Lütfi Albayrak

LÜTFİ ALBAYRAK

Kadınları anlamanın yolu

Eklenme Tarihi 5 Mart 2018
Bak yakışıklı daha toysun. Hayatının baharındasın. Bak bu tek kaşı kalkık abinin dediklerini dinle. Kadınları anlamaya çalışan yoldan gitme sakın.
Asırlardır kadınları anlamaya çalışan insanlar çıkmış. Sonra kadınları çözeyim derken bir şekilde filozof olmuşlardır.
Söylemleri, yazdıkları ile bize birçok konuda yol göstermişler ama kadınlar konusunda afedersin ishal tadında kalmışlardır. Bunlardan bir tanesi ünlü filizof Sigmund Freud'un dediği gibi:
"Hiç yanıtlayamadığım en büyük soru şu olagelmiştir: "Bir kadın ne ister?" Bak filozoflar bile çözememişken, sen bu yola girme sakın. Bak biraz tarif edeyim, o yollar nasıl yollar:
Basamakları dikenlidir, bunu sorana "Gülü seven dikenine katlanır" derler.
Dikenler tehlikeli bölgelere batıyor çıkaramıyorsun sonra. O yollar sürekli duvara toslayıp geri dönenlerle doludur.
Artık kafatasları aşınmıştır, sürekli duvara vururlar. ABD filmlerindeki sonsuz, sanki hiç bitmeyecekmiş gibi görünen çöl ortasındaki yollara benzer. Arada umut verici bir istasyonla karşılaşırsınız ama içeri girdiğinizde manzara terkedilmiş ıssız bir istasyondur. Geride kalan, sadece eskimiş eşyalar ve tuvaletteki kalıntılarıdır. Bu yol, yol değildir.
İtalya'daki yollara benzer, her tabela bu taraftan der, ne taraftan gidersen git başladığın yere gidersin. Sonra vazgeçer, geri dönersin. Haritası olmayan yoldur.
İstediğiniz kadar arayın, bulamazsınız.
Tesadüfen karşına çıkan bir patikadır.
Ancak o patikayı da tekrar bulacağının garantisi yoktur. Üstü, yürümeye çalışanların mezarlarıyla kaplı olan yoldur.
Çakıl taşlarıyla geçiştiremeyeceğin; her daim asfalt isteyen yoldur. Yani dostum gitme sakın. En son giden geri dönemedi.
Yarı yoldan dönenler de kafayı yiyip kendilerini filozof ilan ettiler. Aman diyorum, abi sözü dinle.

FIKRA
Çocukken, Kur'an kursuna gidiyorduk.
Civar köylerdeki camilerde de Kur'an kursları var, ama giden çocuklar az sayıda olduğu için, yapılan sosyal faaliyetlere bütün o köylerden çocuklar gidiyor.
Piknik organize etmişti genç hocalar, biz de gittik, her şey normalken, yirmili yaşlarda bir hoca geldi (biz 8-15 yaş arası çocuklarız), birkaç kişilik bir gruptuk, bize şöyle dedi:
- Çocuklar hikaye ya da fıkra bileniniz var mı?
Bir tane de çingene vardı, çok değişik bir aksanla konuşuyordu. Biz utanıp sıkılırken, o hemen atıldı:
- Ben biliyorum!
- Anlat bakalım.
- Bir oros.... (buralar tam anlaşılmıyordu) bağırırken (buralar da anlaşılmıyordu) ondan sonra...
- Ee, şeey, dur, ee neydi o başta dediğin, şey, ne dedin sen?
- Oros hocam, oros!
Biz utançtan yerin dibine giriyoruz, ayıp kelime olarak biliyoruz ya, koskoca hocanın önünde denir mi gibisinden hepimiz yere bakmaya başladık.
- Şeyy, yani, o ney ki, demesen öyle...
- Yaa hocam o diil, oros bu oros (yer neden hala yarılmadı diye düşünmeye başladık) - Yaa ayıp, yani şey... (hoca da genç, o da ne cevap vereceğini bilemedi garibim) - Yaaa hani tavık var, onun şeysi, kocası falan yani, oros, oros..
- Haaaaa, tamam horoz desen ya kardeşim (hocanın yüzünde anlamsız bir gülümseme belirir)...

MÜDÜR
Büyük bir fabrikanın müdürü, sürpriz bir ziyaret yaparak personeli kontrol etmeye karar verir. Fabrika içinde dolaşırken tembel tembel oturan genç bir eleman görür ve çok sinirlenir.
"Haftalık ücretin ne kadar?" diye sorar.
"300 dolar." Müdür cüzdanını çıkarır ve gence 300 doları uzatır:
"İşte haftalığın, şimdi git ve bir daha da gelme." Yöneticisine dönerek:
-"Bu tembel adam ne kadar zamandır burada çalışıyordu?" diye sorar.
Yönetici: "O burada çalışmıyor ki.
Yalnızca pizza siparişimizi getirmişti."

ALKIŞLIYORUM
Minibüste gidiyorum, adamın birinin cep telefonu çaldı. O da açtı konuştu.
Şoför ona bağırdı, "Kardeşim cep telefonunu kapa" diye.
Adam da, "Niye? Senin minibüsünde ABS yok ki" dedi. Minibüsçü de herhalde çok içerlemiş olacak bu duruma, "Motor hararet yapıyor" dedi.
Herkes kırıldı gülmekten.