Bilişim Suçları Savcılığı, "Bizim işimiz değil" kararını verdi. Deniz Baykal kasetleri ile ilgili dosyayı "Bu olay, CHP'nin yeniden dizaynı için yapılmış bir operasyondur" görüşü ile organize suçlara bakan Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılarına gönderdi.
Şimdi olayın arkasındaki örgüt aranacak.
İşin içinde hangi örgüt var, arkasından kimler çıkar? Orasını bilemem. Ancak, eldeki verilere bakılırsa, bu operasyonu yöneten ve yönlendiren asıl güç, ABD olarak görünüyor.
Bu köşede daha önce de bölük pörçük yazıldı. Bunların bazıları, Takvim'in manşetine de taşındı.
Gelinen bu noktada geçmişte yazdıklarıma ve belgelere yeniden göz atmak gerekiyor...
BELGE 1:
Ekim 2008'de, ABD Derin Devleti'nin kontrolündeki Johns Hopkins Üniversitesi'ne bağlı Silkroad Enstitüsü bir rapor hazırladı. Altında da İsrail'le yakın ilişkileri bulunan Svante E. Cornell ile Halil Magnus Karavelli imzaları vardı.
O raporda, geleceğe yönelik Türkiye senaryolarından söz ediliyordu. O günlerde pek de önemsenmeyen öngörüler yer alıyordu. Raporun 72. Sayfası'ndaki ifadeler aynen şöyleydi:
"CHP'den istifa etmeye ikna edilecek Deniz Baykal'la, yolsuzluklar konusunda kamuoyunun dikkatini çeken Kemal Kılıçdaroğlu yer değiştirecek. CHP, yeniden Avrupa tarzı bir sosyal demokrat parti olarak ortaya çıkacak."
O tarihte köklü bir CHP geçmişi olmayan Kılıçdaroğlu, çiçeği burnunda Grup Başkanvekiliydi. Örgütler üzerinde hiçbir etkisi yoktu. Baykal ise, partinin kılcal damarlarına kadar hakim, yıkılması düşünülemeyen Genel Başkanıydı.
Buna rağmen, "olmaz" denilen gerçekleşti.
Bu öngörü 2 yıl sonra 2010'da gerçek oldu.
İnternete düşen kasetlerinin ardından Baykal istifaya ikna edildi. Yerine Kılıçdaroğlu geldi.
ABD'nin bu kehanetinde "Yeni CHP"den söz ediliyordu. O da aynıyla vaki oldu?
Tesadüf mü bu?
BELGE 2:
Raporu yazan Svante E. Cornell, Ankara'ya gelip dönemin CHP yetkilileri ile görüşmeler yaparken, ABD Büyükelçiliği de boş durmuyordu. Daha sonra WikiLeaks Belgeleri'nde görüldü ki, ABD'nin Ankara Büyükelçiliği, Washington'a CHP'yi konu alan tam 6 bin telgraf çekmiş.
Onlardan biri oldukça çarpıcıydı.
Deniz Baykal'ın CHP'nin başından gitmesi gereğinin altı çiziliyordu: "Erdoğan'ın iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'ne karşı daha prezantabl bir muhalefet lideri oluşturmak, ordu ve adli baskıdan çok etkili bir silah olacaktır.
Kendi partisinden yüzde 70'i ona karşı olmasına rağmen Baykal'a oy veriyor.
Baykal'ın yakınları haricinde herkes değişime ihtiyaç duyulduğu fikrine katılıyor."
Bunlar, Türkiye'deki pek çok kişinin ezberini bozacak, son derece önemli ifadeler!..
Birincisi, Amerika'nın Ordu'ya, Yargı'ya ve AK Parti'ye nasıl baktığını gösteriyor. İkincisi de Washington'un, Ak Parti'yi dengelemek için CHP'nin içini dizayn etme arzusu açıkça görülüyor.
BELGE 3:
WikiLeaks belgelerine bakılırsa, Ankara-
Washington hattındaki yazışmalar, sadece giden yazılarla sınırlı kalmıyor.
Amerikan Dışişleri Bakanlığı devreye giriyor. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Ankara Büyükelçiliği'ne gönderdiği yazıda, "Deniz Baykal yerine Kemal Kılıçdaroğlu olur mu?" sorusuna cevap arıyor.
Ardından Deniz Baykal'ın kasetleri internete düşüyor.
"Gitmez, yerinden oynatılamaz" denilen Baykal istifa etmek zorunda kalıyor.
Yerine de CHP'nin Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu geliyor.
ABD'nin isteği gerçekleşiyor!
Bütün bunlar sadece tesadüf olabilir mi? CHP'nin eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, "Hayır, olamaz" diyor. "CHP'nin ABD destekli bir operasyona uğradığını" söylüyor.
* * *
Şimdi son derece önemli bir dönemeçteyiz...
"Suç örgütlü işlenmiştir" kanaatine vardığına göre, bu örgütün kim ya da kimlerden oluştuğunu ortaya çıkarmak, özel yetkili cumhuriyet savcılarının işi.
Ama bu kadarı yetmez, hiçbir işe yaramaz.
Savcılık, "CHP'nin yeniden dizaynından" bahsettiğine göre, bunun hangi amaçla yapılmak istendiğini de ortaya çıkarmak zorunda.
Büyük bir umutla bekliyoruz...
Bu defa başarılabilecek mi acaba?