Mesuliyetini omuzlarımızda hissettiğimiz hem dünyada hem ahirette hesabıyla yüzleşeceğimiz hukuk: Kul Hakkı
Kul asla tek başına değerlendirilemeyecek insandır. Cenabı Hakk'ın emanetidir ve tecelli makamıdır.
Giriş Tarihi:
* Kul, hakkını Hakk'tan alır. Yani bizler her şeyi ve insanlığı Hakk'ın yarattığı düşüncesiyle hak ve hukuka riayet etme mecburiyetinde olduğumuzu biliriz. Hakk'ı yani Allah'ı tanımayan bir insan kul hakkını gözetiyor gibi gözükse de asla muvaffak olamaz ve manevi terazide samimiyet imtihanından geçemez. "Ben insanlara iyi davranayım da insanlar da bana iyi davransın" mantığı hayvanların kendi aralarındaki geçimini andıran menfaat ve bu dünya ile sınırlı bir düşüncenin eseridir. Bu düşünce insan yetiştirmez. Uzun ömürlü canlı yetiştirir. Kul hakkı çok daha farklıdır. İyilik veya kötülüğünüzün tesirini kul bilmese de Allah bilir diyerek hareket etmek ve başkasının hakkına tecavüz etmemeye çalışmak kişiyi ulvi âlemlere yükseltir. Ve bu düşünce kâmil insanlar yetiştirir. Bununla beraber "Ben tek başıma yaşamıyorum, bütün insanların ve canlıların da yaşadığım bu hayatta hakları vardır, onlara saygı gösteremem gerekir" şeklinde düşünmek insan olmanın ilk basamağıdır. Dinimizin bize gösterdiği kul hakkı anlayışıysa kişiyi meleklerden üstün bir noktaya çıkartır.
* Allah Teâlâ'nın razı olmadığı bir işte kul hakkını öne sürmek ve dikkate almak doğru değildir. Daha evvel verdiğimiz misalle hatırlatmalarda bulunalım. Mesela bir anne babanın çocuğuna içki içmezsen hakkımı sana haram ederim veya bir annenin kızına tesettürden çıkmazsan sütümü sana haram ederim, namaz kılarsan Allah senin belanı versin, oruç tutarsan sana verdiğim emekler zehir zıkkım olsun gibi sözleri aslında o kulu tehdit değil, doğrudan Hz. Allah'ı tehdit etmektir. İnsan bilmeden cahilce bu sözleri sarf etmiş olabilir fakat öğrendikten sonra şayet hala böyle konuşmaya devam ederse karşıdakini kul hakkıyla tehdit ederken kendisi dinin dışına çoktan çıkmış olur. Anne baba hakkı, arkadaşlık ve kul hakkı hep Allah Teâlâ'nın bizlere bahşettiği haklardır. Cenâb-ı Hakk'a iman etmeden hak aramak ve hakla tehdit etmek beyhudedir.
* İnsan bütün canlıların hakkını gözetmekle mükelleftir, Allah'a iman etmeyenlere dahi haksızlık ve zulüm yapar ise muhakkak dünya ve ahirette bunun hesabını vermek mecburiyetindedir. Ahirette mümin, mümin kardeşiyle helalleşir sevaplarıyla günahlarını bir şekilde alışverişle dengeler (bu durum hadisi şerifle sabittir) fakat imansız kişinin hakkı mevzu bahis olduğunda iman etmeyenin sevabı olmadığından dolayı bu kulun hakkına tecavüz eden kişi küfürle iman alışverişine girmek zorunda kalabilir. Bir başka deyişle doğrudan cehennem ateşiyle adeta cennet takasına girmek zorunda kalabilir. Allah'a iman etmeyen kişinin ahını almak başa beladır. Zulüm mevzuunda bunu kısmen işlemiş idik.
KUL HAKKI DENİLİNCE NELER AKLIMIZA GELMELİ?
