Namaz, ana ibâdetimizdir

ALİ RIZA DEMİRCAN ALİ RIZA DEMİRCAN
Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Namaz, ana ibâdetimizdir
Yüce Allah bütün yeryüzü varlıklarını, yaratıkların en güzeli kıldığı insan için yaratmıştır. Güneşi, ayı ve yıldızları insana hizmet sunacak şekilde yapılandırmıştır.
Denemeye uğratmayı dilediği insanı da kendi zâtına ibadetle yükümlü tutmuştur.
Bütün Peygamberler, ölüm gelinceye kadar devam edecek olan ibadet görevimizi bildirmek ve bu görevimizle ilgili olarak yargılanıp cezalandırılacağımızı veya mükâfatlandırılacağımızı açıklamak için görevlendirildiler.
Allah'ın her bir emrine itâat, ibadettir.
İbadetlerin anası ise namaz, oruç, zekât ve hacdır.
Bu nedenledir ki genelde bütün bu ibadetler, özelde ise namaz, önceki bütün Peygamberlere ve inananlara da emredilmiştir.
Kur'ân, -cümlesine selam olsun- Hz. Âdem'den Nûh'a, İbrahîm'den Îsa'ya kadar bütün Peygamberlerin Allah'ın buyruğu olarak namazı tebliğ etiklerini, kıldıkları ve kıldırdıklarını açıklar.
Örneğin, Hz. Musa ve onu izleyen Peygamberlerle İsrail Oğulları'na da namazın emredildiğini şöylece bildirir: "Biz yalnızca Allah'a ibadet edin, anababaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik yapın, insanlara güzel sözler söyleyin, namazı kılın ve zekâtı verin diye İsrail Oğulları'ndan kesin söz almıştık. Ancak (siz Ey İsrail Oğulları!) Daha sonra siz içinizden çok azı bir tarafa, sözünüzden dönmüştünüz. Sizler yüz çeviriyorsunuz."
Peygamberimiz de genel ve özel anlamıyla İslâm Dini'nin beş ana temel üzerinde kurulduğunu duyurarak îman etmenin yanı sıra bu dört büyük ibadet görevini açıklamıştır.
Bunlar arasında namazın ayrıcalığı vardır.
Çünkü o, ömür boyunca her gün beş defa yapılacak ibadettir. İbadet olan ve bütün hayatımızı ibadetleştirebilmenin bilinci ve enerjisini kazandıracak nitelikte olan namazla ilgili emirlerinden birinde Rabbimiz, Peygamberimiz Hz. Muhammed'e ve onun şahsında inananlara şöyle buyurmaktadır: "İman eden kullarıma söyle: Hiçbir alışverişin ve dostluğun olmayacağı (büyük sorgulama) Gün'ü gelmeden namazlarını gereği gibi kılsınlar. Kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık olarak da verip harcasınlar."
Sevgili Peygamberimiz bu İlahi Emir'in gereğini yapmış olmak için Allah'ın varlığı, birliği ve egemenliğini kabul eden ve kendisinin O'nun kulu ve Son Elçisi olduğuna inananlara ilk olarak namazı bildirmiş ve öğretmiştir. Örneğin Yemen'e vâli ve hâkim olarak atadığı Cebel oğlu Muaz'ı şöylece yönlendirmiştir: "- Eğer onlar Allah'ın varlığı ve birliğini ve benim de O'nun kulu ve Elçisi olduğumu kabul ederlerse, "Allah'ın, her bir gün ve gece kılınmak üzere onlara beş vakit namazı farz görev olarak yüklediğini bildir."
Namazsız hayat ibadetleştirilemeyeceği için, ilk İslâm toplumunu oluştururken Sevgili Peygamberimiz inananları yakından izlemiş, örneğin başta namaz olmak üzere îmanları çizgisinde yaşamaları için onlarla sözleşmiştir.
İlk müminlerden Abdullah oğlu Cerîr şöyle anlatıyor:
- Salât ve Selam üzerine olsun- Hz. Peygamber diğer ilk inananlarla ve de benimle şöyle diyerek sözleşti: "- Emirleri ve yasaklarına itaat ederek Allah'a ibâdet etmen, (özellikle de) namaz kılman, zekât vermen, Müslümanlara karşı samimi ve uyarıcı olman ve yaratıcılık ve yasa koyuculuk gibi ilahlık vasıflarında Allah'a ortak koşanlarla ilişkilerini kesmen üzere seninle sözleşiyorum." İslâm'ın yüklediği ilk görev olan namaz imanın belgesidir. İslam toplumunun güvenilir üyesi ve Müslümanlar'ın kendilerini kardeş edinerek temsil ve hukûken tasarruf yetkisi verebilecekleri kişi olmanın da temel şartıdır.
