Dinin değişmez iki kaynağı: Kitap ve Sünnet

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
Dinin değişmez iki kaynağı: Kitap ve Sünnet
Bir kişi "bana göre, bence" diyerek din hakkında konuşmaya başlıyorsa, bu cümle üslup olarak dinin dışında bir ifadedir. İman, İslam, namaz, dua, ahlak, cennet, cehennem, ölüm, ibadet, taat, helal, haram… Bunun gibi dinle, inançla alakalı kavramların ve sahaların en önemli vazgeçilmez iki kaynağı Kur'an-ı Kerîm ve sünnettir. Aslında aralarında "ve" kelimesi bile olmaksızın birbirinden ayrı düşürülemeyecek iki kaynaktır. Çünkü bizler Kur'an'ı Hz. Muhammed (s.a.s.) ile bildik.

İman ve din Allah ve Resulünün beyan ettiği şekilde kabul görür.
* İman ve dinin kendine mahsus Kur'an ve Sünnete dayanan temelleri vardır. Kafamıza göre inanç yahut 'bizce' güzel olan bir şey iman ve İslam'ın dışında kalabilir. Mesela Allah'a iman nedir? Yani, Allah nedir? Nasıl bir Allah'a inanıyoruz? Allah Teâlâ'ya nasıl inanırsak bu iman olur? Gibi soruların cevabı ancak Kitap ve sünnetle anlaşılabilir. Cahiliye müşrikleri ve onlardan evvelki birçok putperest kendilerince Allah'ı övüyorlardı. Kimisi Allah yorulmasın diye ona yardımcı olan putlar edindi. Kimisi Allah Teâlâ'ya hizmet etmek için melekleri kız çocukları gibi yardımcı olan varlıklar kabul etti. Bazıları Allah yalnız kalmasın diye kendi uydurdukları şekillerle hâşâ o Allah Teâlâ'ya çocuk isnat etti, kullarla beraber olduğunu iddia etti. Bunların temeline baktığınızda iki şeyi görürsünüz, insanların kendi anlayışlarıyla Allah'ı methetmeye çalıştıklarını, ikinci olarak da kendileri gibi zannetmelerini. İşte Allah'ın vahyinden uzak kalan insan böyle karanlık kuyulara yuvarlanırken kendisini mesafe kat ediyorum diye düşündü ve inananlarla da alay etti. Üstad Necip Fazıl ne güzel söylemiş "Asrımı kokutanlar mürteci diyor bana, Yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana"

İnsanlar ne kadar akıllı olurlarsa olsunlar mânâ ve iman açısından, kitap ve sünnete müracaat etmeden asla doğru yolu bilemezler.
* Zamanımızda puta tapan insanları görmek için uzak, izbe coğrafyalara gitmek lazımdır. Gerçi artık büyük şehirlerde de putperestlik nişaneleri, totem ve ritüelleri görülmektedir. Fakat aslında putperestlik itikadı devam etmektedir. Bundan yüz elli sene evvel Fatih Camii'nde büyük bir şeyh efendi kürsüden cemaate şöyle seslenerek vaaz etmiş; "Ey cemaat, siz putperestlik yok zannediyorsunuz ama şunu bilin ki yakın bir zamanda insanlar belki Kâbe'yi, camileri ve sokakları putlarla doldurmayacaklar fakat, kalplerinde bulundurdukları dünya sevgisi, mal hırsı, heva - heves ve şehvet arzuları gibi putları kalplerine dolduranlar aramızda mümin diye dolaşacak, sokakları camileri ve kürsüleri bu nevi putperestler işgal edecektir" evet insanın inanç noktasında nerede olduğunu, nasıl bir kalbi ve fiili ahlaka sahip olması gerektiğini ancak kitap ve sünnet değerlendirmelerine tabi tutarak anlayabiliriz.

İnsanı din terbiye eder. Dini ve inancı olmayan kişi belli bir ahlaki terbiyeye ulaşsa da henüz insan olamamıştır.
* Terbiye kelimesi pek hoşumuza gitmez. Aslında dini açıdan 'terbiye' efendisi olan Rabb'ini tanıyan, ona gönülden bağlanarak bu âlemde kendisine insan olmayı bahşeden zata karşı daima muhabbetini tazeleyerek yaşayan kişinin durumudur. Terbiye, 'Rab' kökünden gelir.

