Akrabaya yardım edin

Dinimiz akrabamıza karşı yardımda bulunmayı daha fazla emreder. Akrabaya yapılan ihtiyarî veya vacip olan mecburî yardımların, akraba dışındakilere yapılan yardımlardan iki katı sevabı vardır...

ALİ RIZA DEMİRCAN ALİ RIZA DEMİRCAN
Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Takvim'i Google'a ekleyin, doğru kaynaktan haberi alın!
Akrabaya yardım edin
Akrabalık müessesesini mukaddes kılan İslâm Dini, akraba olan fertlerin birbirleriyle yardımlaşmalarını emretmiştir.
Dinimizin emrettiği ve âhiret saadetine erdireceğini müjdelediği bu yardımlaşma ihtiyarî ve mecburî olmak üzere iki kısımdır.

1) İhtiyari Yardımlaşma

Maddî imkânları müsait olan mü'minleri Allah'ın rızasına erdirecek hayırlı amellerden biri ve başlıcası, akraba içindeki fakirlere, âcizlere, yetimlere ve işsizlere yardım etmeleridir. Peygamberimiz bu mevzuda şöyle buyurur:
«Sadakaların en değerlisi - kindar da olsa - akrabaya verilendir.» (1)
Peygamberimiz Allah rızası için yardımda bulunmak istediklerini açıklayan mü'minleri de daima akrabaya yardıma yöneltirdi.
Sabit İbn-ü Enes (R.) anlatıyor.
«Sevdiğiniz şeylerden Allah için vermedikçe Allah'ın rızasına elbette eremezsiniz. Allah yolunda her ne harcarsanız muhakkak Allah onu bilendir.» anlamındaki Al-i İmran sûresinin 92. âyeti indirilince sahabilerden Ebû Talha Hz. Peygamber'e gelerek şöyle dedi:
- Ya Resûlellah! Anladığıma göre Rabbimiz mallarımızdan (kendi rızası için vermemizi) istiyor.
Sizi şahit tutuyorum Ya Resûlellah! Ben Berîha isimli hurmalığımı Rabbimin rızası için vermek üzere ayırdım.
Hz. Peygamber (onu dinledikten) sonra şöyle buyurdu:
Hurmalığını akraban için ayır; en sevaplı ve verimli yardım akrabaya yapılandır. (Bu emri alınca) Ebu Talha da hurmalığını akrabaları arasında taksim etti. (2) Peygamberimiz, Cennet'e girmek istediğini ve bunun için ne yapması gerektiğini soran bir mü'mine de şöyle buyurmuştur:
«- Allah'a ibâdet eder, ona hiç bir (şahıs, put, ilke, kurum ve rejimi) ortak koşmazsın. Namazı kılar, zekâtı verir ve bir de ziyaret ederek, Hakka çağırıp Batıl'lardan sakındırarak ve gerektiğinde maddî yardımlarda bulunarak akrabaya sıla yaparsın.»(3)

2) Mecburî Yardımlar
İslâm Dini, akraba arasında yardımlaşmayı teşvik etmiş, fakat bu yardımlaşmanın bir kısmını isteğe bağlı kılmış, bir kısmını da vacip yani gerekli bir görev kılmıştır.
Yüce Peygamberimiz şöyle buyurur:
«Veren el, alan elden üstündür. Hem nafakasını verdiğin kimselerden başla. Anneni, babanı, kız kardeşini, kardeşini, sonra sana en yakın ve ondan sonra en yakın olanları gözet.» (4)
İslâm bilginleri, birbirleriyle mutlaka yardımlaşmaları gereken akrabanın sınırlarını tayinde farklı ölçüler koymuşlardır. Biz bir misalle iktifa edeceğiz.
Hanefî Mezhebi âlimlerine göre: Zengin mü'min, maişetini temin etmekten âciz olan akrabasına, onlardan alabileceği miras miktarınca nafaka vermekle mükelleftir. (5) Nafaka vermeye gücü yeten mü'minin, şartları oluştuğunda mirasına iştirak edebileceği kardeşi ve kızkardeşi gibi bir akrabası, müzmin bir hastalık veya körlük gibi özürleri dolayısıyla nafakasını temin edemeyen bir âciz, fakir bir öğrenci veya yoksul bir kadın olursa, ona varisi olabileceği miktar nispetinde nafaka vermesi vacip olur. (6) Vacip olan nafakayı kendi arzusuyla veren mü'min, pek büyük bir sevaba erer. Vermezse büyük bir günah işlemiş olur. Peygamberimiz şöyle buyurmuşlardır:
« Nafakasını veren kimsenin nafakasını kısması; vermemesi, kişiye günah olarak yeter..» (7)
Nafaka ödeme vazifesini yerine getirmeyen mü'min günaha girmekle kalmaz, İslâm Hukuku'na göre nafaka ödemeye mecbur edilir. (8)
Meselâ: Nafaka verebilecek maddî güce sahip bulunan kişi, kendisinden başka bakacak kimsesi olmayan örneğin kız kardeşine nafaka vermekle yükümlüdür.
Vermezse, kız kardeşi tarafından aleyhine dava açılabilir. Dava açılması halinde nafaka vermesi gereken kardeş mahkeme kararı ile nafaka vermeye mahküm edilir.
Dinimizin akrabamıza karşı yapmamızı öğütlediği ihtiyarî yardımlar ile vacip kıldığı mecburî yardımlar, akraba ferdleri dışındakilere yapılan yardımlardan daha fazla yani iki katı sevap kazandırır.
İlk mü'minlerden Hz. Zeyneb şöyle anlatıyor: Allah'ın Resulü Peygamberimize (s.a.) sordum:
- Ya Resûlellah! Fakir olan kocama ve himayem altında bulunan kardeşimin yetim çocuklarına yapacağım harcama üzerimdeki sadaka verme görevini düşürür, bana sevap kazandırır mı?
Allah'ın Resûlü (S.) şöyle buyurdu:
- Bu gibi harcamalar; biri sadaka sevabı diğeri de akrabalık haklarını gözetme sevabı olmak üzere iki türlü sevap kazandırır.(9)
Kişilerin maddî problemlerini topluma yansıtmaksızın yakın çevre içinde çözümleyen akraba yardımları , zekât kadar verimli sonuçlar doğuran bir dinî görevimizdir. Böyle olduğu için de Cennet'e götürecek bir âhiret sermayesidir.
Rabbimizden cümlemizi, akraba hukukuna riayet eden kullarından kılmasını diliyor, yazımızı bir âyet mânasıyla bitiriyorum:
"Şüphesiz Allah adaletle, iyilikle ve akrabaya yardım etmekle emreder. Açık ve gizli kötülükten fert ve cemiyet haklarına tecavüzden sakındırır.
Böylece Allah size öğüt veriyor. Umulur ki, kendinize gelirsiniz."(10)
1) Selâmet Yollan, 2/386.
2) Ebu Davud Hn. 1673 3) Riyazüs-Salihin ve Ter. 1/363 4) Selâmet Yolları, A. Davudoğlu, 3/471.
5) a.g.e. 3/473.
6) El-İhtiyar li talîlil-Muhtar,Babün Nafaka.
7) et -Tac, 2/27.
8) Bak. İslâm'da Sosyal Dayanışma, M.
Ebu Zehra, sh. 145-146.
9) İ. Mace, Hn. 1834 10) Nahl, 90.