* Cenâb-ı Hakk'ın peygamberlerine indirdiği kitap ve sahifelerde en önemli kaidelerden biri de şudur, "Kendi için istediğini bir başkası için de isteyeceksin. Kendi için istemediğini başkası için de istemeyeceksin." Bu söz binlerce maddeyi içine alabilecek genişlikte ve insaf ile düşünüldüğünde yeteri kadar açıklayabilecek hükümdedir. Bununla beraber toplumda çokça görülen bazı hareketleri hem düşündürmek hem de sizleri tebessüm ettirmek için yazalım. Gürültüyle komuşsunu rahatsız etmek, arabayla giderken camdan çöp atmak, kendi evinde bile olsa insanlara kokusu erişecek şekilde sigara içmek, içki satın almak, ahlâksızlığı yayan kötülüğü teşvik eden kurum kuruluş ve yayınları desteklemek, piknik yaptığı yerleri pis bırakmak, fazla su harcamak, ihtiyacından fazla tüketmek, sinyal vermeden trafikte sollama yapmak… Biraz güldürmek biraz da düşündürmek için bunları yazdık. Dostlar, şayet Allah adaletiyle muamele eder de bizleri hesaba çekerse kul hakkından hemen hemen hiç kimse yakayı kurtaramaz. Peki, ne yapacağız? Siz okurlarımıza çok basit bir formül verelim de yüzlerce tartışmanın ve vaazın neticesini siz birkaç cümlede alıverin.
* Kul hakkından kurtulmanın büyük formülü
* Dostlar, bir insan kalbiyle, aklıyla ve ruhuyla Allah Teâlâ'nın hukukuna riayet eder gerçekten ondan samimiyetle çekinirse bu kişinin kul hakkına tecavüz etmesi imkânsızdır. Bilmeden yaptığı hatalar var ise Allah Teâlâ ona tövbe, telafi ve bir çıkış kapısı ihsan eder. Allah Teâlâ'yla muhabbette, Rabbiyle barışık bir kalp asla başka bir kalbi kıramaz. Kendi kalbi de kırılmaz. Kulların ona hukuk ve haklarını hatırlatmaya gerek bile duymaz, çünkü o zaten Allah'ın kullarını Hakk'ın yardımıyla görüp gözetir ve asla hukuklarına riayetsizlik etmez. Kul hakkından çekinenler Kur'an-ı Kerîm'in ve Hadis-i Şerif'in ışığında sizlere sesleniyorum! Allah ve resulünün hukukunu, sizden istediği teslimiyeti samimiyetle hayatınıza tatbik edin. Göreceksiniz, Allah sizi kul hakkına maruz kalmaktan muhafaza edecektir.
* * *
Hz. Fatıma annemiz bir gün Efendimiz (s.a.s.)'den hem çocuklarla hem evle uğraşmaktan dolayı biraz zorlandığını, yanında hizmet edecek birisinin ihtiyaç olduğunu arz etmiş. Efendimiz (s.a.s.) de "Hakkına riayet edebilirsen tabii ki yanına yardımcı alabilirsin" buyurmuş. Fatıma annemiz "Ya Resulallah, yediğimden yedireceğim, giydiğimden giydireceğim, kendim için yaptıklarımı onunla paylaşacağım, inşallah hakkına riayet edeceğim" buyurmuş. Efendimiz (s.a.s.) günde en az iki kere hemen evleri bitişik olmasına rağmen Fatıma annemizin evini ziyarete giderlermiş. Bir kere geldiklerinde Fatıma annemizle yardımcısının evi süpürdüğünü görmüşler. Efendimiz Fatıma annemize hitap ederek "Gözümün nuru Fatımacığım sen ne yapıyorsun? Bak bu kul hakkına girer" diyerek hizmet eden kişiyi işaret etmiş. Ve sonra şöyle buyurmuşlar, "Sen gölge tarafta evi süpürüyorsun. O güneş alan kısmı süpürüyor. Daha fazla terliyor ve eziyet çekiyor. Sen peygamber kızısın bu hususta bile dikkat etmen icab eder." mealinde uyarıyor. Artık kul hakkı neye denir ve nasıl tespit edilir sizi peygamber ahlâkıyla ve nuruyla düşünmeye davet ediyorum.
* * *
GÖNÜL SAHİFESİ
Hem Hakk'a hem kul hakkına riayet etmek için insanın bu iki sahaya da özen göstermesi lazımdır. Din ve inanç mevzuunda konuşmak çok veballi ve ciddi bir iştir. Doğruyu anlatmanın yanında doğru bir üslup takip etmek icap eder. Bu usulden uzaklaşmak kişiyi kötü örnek olmaktan kurtaramaz. Ömer Nasuhi Bilmen'e bir karı-koca gelmiş, "Hocam; şu, şu, şu mevzudaki hüküm nedir, size sormak istiyoruz" demişler. Müftülükte oturuyor hazret. "Dur, bakalım evladım" demiş, bakmış kütüphaneye, bir kitap çıkarmış, açmış, karıştırmış, karıştırmış… Bakmış, "Bak, ne diyor? Böyle böyle olursa şöyle şöyle olur" demiş. "Allah razı olsun hocam" demişler, elini öpmüşler, gitmişler. Çay getiren hizmetlisi, "Hocam; sen de âlemsin, kendi yazdığın kitabı çıkarttın. Niye aklından hemen söylemedin?" demiş. "İnsanların eğitimleri farklı farklıdır. Şimdi ben söylerim, hoca söyledi der. Kitaptan bakarsan, işin ciddiyetini anlar." demiş.
