Bozdağ'dan 'işkence' iddialarına sert tepki
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, darbe girişiminin başarısızlıkla sonuçlanmasının hem FETÖ lideri ve terör örgütü PKK iş birliğiyle ‘Türkiye'nin cezaevlerinde işkence vardır’ propagandası başlatıldığını belirterek, “Hangi cezaevinde, nerede, kime, isim varsa, lütfen, cumhuriyet savcılıklarına bildirin, ceza ve tevkifevleri genel müdürlüğüne bildirin, Adalet Bakanı olarak bizzat bana bildirin; üzerine gideceğiz, kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız, bakılmasına da izin vermeyeceğiz” dedi.
Bozdağ, TBMM Genel Kurulu'nda, HDP'nin kendisi hakkında verdiği gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmamasına ilişkin görüşmeler sırasında söz aldı.
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasından sonra uygulanan arındırma kanunları neyse esasında Türkiye'de yapılanların, bundan pek farkı olmadığını belirten Bozdağ, "Yargıya ilişkin konuya gelince, yargının içerisinde elbette hakim ve savcıların bir bağımsızlığı, bir teminatı var. Anayasamızın 138. maddesi, 'Mahkemeler bağımsızdır.' diyor. Hakimler görevini yaparken anayasa, kanun ve hukuka bağlı bir vicdanla karar veriyor. Vicdanı bağımsız bırakmıyor. Neden? Vicdan eğer bir yere bağlı olmazsa rüzgara, dine, mezhebe, ideolojiye, siyasete bağlı olur. O zaman o vicdan zulme vasıta olur." ifadelerini kullandı.
Anayasanın, vicdanı sağlam kazığa bağladığını vurgulayan Bozdağ, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Nedir o? Anayasadır. Nedir o? Hukuktur. Nedir o? Kanundur. Buraya bağlı olacak vicdan, buraya uygun karar verecek. Aksi takdirde FETÖ'ye bağlı karar verebilir, başka yere bağlı bir karar verebilir. Onun için ne yapmış bunu? Getirip buraya koymuş. Hakimlik, savcılık teminatını niçin veriyor? 'Yargı görevi yapanlar bağımsız görev yapsınlar, herhangi bir baskı, korku, tehdit altında kalmadan özgürce ve cesurca karar versinler' diye bu yapılmış. Yoksa bu, terör örgütlerine üye olsunlar, terör örgütlerinden talimat alsınlar, terör örgütlerinden aldıkları talimat doğrultusunda soruşturma açsınlar, yargılama yapsınlar, karar versinler, tutuklama yapsınlar diye bir teminat değildir. Onun için bunu birbirinden ayırmamız gerekiyor. Yapılan da tam budur."
"TERÖR ÖRGÜTÜNÜN YARGIYI REHİN ALMASINA ASLA İZİN VERMEMELİYİZ"
Anayasamızın 139. maddesinde, meslekte kalmaları uygun görülmeyeceklere ilişkin kanuni bir düzenleme yapıldığına ve düzenlemeye göre adımlar atıldığına işaret eden Bozdağ, şunları ifade etti:
"Yapılan tam da mahkemelerin bağımsızlığını korumaktır, hakimlerin tarafsızlığını korumak içindir ve terör örgütüyle iltisaklı, irtibatlı olduğu değerlendirilenlerle ilgili milletten yargıya duyulan olumsuz güveni ortadan kaldırmaya dönük son derece önemli bir adımdır. Yargıya güveni de bu güçlendirmiştir. Yargının içerisinde davasını görmesi için geldiği bir savcının, hakimin veya orada bulunan bir yargı mensubunun, herhangi bir terör örgütüyle irtibatlı, iltisaklı olduğunu biri değerlendirse ondan rahatsız olur. Onun için milletimizi böyle bir şeyle yüz yüze bırakmak doğru değildir. Yargıya güveni, hukuk devletinin gereklerini tam inşa ediyorsak, terör örgütünün yargıyı ve hukuk devletini rehin almasına asla izin vermememiz lazım. Bizim de yaptığımız budur. FETÖ'nün yargıyı ve hukuk devletimizi rehin almasına müdahale etmektir. Bu, yargıya müdahale değildir. Onun altını özellikle çizmek istiyorum."
CEZAEVLERİNDE İŞKENCE İDDİASI
Cezaevlerinde kötü muamele ve işkence iddialarına ilişkin de Bozdağ, ceza ve tutukevlerinde kötü muamele ve işkence konusunda sıfır tolerans uygulaması yaptıklarına dikkati çekti.
Bozdağ, şunları dile getirdi:
"Çok net söylüyorum, kim 'Türkiye'nin cezaevlerinde kötü muamele ve işkence vardır.' diyorsa cezaevinin adını verin, kime yapıldı söyleyin, nerede yapıldı söyleyin, ne zaman yapıldı söyleyin. Eğer biz gereğini yapmazsak gelin gensoruyu o zaman verin. 'Biz bunu söyledik, siz gereğini yapmadınız. Biz adres gösterdik, adrese gitmediniz. İsim verdik, yapmadınız.' Gelenler soyut değerlendirmeler yapıyor. 'Cezaevlerine girelim, tek tek gezelim, var mı, yok mu?' Biz 'yok' diyoruz. O zaman aksini iddia eden diyecek ki 'Var, adı da Ali, Veli, Bekir, Hasan. Falan yerde oldu, şu zaman oldu.' Biz, gereğini yapmazsak gensoruyu bize o zaman vereceksiniz.
