• Facebook
  • Twitter

Geri sayım

Devlette uyumu sağlayan ve bunu en güzel şekilde gösteren isimlerden biri Genelkurmay eski Başkanı Hilmi Özkök Paşa'dır!
Hilmi Paşa, uzun zamandır sessizdi. Dün önemli açıklamalar yaptı. Paşa, birkaç gün önce Başbakan Erdoğan'ın dile getirdiği gibi uzun tutukluluk sürelerine karşıydı. Bunun bir an önce çözülmesi gerektiğini söylüyordu. Paşa, devlet adına muhasebe yapıyordu:
"TSK'yı terörizmle ilişkilendirmek çok yakıcı olmuştur. Bu nereden kaynaklanmaktadır bilemiyorum. Kanundan mı kaynaklanıyor, yoksa bir ifade yanlışlığı mıdır?
Bu tabii hepimizi çok çok üzmüştür. Hele hele TSK'nın en yüksek makamını işgal eden bir arkadaşımıza, Genelkurmay Başkanımıza bu gibi bir suçlamada bulunurken çok düşünmek gerekirdi.
Yasama, yürütme ve yargının bir araya gelerek hızla, koordineli bir çalışma yapması gerek. Bu büyük üzüntünün ancak bu yolla ortadan kaldırılabileceğini biliyorum..."
Paşa'nın sözleriyle aynı anda Kuzey Irak'tan ilginç haberler ajansa düşüyordu. Çok farklı görünse de, aslında her gelişme BÜYÜK FOTOĞRAFTAKİ parçaların bir araya gelmesine neden oluyordu!
Neydi bunlar?
Anlatmaya çalışalım. Ama önce başa dönelim...
Türkiye, aslında 150 yıldır YABANCI işgalindeydi.
İngilizler bunu 1944'e kadar resmen yürüttü. Daha sonra Amerika işin içine girdi. İki gücün arasındaki tarihi çekişme hiç bitmedi. Washington bölgeye uzak, Londra ise bütün kodlara hakimdi! Özal döneminde ilk kez aklımızı kullanmaya çalıştık!
"Bir koyalım üç alalım" fikri bir ara yeşerir gibi oldu. Bu sözün açılımı, iki üç Türk kentini Kuzey Irak'a verip sonra TOPTAN onları KIBRIS gibi Ankara'ya bağlama planıydı! Bu hamleye asker, Amerika'nın bir kanadı, Londra ve tüm Avrupa karşı çıktı!
Bütün dengelerin değişmesi Türkler'in ENERJİ yollarında etkin olması demekti! Bu kimsenin işine gelmeyen bir hesaptı! Özal ortadan kaldırılınca defter kapatıldı.
Aradan tam 10 yıl geçti. Muhtıralar, darbe hazırlıkları, darbe senaryoları ile dolu dolu 10 yıl...
Sonra Ergenekon ve Balyoz operasyonları başladı. Askerler, gazeteciler, profesörler içeri alındı. Soruşturmalar günlerce sürdü. Tutuklamalar CEZA haline dönüştü.
Ancak ortada tartışmaya açık BELGELERDEN başka bir delil yoktu! Tutuklu olanlar ise belgelerin asılsız ve sahte olduğunu iddia ediyordu!
Gerçek neydi peki? Bütün bunları yapan güç kimdi? Ve neden oluyordu bütün bunlar?
Askerler tutuklanırken iddialar çok sarsıcıydı. Camilerin havaya uçurulması, binlerce insanın statlara doldurulması gibi...
Oysa Fatih Camii'ni havaya uçuran bir askere en başta TÜRK ORDUSU destek vermezdi! Veremezdi.
Dünyanın hiçbir yerinde ibadet yerlerini bombalayıp iktidara gelemezdiniz! Ama İstanbul'da toplanan darbe senaryosu ekibi bunu göze almıştı! Akıl alır gibi değildi!
Bence işin içinde başka bir iş vardı!
Türkiye'nin dünyadaki yeni rolü ve yeri ile ordunun ideolojisi uyuşmuyordu. O halde bu ideoloji değişecekti! Ama çok hassas bir konuydu. Asker Cumhuriyet'in temelinde vardı. Eğitimleri, değil ideolojinin esnemesini tartışılmasını bile kabul etmiyordu! Bir yandan da dengelerin Türkiye'nin önüne getirip koyduğu fırsatlar vardı. Ülkenin fırlayıp gitmesi an meselesiydi.
İşte Ankara'daki DERİN AKIL burada devreye girdi. Ordunun, içeride Kürt, Alevi, Sünni vatandaş kovalayıp sol ve sağ görüşlü insanları fişlemesine "YETER" dedi! ORDUYA yeni bir model çizildi! Ne zaman ASKER dışarısıyla ilgilenmeyi bıraktı, ülke küçüldü.
Oysa nüfus artıyor ancak buna karşılık ihtiyaç duyulan ENERJİ açığı kapanmaz düzeye çıkıyordu. Yıllarca Ankara'yı dizginleyen güçler, en zayıf noktanın ENERJİ olduğunu çok önceden not etmişti!
Kıbrıs Barış Harekatı'nda uçaklara koyacak benzin bulunamamıştı!
Neyse...
