Her şeyi resmi tarihten öğrendiğimiz için olsa gerek birçok ŞAŞKINLIK mesajı aldım. Soru sağanağını cevaplamak için 10 madde belirledim.
İnanmayacaksınız tam klavyenin başına geçtiğimde telefon çaldı. Hem de derin derin... Daha fazla kayıtsız kalamadım. "BUYURUN" diyerek ahizeyi kaldırdım... Saat tam 16.16'yı gösterirken telefonun diğer ucundan "İyi günler efendim" diye bir ses yükseldi. Karşılık veremeden karşıdaki ses devam etti: İki gündür yazdıklarınız yüzünden bu yaşımda gözpınarlarım kurudu... Beni mahvettiniz!.. Şaşırmıştım...
Ne ile karşı karşıya olduğumu anlayamadan "Size nasıl yardım edebilirim hanımefendi" cevabını verdim... "Beni dinlerseniz en büyük yardımı yapmış olacaksınız" dedikten sonra başladı anlatmaya: "Türk gazetelerini her gün internetten okuyorum. Emekli bir profesörüm. Çok uzun zaman oldu, ülkemi terk edip Amerika'ya geleli...
İki gündür yazdıklarınız beni kalbimden vurdu. 70 yıl öncesine götürdü. Şu an 86 yaşındayım.
BARLEV HATTINI yıkan o yakışıklı TÜRK SUBAY benim ilk aşkımdı..."
Bir anda Hanımefendi hıçkırıkla ağlamaya başladı. Telefon elimde donup kaldım. Ne diyeceğimi bilemedim. "Nasıl toparlarım" diye düşünürken "İşte aşk böyle bir şey Ergün Bey oğlum" deyiverdi...
Susmuştum... Ama ölümsüz aşkın son kalesinin niyeti konuşmaktı. Belki de ilk kez... "Buyurun sizi dinliyorum" demem yetti: "O dünya yakışıklısı benim ilk aşkımdı. Onu ölünceye kadar unutmayacağıma söz verdim. Ve bu sözümü hep tuttum.
KARŞIYAKA'da otururduk. Ben daha 18'ine bile girmemiştim.
Kocaman bir köşkümüz vardı. İçinde insanın kaybolacağı cinsten. Bazen kendi evimizden korkardım. Ama büyük ve lükstü. O evde sadece denize bakan taraftaki balkonu severdim. Çünkü o balkona ne zaman çıksam o kahraman pilot evin üstünde uçakla harikalar yaratırdı. Ben heyecandan ne yapacağımı şaşırır, sadece beyaz mendil sallardım. En büyük hayalim onunla birlikte uçmaktı. Hiç nasip olmadı.
Neyse... İkimiz birbirimize deliler gibi aşıktık.
Bütün Karşıyaka bunu bilirdi.
Hayatımın en anlamlı sesi uçak gürültüsüydü... Ancak ailem bu aşka tamamen karşıydı. Çok tanınmış bir ailenin üyesi olarak beni bir pilota uygun görmediler. Ne gözyaşlarım ne de çektiğim tarifsiz acılar ailemi ikna etmeye yetmedi. "Onsuz yaşayamam" dedikçe ailem üstüme geldi. Babam, aşk acısıyla eridiğimi görünce onu İzmir'den Eskişehir'e sürdürdü.
Yıkılmıştım. Hayatımın anlamı gitmişti. Balkonda saatlerce duruyor ancak onu artık göremiyordum.
Yapayalnızdım...
Çaresizdim...
Ne yapacağımı düşünürken ailem beni ABD'ye gönderdi. O gün bugün Amerika'dayım...
Onu kaybettiğim için Türkiye'ye, İzmir'e çok az geldim. Ama iki gündür yazdıklarınız için gözyaşlarımı tutamıyorum.
Bunun için size teşekkür mü etmeliyim yoksa kızmalı mıyım, inanın bilmiyorum...
Yıllarca uzaklardan kaybettiğim aşkımın izini sürmeye çalıştım. 'Nerede? Ne yapıyor' sorularıyla koca bir ömrü geçirdim. Daha yakınlarda sağ olduğunu öğrendim. Mutluluktan havalara uçtum. O kahraman değil kahramanların kahramanıydı..."
Şoke olmuştum. Telefondaki hanımefendi beni de kalbimden vurmuştu. Yazdığım kahramanlığın arkasında böyle bir aşkın olduğunu nereden bilebilirdim... Telefonun ucundaki sesin sahibine ulaşıp ellerini öpmek isterdim. Ama çok uzaklardaydı... Aralıksız ağlamaya başlamıştı... Bir yandan "afedersiniz" diyor, bir yanda da "Onu çok özledim" itirafını küçük seslerle söylüyordu... Birden ciddileşti. Sesinin tonunu düzeltti. Bütün gururuyla devam etti: "Allah'a binlerce şükür olsun ki İsrail, O'nun ve ona yardım eden kahramanların izini bulamamış.
Peşlerine çok adam takmış. Ancak hiçbir zarar verememişler. Devletimiz kahramanlarına sahip çıkmış. Çünkü onların 60 derece sıcaklıkta yazdıkları DESTAN okullarda okutulacak cinsten. Onlar ölümle alay edip tarihe geçtiler. Barlev Hattı'nda yapılanları en iyi İsrail bilir... 32 Türk'ün yaptığını dünyada kimse yapamaz. Mısırlılar bugün hala onları anar... Son sözüm gençlere...
Ne olur ülkenizi, milletinizi, devletinizi, ordunuzu sevin... Sizler büyük bir milletin fertlerisiniz.
Tarihinizle gurur duyun. 'Yurtta sulh, cihanda sulh'a sahip çıkın.
Ancak gerektiğinde isteyene gereken cevabını verin..."
Hıçkırıklar arasında "Allah'a emanet olun" sözünü duydum...
Telefonda artık kimse yoktu. Koca bir aşk, koca bir destan omuzlarımdaydı. Gözyaşlarımı silerken ne yapacağımı bilemiyordum... Ellerimi klavyeden çekerken aklımda tek bir soru vardı;
Acaba hala ağlıyor mu?
NOT: Üniversiteli arkadaşlar sözünü ettiğim kitabı bulamadıklarını söyledi. Haklılar, çünkü dün sözünü ettiğim kitap daha basılmadı. Biraz beklemeniz gerekecek... Yaklaşık üç hafta sonra "Krallarla Başkanlarla 50 Yıl"ın üçüncü baskısı piyasada olacak.
NOT: Bugün Ankara'daki sürpriz zirveyi yazacaktım. İlker Başbuğ'u yazacaktım. Perde arkasında nelerin olup bittiğini yazacaktım. Ama olmadı.
Aşk galip geldi...
Ben de içimden geleni yazdım...