Şimdi birim kurdum, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'nde. Hem internet medyasını hem de bütün medyayı her dakika tarıyorlar, bu konuda çıkan bütün haberleri aslı var, yok, inceliyorlar ve ona göre de açıklamalarını yapıyorlar. Aslı varsa üzerini örtmeyiz, örttürmeyiz de. Derhal müfettiş gönderiyoruz. Hem Bakanlığımızın Teftiş Kurulu var hem CTE'nin kontrolörleri var hem de cumhuriyet savcıları var. Bütün bu kanallar üzerinden işin üzerine gidiyor ve gereken neyse onu tereddütsüz yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz."
"ADALET BAKANI OLARAK BİZZAT BANA BİLDİRİN"
Cezaevlerinde işkence ve kötü muameleye tolerans gösteremeyeceklerini yineleyen Bozdağ, "Nereden çıktı son 1-2 aydır bu? Çok net söylüyorum, 15 Temmuz darbe teşebbüsünün başarısızlıkla sonuçlanmasının arkasından hem Fetullahçı Terör Örgütü'nün kurucusu, lideri, terörist Gülen hem de bölücü terör örgütü PKK işbirliğiyle uluslararası alanda ve Türkiye'nin içerisinde, 'Türkiye'nin cezaevlerinde kötü muamele ve işkence vardır.' propagandası başlatıldı, kampanyası yürütülüyor." dedi.
Bozdağ, şunları ifade etti:
"CPT geldi, cezaevlerini gezdi, bana bazı şeyler söylediler. 'İsim verin üzerine gideyim.' dedim. 'Gizli' dediler, isim vermediler. Ben şunu çok net söylüyorum, hangi cezaevinde, kime, isim varsa lütfen cumhuriyet savcılıklarına bildirin, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüklerine bildirin, Adalet Bakanı olarak bizzat bana bildirin. Üzerine gideceğiz, kimsenin gözünün yaşına bakmayacağız, bakılmasına da izin vermeyeceğiz. Cezaevlerindeki herkes bize emanettir. Ailesinin bize emanetidir. Onların sağlıklarından da biz sorumluyuz. Onların her türlü ihtiyacını gidermekten de biz sorumluyuz. Burada bir eksiklik varsa üzerini örtmeyiz, örttürmeyiz. Örtülmesine de örttürülmesine de asla izin vermeyiz. Ben çıkan haberleri incelettim, şimdiye kadar incelettirdiklerimde aslı olan bir şey çıkmadı. Çıktığı zaman da çok net söylüyorum, hiç toleranssız üzerine gideriz, kamuoyuna da açıklarız. 'Şurada var, üzerine gidiyoruz, şunu yaptık, bunu yaptık.' Bundan sonra Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü'ndeki bu birimi herkesin takip etmesini istiyorum. Çünkü bütün açıklamalar oradan ayrıca yapılacaktır."
"ALABİLDİĞİNE BİR DENETİM VAR"
Bozdağ, cezaevleri izleme kurullarına da izin verildiğini, bu konuda hiçbir sıkıntı olmadığını kaydetti. İnsan Hakları Eşitlik Kurumu'nun bu konuda incelemeler yapabildiğine işaret eden Bozdağ, "Ombudsman var, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru denetimi var, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu var, savcıların denetimi, infaz hakimliklerinin şikayet, itiraz üzerine yaptıkları denetimler var. Alabildiğine bir denetim var. Biz, bundan hiç kaçmadık, hiç de kaçmıyoruz, kaçmaya da niyetimiz yok. Çünkü en güçlü olduğumuz yer burası. Bunu göstermekten biz niye kaçınalım. Hiçbir endişemiz yok. Bu konunun büyük bir kampanya olduğunu buradan ifade etmek isterim." diye konuştu.
"SAYIN SEZER KULLANMAMIŞ, KULLANSAYDI"
Cumhurbaşkanının anayasaya göre görev yaptığına dikkati çeken Bozdağ, şunları kaydetti:
"Anayasa'da ne diyor 8. madde, yürütme yetki ve görevi kim tarafından yerine getirilir diyor? Orada açıkça yazıyor. Bak, kim tarafından yerine getirilir? Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir? Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından yerine getirilir. Anayasa ikisine beraber vermiş, ayırmamış. Siz bu maddeyi yok mu sayıyorsunuz, var burada. '104. madde devletin başıdır.' diyor. 'Devlet organlarının uyumlu olmasını, anayasanın doğru uygulanmasını gözetir.' diyor. Önemli görevler veriyor. Yasamaya, yürütmeye, yargıya dair bir dizi orada görevler var. Ne yapıyor Türkiye'nin Cumhurbaşkanı, anayasadaki yetkilerini anayasaya uygun bir şekilde kullanıyor. Muhtarlarla toplantı yapmasına anayasanın bir engeli var mı? Yok. Açılış yapmasına bir engeli var mı? Yok. Bir toplantıya katılmasına anayasa yasaklıyor mu? Yok. Bakanlar Kurulu'nu toplantıya çağırmasına anayasal engel var mı? Yok, anayasa yetki veriyor.
Sayın Sezer kullanmamış, kullansaydı. Mani bir hal var mıydı? Yoktu. Başka cumhurbaşkanları kullansaydı. Var mı mani bir hal? Yok. Bakın, 10 Ağustos 2014'te cumhurbaşkanını halkın seçmesinden sonra Türkiye Cumhurbaşkanının anayasada var olan bu yetkilerin hepsini kullanması, onun zaten anayasadan kaynaklanan hakkı olduğu gibi bir de milletin ona yüklediği büyük bir sorumluluk. O sorumluluğun gereğini yerine getiriyor. Benim söylediğim, Türkiye'nin realitesini görmek açısından. Geçmişte de söyledim yoksa 'Cumhurbaşkanı anayasaya aykırı davranıyor.' demedim. Sayın Cumhurbaşkanı anayasaya uygun davranıyor. Anayasaya uygun Türkiye'nin yönetiminde kendi yetki ve görevlerini yerine getiriyor."