* Hiç şüphe yoktur ki, üzerine nafaka vacip olacak kimsenin, kendi ailesinin ihtiyaçlarını temin ettikten sonra, akrabasına yardım edebilecek güçte olması gerekir. Ancak yoksul ana-babanın nafakası, fakir de olsa evlad üzerine vaciptir. Akrabadan geçimini temin edemeyene ve zaruri ihtiyaçlarını ve hizmetlerini karşılayamayana verilmesi vacip olan nafaka onun mesken, yiyecek, giyecek, ihtiyar ise hizmetçi, hasta ise tedavi masraflarını karşılayacak miktar olacaktır.

* * *
HIRSIZLIĞA SEYİRCİ KALMAYIN
* Rabıta var mıdır? Tarikatten çıkan Cehennemlik midir? Eşimi memleketime götürebilir miyim?
Resmine bakarak veya bakmaksızın Şeyhimiz dediğimiz kişilere Rabıta yapmak -ne şekilde yorumlanırsa yorumlansın- bid'attir,; dinimize sonradan sokulmuş bir işlemdir. Girdiği tarikatten çıkan veya kovulanın Cehennemlik olduğunu söylemek, Cehenneme düşürecek bir inanç bozukluğudur ve çok büyük bir günahtır. Geçim sıkıntısı çektiğiniz için eşinizi kendi ilinize getirmek istemeniz hakkınızdır. Durumunuzu eşinize sabırla ve apaçık bir şekilde anlatmanızı tavsiye ederim.

* Ölmüş bir kişinin ruhuna Kuran mı okuyalım. Yoksa dua mı edelim?
Bilgilenmeleri ve bilinçlenmelerini sağlamak için Kurân yalnızca dirilere okunur. Peygamberimizin ve sahabilerinin ölülerin ruhlarına Kur'ân okumak şeklinde bir uygulamaları yoktur. Ama Kur'ânın emri ve tavsiyesi gereği olarak ölülerimiz için dua edebiliriz. Etmeliyiz de. Kur'ân'da Hz.İbrahim'in diliyle bize öğretin duaları, yapabileceğimiz dua örnekleri olarak değerlendirebiliriz: Rabbim, beni ve soyumdan gelecekleri namaz kılanlarda kıl. Rabbimiz, bu duamı kabul buyur." "Rabbimiz, insanları sorgulayacağın Kıyamet Günü'nde, beni, annebabamı ve mü'minleri bağışla" (İbrahim 40-41)

* Müdürümüz patronumuzun mallarını çalıp satıyor, şahidiz, patrona söylemek doğru olur mu? Bismillah… Müdürünüzün yaptığı hıyanet ve hırsızlık olarak tam bir zulümdür. Bir Müslüman olarak sizin bu zulme seyirci kalmamanız aslî görevinizdir. İlgisiz kalmanız sizi günahkâr kılar. Ancak zanna/şüpheye dayalı olarak kimse itham edilemez. Bu da iftira olarak pek büyük bir günah olur. Hırsızlığa gerçekten şahit olan çalışanlar olarak birlik içinde sözlü veya yazılı olarak patronu uyarmalı/ bilgilendirmelisiniz.

* * *
BİR AYET
«Akrabalara, çevresi çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolcuya, hakkını ver. Malını layık olmayan yerlerde harcayarak saçıp savurma. (İsra 26)

* * *
BİR HADİS
"Kıyamet Günü'nde herkes, insanlar arasındaki muhakeme sonuçlanıncaya kadar sadakasının gölgesinde bulunacaktır.»




Günün Manşetleri

Tüm Manşetler