"Konuşmamız lazım" ile başlayan cümlelerden.Bu cümle sızlanmanın ilk sinyali olarak beyinlerine yer etmiş durumda.
İlle de alışverişe beraber gidelim ısrarlarından.
Sabah uyanır uyanmaz ve gece yatmadan önce araşalım takıntısından.
"Sence ben güzel miyim" ve türevi sorulardan.
Fazla dekolte giyip bu şekilde öne çıkmaya çalışan kızlardan.
"Ben senin bildiğin kızlardan değilim" cümlesinden.
Kuaför ya da alışveriş anılarının anlatılmasından.
Çiçek alınması için kendisine "çaktırmadan" baskı yapılmasından.
Bekletilmekten.
Karamsarlıktan.
Servet düşkünlüğünden.
Sürekli cep telefonunla ilgilenmenden.
Onun cep telefonunu karıştırmaya çalışmandan.
Telefonu çaldığında ya da mesaj geldiğinde "Kim o" diye sorulmasından.
"Ben sana söylemiştim" lafını duymaktan.
Arkadaşlarının yanında "aşkitom", "kuşum", "miniğim" gibi sevgi sözcükleri kullanılmasından ve ısrarla karşılık beklenmesinden.
Kahkaha atarken eliyle ağzını kapatan kızlardan.
Sürekli eski aşklarından bahseden kızlardan.
Eski ilişkileriyle ilgili sorular sorulmasından.
Çok yakın bir erkek arkadaşın bile olsa sürekli ondan bahsetmenden.
Gündüz saatlerinde ağır makyaj yapan kızlardan.
E-posta veya cep telefonu şifrelerinin sorulmasından.
Hafta sonları erkenden çalan telefonlardan.
Kendilerini babaları, erkek kardeşleri ya da eski sevgilileri ile kıyaslayan kızlardan.
Bakımsız tırnaklardan.
Her şeye ağlayan sulu gözlü kızlardan.
Olayları abartarak anlatan ve abartılı tepkiler veren kızlardan.
Gereksiz kıskançlıklardan.
Anneleri ile yarışan kızlardan.
Kız kardeşlerinin eleştirilmesinden.
"Sence bu kız güzel mi" sorusundan.
"Beni neden seviyorsun" sorusundan. Tuzak sorudur aslında. Beklenen cevaplar verilmezse tartışma başka yerlere de sıçrayabilir.
Yemeğe çıktığınızda sürekli diyet yiyecekler siparişi vermenden ve rejim yapman gerektiğini söylemenden.
Dinlenmemekten.
Lafının kesilip alakasız başka bir konudan laf açılmasından.
Bilmece gibi şifreli konuşan kızlardan.
Burç muhabbetlerinden.
Kendisine "Çok şirin olmuşsun" denilmesinden.
Saçlarıyla oynanmasından.
"Üşüyeceksin daha sıkı giyin" ikazları almaktan.
Yaptığı esprilere (kötü bile olsa) tepki alamamaktan.
Kendisine ayıcık, kalpli yastık ve benzeri hediyeler alınmasından.
Çok fazla pembe dizi izleyen ve onları anlatan kızlardan.
Beğendiği erkek sanatçının resimlerini biriktiren kızlardan.
Kız arkadaşınla onun yanında gizli gizli fısıldaşmandan.
Telefonunu açmadığı zamanlarda imalı imalı "Kim bilir ne yapıyordun da açmadın" gibi cümleler duymaktan.
Telefonlarının açılmamasından.
Başkalarının ilişkisi ile kendi ilişkisinin kıyaslanmasından.
Kendi dışında başka erkeklerin övülmesinden.FIKRA
Temel ile İdris, Fransa'ya geyik avına gitmiş. Av da av yani… Deniz uçağıyla bir krater gölüne inecekler, dağlarda avlanacaklar sonra dönecekler… Uçakla av yapacakları yere giderler. Pilot: "Beyler göle indik, size iyi avlar. Bir hafta sonra tekrar bu göle sizi almak üzere iniyorum. Ancak şunu peşin peşin söyleyeyim, adam başı bir geyik taşıma hakkınız var. Deniz uçağı daha fazlasını kaldırmıyor."
- Tamam, biz zaten seri avı düşünüyor değiliz, asıl kafamız dağılsın diye buradayız.
- Harika, iyi avlar. Rastgele!
Bir hafta sonra deniz uçağı göle iner...
Pilot bir bakar ki… Bizimkilerin yanında, adam başı iki geyik!
– Bravo da adam başı tek geyik demiştik.
Bu uçak, bu ağırlığı taşımaz.
– Taşır taşır.
- Taşımaz.
– Taşır taşır.
– Beyler bakın! Burası Avrupa Birliği, her şeyin bir kuralı var. Nizam var, intizam var! Dört geyikle binerseniz bu uçak havalanamaz.
- Havalanır havalanır.
- Olmaz!
- Geçen yılki pilot havalandı ama…
- Havalandı mı? Dört geyikle mi? Buradan mı?
- Evet tastamam öyle. Geçen yılki pilot, dört geyikle havalandı!
– Madem o pilot yaptı, ben de yaparım.
Hayatımda ilk defa böyle bir şey yapıyor olacağım ama kanıma girdiniz. Hadi yükleyin geyikleri, binin, bağlayın kemerlerinizi, kalkalım. Pilot gazı verir... Deniz uçağı göl üzerinde süratlenir… Süratlenir… Kızaklar sudan kesilir ama uçak bir türlü ağırlığı kaldırıp yükselemez… . Ve sonuçta burun üstü ormanın içine çakılır, bin parçaya ayrılır.
Şans eseri kimsenin burnu kanamadan herkes kurtulur. Ormanda, yarı baygın, paramparça olmuş uçağın yanında, bizim avcılardan İdris kendine gelir, kafayı kaldırır… Temel de gözlerini açmıştır… Gözlerini açan İdris sorar:
- Ula Temel , neredeyiz biz? Bizimki şöyle bir etrafa bakar…
– Hemen hemen…. Geçen yıl düştüğümüz yerin 200 metre kadar gerisinde!