* İnsanlar arasında bir kişi zararsız, şirin, bazı hareketlerle güzel görünebilir. Fakat güzellik imanladır, Allah'ladır. İnsan olabilmek, kitap ve sünnetle mümkündür. Zaten "Sünnet; kitabına uyan insanı insanlık yoluna sevk eden peygamberane hareketlerdir." Allah Teâlâ'nın haramını helal gören, "Benim de kendime göre inancım var, ben Allah'ın oğlu olduğuna inanan birisiyim, ben tanrıyla konuşurum, her gün ona yemek yapar balkonuma koyarım. Etrafta yaşayan canlıların hepsini tanrı kabul ederim" gibi sözler söyleyen bir kişi bu ifadeleri ne kadar güzel cicili bicili söylese de 'terbiyesizdir.' Allah'ın şeref, namus ve inancına hakaret etmiştir, Cenâb-ı Hakk'ın gadabını celb ederek acıklı bir azap yolunu şeytanla beraber tutmuştur. Güzellik zahirden ibaret olan estetik değildir. Allah'a ve Resulüne uymayan ölçüler ne kadar güzel görünse de insanın ruhunu zehirlemek için bekleyen Allah ve Resulünün çirkin gördüğü ve bizleri sakındırdığı şeylerdir.

Bir kişi Müslüman olduğunu iddia ediyorsa, itikad ve akaidini tam bir ciddiyetle okumalı ve öğrenmelidir.
* Kıymetli dostlar, akaid ve itikad bilgileri 'Amentü' olarak bildiğimiz iman metnimizin açıklanmasından ibarettir. Yani "Amentü billah" (ben Allah'a iman ettim) dediğimizde hangi Allah'a iman ettiğimizi, akaid ve itikad bilgilerimiz ortaya koyar. İman etmek kelimesini bile anlamak için kendimizi bir gözden geçirmemiz icab eder. Kur'an ve sünnet ışığında kişinin nasıl bir inanç yapısına sahip olacağı çok güzel bir şekilde ortaya konulmuş ve kitaplarda özetlenmiştir. Bir kişi iki üç saatini ayırsa bu itikad maddelerinin hepsini öğrenebilir. Fakat maalesef bugün toplumumuzda birisi bize gelse, hatta Müslüman olmak istediğini söylese, bir Müslümana "Bana Allah'ı anlat" diye sual etse, ona verebilecek cevabımız var mıdır? Maalesef bendeniz sizlerin bir kardeşi olarak yüzlerce defa şahit oldum ki birçok insan nasıl bir Allah'a inandığını bile dört beş cümleyle aktaramayacak kadar bu bilgiden mahrum ve acınacak haldedir. Meleklere, kitaplara ve peygamberlere iman. Kadere, ahiret gününe iman. Kişi neleri tasdik ederse iman dairesinde kalır, nelere dikkat etmezse imanın dışına çıkar? Şehadet nedir? İbadet ve kulluk idraki nelerdir? İşte bunların hepsini mümin olan kişinin öğrenmesi gerekir. Yok, "İmsakın saati şu kadarmış, yok hayızlı kadınlar şöyle şöyle yaparmış, kader yokmuş, hac şu kadar mevsimde de yapılırmış, teravihi kılmasan da olur, Ramazan'dan başka oruç tutsan da oruç yerine geçermiş" gibi safsata ve tartışmalarla uğraşacağına bir kişi ilk önce imanı tam mı bunu öğrenmek mecburiyetindedir. Zaten dikkat ederseniz bu nevi tartışmalara çanak tutan veyahut inanan insanlar aslında kitap ve sünnetten uzak, atadan dededen duyarak Müslüman olduklarını zanneden yahut hümanist yaklaşımlarla dinsizlik çizgisini, imanı ve dini bir kefeye koyan maalesef cahil insanlardır. Gelin bu Ramazan'da iman ve dinimizin sarsılmaz temellerini yani itikadımızı okuyup öğrenelim.

* Kıymetli dostlar, bu sahada yazılmış birçok güzel eser vardır. İmam-ı Azam Hazretleri'nin, İmam Gazali'nin, Ömer Nasuhi Bilmen, Asım Köksal gibi, neredeyse Efendimiz zamanından bugüne kadar gelen binlerce eser yazılmıştır. Bu eserlerden insanımız istifade edebilir. Mehmet Zahid Efendi Hazretleri'nin "Ehli sünnet vel cemaat itikadı", Osman Nuri Topbaş Hocaefendi'nin iman ve akaidle alakalı kitapları, Mahmut Toptaş Hoca'nın ilmihali bu seçkin eserlerin zikredilebileceklerinden bazılarıdır. İtikatla alakalı bölümleri okumak inanın ki iki buçuk saatinizi almaz. Hem iki buçuk saat değil iki buçuk gün sürse ne olacak ki beyhude ve lüzumsuz işlere günlerimizi senelerimizi vermedik mi? Ömrümüzün üçte biri uykuda üçte biri yemek içmek ve tuvalette geçiyor iken sermaye olarak verilen bu hayatı değerli kılmak için azıcık bir gayret sarf etmemeli mi? Evet cennete girmek Allah Teâlâ'nın rahmetiyle kolaylaştırılmıştır. Fakat rızaya kavuşmak ve iman sahibi olmak bu kadar da bedava ve ucuza olmamalıdır.