* * *
AYET-i KERiME
* Hem Hakk'a hem kul hakkına riayet etmek için insanın bu iki sahaya da özen göstermesi lazımdır. Din ve inanç mevzuunda konuşmak çok veballi ve ciddi bir iştir. Doğruyu anlatmanın yanında doğru bir üslup takip etmek icap eder. Bu usulden uzaklaşmak kişiyi kötü örnek olmaktan kurtaramaz. Ömer Nasuhi Bilmen'e bir karı-koca gelmiş, "Hocam; şu, şu, şu mevzudaki hüküm nedir, size sormak istiyoruz" demişler. Müftülükte oturuyor hazret. "Dur, bakalım evladım" demiş, bakmış kütüphaneye, bir kitap çıkarmış, açmış, karıştırmış, karıştırmış… Bakmış, "Bak, ne diyor? Böyle böyle olursa şöyle şöyle olur" demiş. "Allah razı olsun hocam" demişler, elini öpmüşler, gitmişler. Çay getiren hizmetlisi, "Hocam; sen de âlemsin, kendi yazdığın kitabı çıkarttın. Niye aklından hemen söylemedin?" demiş. "İnsanların eğitimleri farklı farklıdır. Şimdi ben söylerim, hoca söyledi der. Kitaptan bakarsan, işin ciddiyetini anlar." demiş.
* * *
Hz. İnsan'dan insana sesleniş
HADiS-i ŞERiF
"Özür dilemek üzere gelen din kardeşiniz, niyetinde samimi olmasa da, özrünü kabul edin."
Hakim
* * *
SORDUM ÖĞRENDİM
* Televizyon veya cd'den mukabele dinlemekle hatim yapılmış olur mu? Televizyon veya cd'den okunan bir mukabeleyi takip etmek sevaptır. Hatim Kur'an'ın başından sonuna kadar okunarak bitirilmesidir. Kişi okunan mukabeleyi sadece dinlemekle Kur'an dinlemiş olur. Hatim yapmış olmak için Kur'an'ın bizzat tilavet edilmesi/ okunması gerekir. Ancak kişi mukabeleyi takip esnasında aynı zamanda okursa hem dinlemiş hem de hatim yapmış olur.
* * *
"Allah'ım işimi koruyan dinimi ıslah et geçimimi sağlayan dünyamı ıslah et dönüp varacağım yer olan ahiretimi ıslah et. Hayatı her hayrı artırmama vesile eyle ölümü bütün kötülüklerden kurtulmama çare eyle."
Âmin.
* Allah Teâlâ'nın razı olmadığı bir işte kul hakkını öne sürmek ve dikkate almak doğru değildir. Daha evvel verdiğimiz misalle hatırlatmalarda bulunalım. Mesela bir anne babanın çocuğuna içki içmezsen hakkımı sana haram ederim veya bir annenin kızına tesettürden çıkmazsan sütümü sana haram ederim, namaz kılarsan Allah senin belanı versin, oruç tutarsan sana verdiğim emekler zehir zıkkım olsun gibi sözleri aslında o kulu tehdit değil, doğrudan Hz. Allah'ı tehdit etmektir. İnsan bilmeden cahilce bu sözleri sarf etmiş olabilir fakat öğrendikten sonra şayet hala böyle konuşmaya devam ederse karşıdakini kul hakkıyla tehdit ederken kendisi dinin dışına çoktan çıkmış olur. Anne baba hakkı, arkadaşlık ve kul hakkı hep Allah Teâlâ'nın bizlere bahşettiği haklardır. Cenâb-ı Hakk'a iman etmeden hak aramak ve hakla tehdit etmek beyhudedir.
