Allah belanı versin.
Bu mu? Sen beni çalıştırmak için bana oyun oynadın…" demiş.
Ama içine oturmuş. Hasılı çıkmış yola memleketine gelmiş ve evinin yolunu tutmuş. Derken hanesine gelmiş, "Acaba hâlleri nice, bir pencereden bakayım" demiş. Bir bakmış ki, hanımefendi, kucağında bir tane erkek, saçlarını okşuyor. "Allah belanı vermesin senin. Aradan bu kadar sene geçmiş, ama insan bu kadar mı vefasız olur? O kadar mektup yazdım, o kadar şey gönderdim, sen de muhabbetini ilan ettin" demiş. Hançerine davranmış, sonra bahçe sahibinin yanında bir sene çalışması hatırına gelmiş.
Sabır! Kapıyı vurmuş. "Dur bakalım, bir hesabı soralım, sabredelim" demiş. Güle oynaya ikisi beraber kapıyı açmışlar. "Bu kim?" demiş. "Giderken hamileydim. Bu da senin oğlun, çocuğun" demiş hanımı.

* * *
AYET-i KERiME
* "Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o, yetimi itip kakar; Yoksulu doyurmaya teşvik etmez; Yazıklar olsun o namaz kılanlara ki, Onlar namazlarını ciddiye almazlar. Onlar gösteriş yapanlardır, Ve hayra da mâni olurlar."
Maun Suresi

* * *
Hz. İnsan'dan insana sesleniş
HADiS-i ŞERiF
* "Sizler için Mesih Deccal'den daha tehlikeli olan şeyi sizlere bildireyim mi?"
Dediler ki: "Evet, bildir."
Dedi ki: "Gizli şirktir.
Şöyle ki; bir adam kalkıp namaz kılar, başka birinin kendisine baktığını gördüğü zaman namazını güzelleştirir."
İbn Mace

* * *
SORDUM ÖĞRENDİM

Allah'a isim olarak tanrı kelimesini kullanmak caiz midir?
*
"Tanrı" kelimesi, Arapça "ilah" kelimesinin karşılığıdır. Bu kelime genel olarak "tanrı kabul edilenlere" verilen bir cins isimdir. "Allah" kelimesi ise Arap dilinde, her harfinin özelliği olan ve her biri ayrı ayrı harfler halinde O yüce varlığa delalet eden özel bir isimdir. Bu bakımdan, kelam âlimlerine göre "Allah" kelimesi, Cenâb-ı Hakk'ın yüce zatına ve bütün kemal sıfatlarına delalet eden "ism-i azam" ve "lafza-ı celal" yani özel ve en yüce bir isimdir. Hiçbir dilde bu kelimenin ifade ettiği özel manayı kapsayacak bir kelime bulunmamaktadır. Bu sebeple Müslümanların, ibadet ettikleri tek yaratıcılarını "Allah" diye anmaları daha doğru olur. Fakat Allah "esma-i hüsna" denilen 99 isminden biriyle anılabileceği gibi, dinimizin bildirdiği mutlak kemal sahibi, noksanlardan münezzeh olan yüce Allah'ı anma niyetiyle Türkçe olarak "Tanrı" diye de anılmasında bir sakınca yoktur.

* * *
Ya Rabbi riyadan, şirkten sana sığınırız. Ya Rabbi bizim kalbimize imanı sevdir, günahları isyanları bize çirkin göstererek bizleri imanında kemale ermiş kullar zümresine dahil et.
Âmin.







Günün Manşetleri

Tüm Manşetler