Kimse ortaya çıkıp "Ben darbeciyim" diyemezdi. Bu operasyonlarla DARBECİLER tasfiye edildi. Daha doğrusu bu akıma kendini kaptıranlar kenara itildi. Amaç ordunun içine mesaj vermekti. Aytaç Yalman Paşa "Darbelerde kazanan hep yabancılar oldu" diyerek haklı ve yerinde bir özeleştiri yapıyordu!
Ordunun itibarı geri verilinceye kadar birilerinin içeride tutulması gerekiyordu. Bu aynı zamanda Avrupa ve Amerika destekli askerlerin arkasındaki sermayeye de gözdağı vermek anlamına geliyordu! IMF'yi ülkeye isteyen patronların frenlenmesi ve yeni modeli benimsemesi gerekiyordu. Bu nedenle KORKUTMAK amacıyla bir türlü Ergenekon'un BİR NUMARASI açıklanmıyordu!
Patronlar olması gereken çizgiye gelsin diye askerler yıllarca içeride tutuluyordu! Parasız "darbe" olmazdı çünkü! Bizde asker sokağa çıktığı an hep aynı kişiler kazanırdı!
Şans böyle bir şeydi işte!
Bazı belgelerin SAHTE olduğu iddiaları belki doğruydu. Ama belki de Ankara'daki o akıl, askere daha büyük yara açmamak için düşük dozlu bilgileri paylaşıyordu!
Mesela faili meçhul dosyası hiç açılmıyordu!
Öldürülen yüzlerce insanın cesedine ulaşılamıyordu! İlişki yumağı medyaya verilmiyordu!
Askeri ihaleler üstündeki sis perdesi aralanmıyordu! Yani O AKIL, askeri yüceltme zamanı geldiğinde herkesin buna alkış tutması gerektiğini düşünüp hesap ediyordu!
Hilmi Paşa da ses verince askerlerin tahliyesine az kaldığına artık iyice inandım. Daha önce 29 Ekim 2013 diye yazmıştım.
Galiba 30 Ağustos'ta bu iş bitecek.
Peki, sonra ne olacak? Bunu da Hilmi Paşa'nın sözleri ile aynı anda ajansa düşen bir haberden yola çıkarak cevaplayalım...
Kuzey Irak Bölgesel yönetimi, BP'yi kovdu!..
Haber buydu!
İngiliz petrol devi BP, 7 yıl önce yapılan anlaşma gereği Kuzey Irak'taki petrolü almak için Şubat ayında çalışmalara başlayacaktı. Ancak Barzani yönetimi, İngilizler'e "DUR" dedi. Bunun üzerine BP Başkanı Carl-Henric Svanberg, yönetim kurulunu acil toplantıya çağırdı.
1909 yılında İngiliz hükümeti tarafından Anglo-
Persian Oil Company adıyla İran petrollerini pazarlamak için kurulan şirket zordaydı. 1954'te ismini British Petroleum olarak değiştiren şirket dünyanın en büyük 6 enerji devinden biriydi. Ortadoğu'da düne kadar en büyük pay onlarındı! Petrolü onlar satardı! 30 ülkede arama ve geliştirme faaliyeti vardı. Ama bu son darbe aslında olacakların habercisiydi!
Çünkü şirket, Arap Baharı ile birlikte büyük kayıp yaşamaya başlamıştı!
Libya'da yüzde 40, Mısır'da yüzde 40, Tunus'ta yüzde 30, Yemen'de yüzde 50 oranındaki petrol ve gaz anlaşmaları İPTAL edildi! 167 ülkede 22 bin benzin istasyonu olan DEV hiç bu kadar zorda olmamıştı!
İngilizler bölgede yenilmeye başlamıştı!
Türkiye üzerinden yıllarca bölgeye inen güç ilk kez diz çöküyordu! Londra ne yapacağını şaşırırken, Kuzey Irak Yönetimi ilginç bir açıklama daha yapıyordu:
Türkler bütün işleri aldı. Kuzey Irak'ta her noktada Türkler kök saldı. Halkımız bu şirketleri görmekten dolayı çok mutlu...
Yani günlerdir yazmaya çalıştıklarım sanki bir bir gerçekleşiyordu. Türkiye'den bölgeye inip ancak Ankara'ya "zırnık" koklatmayan İngiltere, cidden zordaydı! Çünkü bölgenin ASIL SAHİBİ yakında sahneye çıkacaktı! Bu Ankara'ydı. Bu dönüş için hem askerler, hem önemli patronlar hizaya getirildi.
Şimdi iş askere düşeceği için İADE-İ İTİBAR zamanı...
Bölgenin eski sahibi, eskisinden daha güçlü olarak bölgeye inecek.
Haliyle 90 yıldır elini bölgenin kalbine sokanlar oradan kovulacak!
Bu da milletin emrindeki askerle
olacak...
Bu nedenle SİLİVRİ boşalacak. Devlet ne gerekçe gösterecek bilmiyorum. Galiba en iyi yol TUTUKSUZ yargılama diyerek zamana yaymak. Bu arada da Irak'ı yakın etmek!
Haydi hayırlısı...

NOT: Bu arada belgelerin bir kısmının sahte olduğu anlaşılırsa kim töhmet altında kalır? Düşünün bakalım...