* İnsan bütün canlıların hakkını gözetmekle mükelleftir, Allah'a iman etmeyenlere dahi haksızlık ve zulüm yapar ise muhakkak dünya ve ahirette bunun hesabını vermek mecburiyetindedir. Ahirette mümin, mümin kardeşiyle helalleşir sevaplarıyla günahlarını bir şekilde alışverişle dengeler (bu durum hadisi şerifle sabittir) fakat imansız kişinin hakkı mevzu bahis olduğunda iman etmeyenin sevabı olmadığından dolayı bu kulun hakkına tecavüz eden kişi küfürle iman alışverişine girmek zorunda kalabilir. Bir başka deyişle doğrudan cehennem ateşiyle adeta cennet takasına girmek zorunda kalabilir. Allah'a iman etmeyen kişinin ahını almak başa beladır. Zulüm mevzuunda bunu kısmen işlemiş idik.
KUL HAKKI DENİLİNCE NELER AKLIMIZA GELMELİ?
* Cenâb-ı Hakk'ın peygamberlerine indirdiği kitap ve sahifelerde en önemli kaidelerden biri de şudur, "Kendi için istediğini bir başkası için de isteyeceksin. Kendi için istemediğini başkası için de istemeyeceksin." Bu söz binlerce maddeyi içine alabilecek genişlikte ve insaf ile düşünüldüğünde yeteri kadar açıklayabilecek hükümdedir. Bununla beraber toplumda çokça görülen bazı hareketleri hem düşündürmek hem de sizleri tebessüm ettirmek için yazalım. Gürültüyle komuşsunu rahatsız etmek, arabayla giderken camdan çöp atmak, kendi evinde bile olsa insanlara kokusu erişecek şekilde sigara içmek, içki satın almak, ahlâksızlığı yayan kötülüğü teşvik eden kurum kuruluş ve yayınları desteklemek, piknik yaptığı yerleri pis bırakmak, fazla su harcamak, ihtiyacından fazla tüketmek, sinyal vermeden trafikte sollama yapmak… Biraz güldürmek biraz da düşündürmek için bunları yazdık. Dostlar, şayet Allah adaletiyle muamele eder de bizleri hesaba çekerse kul hakkından hemen hemen hiç kimse yakayı kurtaramaz. Peki, ne yapacağız? Siz okurlarımıza çok basit bir formül verelim de yüzlerce tartışmanın ve vaazın neticesini siz birkaç cümlede alıverin.
* Kul hakkından kurtulmanın büyük formülü
* Dostlar, bir insan kalbiyle, aklıyla ve ruhuyla Allah Teâlâ'nın hukukuna riayet eder gerçekten ondan samimiyetle çekinirse bu kişinin kul hakkına tecavüz etmesi imkânsızdır. Bilmeden yaptığı hatalar var ise Allah Teâlâ ona tövbe, telafi ve bir çıkış kapısı ihsan eder. Allah Teâlâ'yla muhabbette, Rabbiyle barışık bir kalp asla başka bir kalbi kıramaz. Kendi kalbi de kırılmaz. Kulların ona hukuk ve haklarını hatırlatmaya gerek bile duymaz, çünkü o zaten Allah'ın kullarını Hakk'ın yardımıyla görüp gözetir ve asla hukuklarına riayetsizlik etmez. Kul hakkından çekinenler Kur'an-ı Kerîm'in ve Hadis-i Şerif'in ışığında sizlere sesleniyorum! Allah ve resulünün hukukunu, sizden istediği teslimiyeti samimiyetle hayatınıza tatbik edin. Göreceksiniz, Allah sizi kul hakkına maruz kalmaktan muhafaza edecektir.
* * *
Hz. Fatıma annemiz bir gün Efendimiz (s.a.s.)'den hem çocuklarla hem evle uğraşmaktan dolayı biraz zorlandığını, yanında hizmet edecek birisinin ihtiyaç olduğunu arz etmiş. Efendimiz (s.a.s.) de "Hakkına riayet edebilirsen tabii ki yanına yardımcı alabilirsin" buyurmuş. Fatıma annemiz "Ya Resulallah, yediğimden yedireceğim, giydiğimden giydireceğim, kendim için yaptıklarımı onunla paylaşacağım, inşallah hakkına riayet edeceğim" buyurmuş. Efendimiz (s.a.s.) günde en az iki kere hemen evleri bitişik olmasına rağmen Fatıma annemizin evini ziyarete giderlermiş. Bir kere geldiklerinde Fatıma annemizle yardımcısının evi süpürdüğünü görmüşler. Efendimiz Fatıma annemize hitap ederek "Gözümün nuru Fatımacığım sen ne yapıyorsun? Bak bu kul hakkına girer" diyerek hizmet eden kişiyi işaret etmiş. Ve sonra şöyle buyurmuşlar, "Sen gölge tarafta evi süpürüyorsun. O güneş alan kısmı süpürüyor. Daha fazla terliyor ve eziyet çekiyor. Sen peygamber kızısın bu hususta bile dikkat etmen icab eder." mealinde uyarıyor. Artık kul hakkı neye denir ve nasıl tespit edilir sizi peygamber ahlâkıyla ve nuruyla düşünmeye davet ediyorum.