Rabbimiz Kur'ân-ı Kerîm'de (Şûra 36-39) İslâm toplumu fertlerinin sahip olması gereken niteliklerini açıklarken, diğer hayatî özellikleri yanı sıra namazı da şöylece öne çıkarmaktadır: "Size verilenler, dünya hayatının geçici nimetlerinden ve zevklerinden başka bir şey değildir. Allah'ın yanındaki Cennet nimetleri ise daha iyidirler ve daha kalıcıdırlar. (Bu nimetler,) îman edenlere, Rablerine güvenenlere, büyük günahlardan ve tüm çirkinliklerden kaçınanlara, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlara, Rablerinin çağrılarına uyanlara, namazlarını kılanlara, işlerini birbirlerine danışarak yapanlara, kendilerine verdiğimiz rızıklardan (yoksullar ve de toplumları için) harcayanlara, içlerinden biri saldırıya uğradığında ise (saldırıyı gidermek için) birbirleriyle yardımlaşanlara verilecektir.
Bu âyetlerin belirlediği vasıflardan hareketle Hak ve halk insanı olmak ve ideal bir toplum düzeni oluşturabilmek için Allah'a güven, danışma, Allah için verme, hak ve özgürlüklere yapılacak saldırılara elbirliği ile göğüs germe ve zulüm/faiz/zina ve sözleşmeleri çiğneme benzeri büyük günahlar ve çirkinliklerden sakınma gibi namazın da olmazsa olmaz bir gereklilik olduğunu anlayabiliriz. Anlayabiliriz, çünkü Tevbe Sûresi'nin 71-72. âyetleri de bu anlamı doğrulamakta ve de pekiştirmektedir. Çünkü bu âyetlerde de Rabbimiz, yapılması gereken diğer toplumsal görevler gibi namaza da vurgu yapmakta ve şöyle buyurmaktadır: "Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin temsil ve hukûken tasarruf yetkisi verilebilir dostları/yardımcılarıdır. Onlar İslâm'ın, ortak aklın ve ilmin gerektirdiği Maruf'u emreder, (Maruf'un karşıtı olan) Münker'den de sakındırırlar. Onlar namazlarını kılarlar. Zekâtlarını verirler. (Diğer emirleri ve yasaklarında da) Allah'a ve Elçisine itâat ederler.
Allah onları rahmetiyle/sevgisiyle kuşatacaktır. Şüphesiz Allah karşı konulamayacak güç sahibidir.
Çok çok bilgedir. Allah işte bu vasıflardaki mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, içlerinde sürekli kalacakları, altlarından ırmaklar akan Cennet'ler ve Adn Cennetleri'nde güzel konaklar vaat etmiştir. Allah'ın sevgisi/rızası ise daha büyüktür.
Gerçekten de bu, çok büyük bir mutluluktur."
Gerçek Müslüman olmak ve İslâm Toplumu'nu oluşturmak için namaz olmazsa olmaz olduğu içindir ki Kur'ân-ı Kerîm'de değil namaz kılmamak, namaza tembellik etmek ve onu gösteriş için kılmak bile münafıklık olarak nitelenmiştir. Yüreklerinde İslâm'la İslâm karşıtı inanç ve hayat ölçüleri arasında tercih yapamayan Münafıklar, şöyle vasfedilmektedir: "…Onlar namaza kalktıklarında üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Gerçekte Allah'ı da çok az anarlar…"
Peygamberlerin çizgisinden sapmanın ilk olarak namazsızlıkla başladığını da açıklayan Kur'ânımız, zekâtsızlıkla birlikte namazsızlığın aşağılata aşağılata Cehennem'e kadar düşürebileceği uyarısında da bulunmaktadır.
Müddessir Sûresi'nde Cennet'te olanların kendileriyle özel bağlantı kuracakları Cehennemliklere yöneltecekleri, 'Sizi Cehennem'e düşüren ne oldu?' şeklindeki sorularına, onlardan alacakları şu cevap gerçekten ürperticidir: "- Biz namaz kılmazdık. Yoksulu doyurmazdık. (Günahlara) dalanlarla birlikte biz de dalardık. Yargılanacağımız Ceza Günü'nü de yalanlardık. Sonunda ölüm gelip bizi yakalayıverdi."
En güzel kıvamda yaratılmış ve kendileri için Cennet'ler hazırlanmış insanlar olarak böylesi elem verici Cehennemî bir akıbete uğramamamız için Peygamberimiz ölümü öncesi son uyarılarına kadar "Aman namazlarınıza dikkat edin" buyurmuştur. Böylece bizleri namaza yönlendirmiştir.
Onun kafa ve gönül kulaklarımızı açarak dinlememiz gereken şu öğütlerinden öte söylenebilecek/dinlenebilecek söz olmasa gerektir: "- Parça parça edilsen ve yakılsan bile Allah'a ortak koşma; buyruklarına itâat hususunda hiçbir varlığı O'na eş değerde tutma. Farz olan namazları asla bırakma.
Namazı bile bile terk eden kişiden Allah'ın koruması
(ve Cennet'e koyma taahhüdü) kalkar. İçki de içme. Çünkü içki bütün kötülüklerin anahtarıdır."

* * *
Bir Ayet
"Şüphesiz ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar."
(Ankebût Sûresi 29. Ayet)

* * *
Bir Hadis
"Sabah namazının iki rek'at sünneti, dünya ve dünyadaki her şeyden daha hayırlıdır."

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler