PERHİZ VE LAHANA TURŞUSU...
Arap Birliği'nin Bağdat Yönetimi'nin çağrısı üzerine alelacele yaptığı toplantıda aldığı kararlara bakar, 'bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu' diye de düşünürlerdi belki. "Türk askeri birliklerinin Irak topraklarına girmesi, Irak'ın egemenliğine karşı düşmanca tavrı ve Arap milli güvenliğine tehdit oluşu itibarıyla Türkiye hükümeti kınanmıştır" şeklinde karar alan Arap Birliği'ne, askerlerimizi Irak'ın çağırmış olduğunu ve laf üreteceklerine, emperyalistleri kovarak gerçekten egemenliğe kavuşmaları gerektiğini söylerlerdi. Arap Birliği Genel Sekreteri Nebil el Arabi'nin, 'Arap Birliği'nin Türkiye'nin Kuzey Irak'ta PKK hedeflerine yönelik olarak düzenlediği hava operasyonlarını kınadığı' şeklindeki açıklamasına da takılırlardı. Ve bu adama Türkiye'nin kendisi için açık tehdit oluşturan bir terör örgütüne karşı ne yapması gerektiğini sorarlardı, mesela. "Türkiye'nin bir yerden başka bir yere güçlerini çekmesi egemenliğimizi ihlal etmediği anlamına gelmez, egemenlik parçalanmaz bir bütündür" diyebilen Irak Dışişleri Bakanı Caferi'ye: "Egemenlik mi, Irak'ta sen hangi egemenlikten bahsediyorsun kardeşim?" sorusunu sorabilirlerdi... Ve daha birçok şey yapabilirlerdi. Ama yapmadılar, yapmıyorlar ve galiba yapmayacaklar da... Bunlar yerine, Irak'ın toprak bütünlüğünü savunan Türkiye Cumhuriyeti'nin iyi niyetli girişimlerini engellemeye çalışan dış güçlerin yedeğine takılmayı tercih ediyorlar. Ve Hükümetimizin Türkiye'nin ve Irak'ın orta ve uzun vadeli menfaatlerini hesaplayarak atmaya çalıştığı adımlar üzerinden muhalefet yapmaya soyunuyorlar. Bu türden girişimlerde bulunanlara, 'siz kimden yanasınız?' diye sormak da manasızlaşıyor o zaman. Çünkü kimden yana olduklarını kendileri bile bilmiyorlar...