* * *
GÖNÜL SAHİFESİ
Hem Hakk'a hem kul hakkına riayet etmek için insanın bu iki sahaya da özen göstermesi lazımdır. Din ve inanç mevzuunda konuşmak çok veballi ve ciddi bir iştir. Doğruyu anlatmanın yanında doğru bir üslup takip etmek icap eder. Bu usulden uzaklaşmak kişiyi kötü örnek olmaktan kurtaramaz. Ömer Nasuhi Bilmen'e bir karı-koca gelmiş, "Hocam; şu, şu, şu mevzudaki hüküm nedir, size sormak istiyoruz" demişler. Müftülükte oturuyor hazret. "Dur, bakalım evladım" demiş, bakmış kütüphaneye, bir kitap çıkarmış, açmış, karıştırmış, karıştırmış… Bakmış, "Bak, ne diyor? Böyle böyle olursa şöyle şöyle olur" demiş. "Allah razı olsun hocam" demişler, elini öpmüşler, gitmişler. Çay getiren hizmetlisi, "Hocam; sen de âlemsin, kendi yazdığın kitabı çıkarttın. Niye aklından hemen söylemedin?" demiş. "İnsanların eğitimleri farklı farklıdır. Şimdi ben söylerim, hoca söyledi der. Kitaptan bakarsan, işin ciddiyetini anlar." demiş.
* * *
AYET-i KERiME
* Hem Hakk'a hem kul hakkına riayet etmek için insanın bu iki sahaya da özen göstermesi lazımdır. Din ve inanç mevzuunda konuşmak çok veballi ve ciddi bir iştir. Doğruyu anlatmanın yanında doğru bir üslup takip etmek icap eder. Bu usulden uzaklaşmak kişiyi kötü örnek olmaktan kurtaramaz. Ömer Nasuhi Bilmen'e bir karı-koca gelmiş, "Hocam; şu, şu, şu mevzudaki hüküm nedir, size sormak istiyoruz" demişler. Müftülükte oturuyor hazret. "Dur, bakalım evladım" demiş, bakmış kütüphaneye, bir kitap çıkarmış, açmış, karıştırmış, karıştırmış… Bakmış, "Bak, ne diyor? Böyle böyle olursa şöyle şöyle olur" demiş. "Allah razı olsun hocam" demişler, elini öpmüşler, gitmişler. Çay getiren hizmetlisi, "Hocam; sen de âlemsin, kendi yazdığın kitabı çıkarttın. Niye aklından hemen söylemedin?" demiş. "İnsanların eğitimleri farklı farklıdır. Şimdi ben söylerim, hoca söyledi der. Kitaptan bakarsan, işin ciddiyetini anlar." demiş.
* * *
Hz. İnsan'dan insana sesleniş
HADiS-i ŞERiF
"Özür dilemek üzere gelen din kardeşiniz, niyetinde samimi olmasa da, özrünü kabul edin."
Hakim
* * *
SORDUM ÖĞRENDİM
* Televizyon veya cd'den mukabele dinlemekle hatim yapılmış olur mu? Televizyon veya cd'den okunan bir mukabeleyi takip etmek sevaptır. Hatim Kur'an'ın başından sonuna kadar okunarak bitirilmesidir. Kişi okunan mukabeleyi sadece dinlemekle Kur'an dinlemiş olur. Hatim yapmış olmak için Kur'an'ın bizzat tilavet edilmesi/ okunması gerekir. Ancak kişi mukabeleyi takip esnasında aynı zamanda okursa hem dinlemiş hem de hatim yapmış olur.
* * *
"Allah'ım işimi koruyan dinimi ıslah et geçimimi sağlayan dünyamı ıslah et dönüp varacağım yer olan ahiretimi ıslah et. Hayatı her hayrı artırmama vesile eyle ölümü bütün kötülüklerden kurtulmama çare eyle."
Âmin.