* Kitap ve sünnete tâbi olmadan kişi kendi benliğiyle imanı nasıl bulabilir? Allah'a nasıl ibadet edebilir? Haram, helal ve kul hakkını nasıl tespit edebilir? Allah'ı zikretmek için kelimeleri nerden bulabilir? Bir şeye güzel demek için bile hangi kıstasla hareket edebilir?

* Geliniz bu ramazan kendimizi yeniden inşa etmek için samimiyetle bir defa daha düşünelim. Lüzumsuz tartışmalardan, dedikodulardan biraz uzaklaşıp esas yolculuğumuz için lazım olan güzellikleri tahsil edelim.

* * *
GÖNÜL SAHİFESİ
Abdullah b. Ömer'in, babası Hz. Ömer'den naklettiği hadis-i şerif şöyledir: "Bir gün Rasûlullah (s.a.s.)'in yanında bulunduğumuz sırada âniden yanımıza, elbisesi bembeyaz, saçı simsiyah bir zat çıkageldi. Üzerinde yolculuk eseri görülmüyor, bizden de kendisini kimse tanımıyordu.
Doğru Peygamber (s.a.s.)'in yanına oturdu ve dizlerini onun dizlerine dayadı.
Ellerini de uylukları üzerine koydu. Ve: "Bana İslâm'ın ne olduğunu söyle" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): "İslâm; Allah'tan başka ilâh olmadığına, Muhammed'in de Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekâtı vermen, Ramazan orucunu tutman ve gücün yeterse Beyt'i hac etmendir" buyurdu. O zat: "Doğru söyledin" dedi. Babam dedi ki: "Biz buna hayret ettik. Zira hem soruyor, hem de tasdik ediyordu." "Bana imandan haber ver" dedi. Rasûlullah (s.a.s.): "Allah'a, Allah'ın meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve ahiret gününe inanman, bir de kadere, hayrına - şerrine inanmandır" buyurdu. O zât yine: "Doğru söyledin" dedi. Bu sefer: "Bana ihsandan haber ver" dedi.
Rasûlullah (s.a.s.): " Allah'a O'nu görüyormuşsun gibi ibadet etmendir. Çünkü her ne kadar sen onu görmüyorsan da, o seni muhakkak görür" buyurdu. O zat: "Bana kıyametten haber ver" dedi. Rasûlullah (s.a.s.) "Bu meselede kendisine sorulan, sorandan daha çok bilgi sahibi değildir" buyurdular. "O halde bana alâmetlerinden haber ver" dedi. Peygamber (s.a.s.): "Câriyenin kendi sahibesini doğurması ve yalın ayak, çıplak, yoksul koyun çobanlarının bina yapmakta birbirleriyle yarış ettiklerini görmendir" buyurdu.
Babam dedi ki: Bundan sonra o zat gitti. Ben bir süre bekledim. Sonunda Allah Rasûlü bana: "Ya Ömer!
O soru soran zatın kim olduğunu biliyor musun?" dedi. "Allah ve Rasûlü bilir" dedim. "O Cibrîl'di. Size dininizi öğretmeye gelmişti" buyurdular. (Buhârî).

* * *
AYET-i KERiME
* "…Peygamber size ne verdiyse alın; neyi yasakladıysa ondan da kaçının. Allah'tan korkun. Çünkü Allah'ın cezası pek çetindir."
Haşr 7

* * *
Hz. İnsan'dan insana sesleniş
HADiS-i ŞERiF
"İslam beş temel üzerine bina kılınmıştır: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şahitlik etmek. Namazı dosdoğru kılmak, zekâtı hakkıyla vermek, Allah'ın evi Kâbe'yi haccetmek ve Ramazan orucunu tutmak."
Buhârî
İslam'ın beş şartı olarak bildiğimiz otuz iki farzda zikredilen esaslar bunlardır. Bazılarının iddia ettiği gibi nereden çıkarttınız bu beş şartı diyerek ileri geri konuşup hesap sormalarına aldanmamak lazım. Tabii ki İslam'ın bütün güzellikleri din çerçevesindedir. Fakat İslam'ın ana binası bu beş şey olmadan tamamlanmaz. Diğer emirler, yasaklar ibadetler de bu beş şey etrafında toparlanır.

* * *
SORDUM ÖĞRENDİM
* Farklı mezhepten bir imama uyarak namaz kılınabilir mi?
Mezhep farklılığı namazda iktidaya (imama uymaya) engel değildir. Dolayısıyla bir kimse, başka mezhepten bir imama uyarak namaz kılabilir. Aksi görüşte olanlar varsa da kişi, imamın kendi mezhebindeki şartlara aykırı bir davranış içinde bulunup bulunmadığını araştırması da gerekmez (İbn-i Abidin, Reddü'l-muhtar).

* * *
" Ya Rabbi, Allah olarak senden, Peygamber olarak Hz. Muhammed'den, din olarak İslam'dan razıyım. Sen de benden razı ol"
Âmin.






Günün Manşetleri

Tüm Manşetler