Taban bunu hak etmedi

Eklenme Tarihi 23 Mayıs 2011
Seçim öncesi MHP'nin düştüğü ya da düşürüldüğü durum içler acısı. Partinin üst düzey yöneticileri peş peşe istifa etti. Bahçeli yönetimi tamamen çöktü. En önemlisi de partiye gönül vermiş insanların başları öne düştü!
Oysa, MHP tabanı bu sonucu hak etmedi.
Kimsenin onlara bu finali yaşatmaya hakkı yoktu. Yıllar boyu büyük bir inançla, hiçbir karşılık beklemeden koşuşturup durdular. Kan ve ateş çemberinin içinden geçtiler. Kimi hayatını, kimi uzvunu, kimi geleceğini, kimisi de hayallerini kaybetti. En hafif bedel ödeyeni, evinin kümesinden yumurta çalıp sattı; teşkilatına karşı yükümlülüğünü yerine getirdi.
En sıkıntılı anlarda bile umutlarını yitirmediler. En olumsuz şartlarda dahi partilerinden desteklerini esirgemediler.
Tepedekiler onları anlayamayınca, yukarıda yer tutanlar onlardan farklı davranınca, sonuç hepsi için hüsran oldu!
***

Aslında bu sonuç göz göre göre, göstere göstere geldi.
Bu köşede defalarca MHP'de tavanla taban arasındaki kan uyuşmazlığını ortaya koymaya çalıştık. İşitmediğimiz hakaret kalmadı. Her seferinde belden aşağı vuruşlarla karşılaştık.
Referandumda yanlış yaptıklarını anlatmaya çalıştık, "Ak Parti yalakası" ilan edildik. "Bu MHP ülkücü tabanı temsil etmiyor" dedik, "ihanet odağı" olmakla suçlandık. Ümit Özdağ, "olmuyor" diye ortaya çıkmaya çalıştı; hakkında "Amerikan ajanlığından, İsrail uşaklığına" kadar söylenmedik laf bırakılmadı.
Mansur Yavaş, seçim öncesi bu yöneticileri işaret edip, tepkisini ortaya koydu.
Genel Başkan'a gönderdiği çok özel mektup basına servis edilip, yerden yere vuruldu.
Hakkında "itibarsızlaştırma kampanyası" başlatıldı.
Kim ne dediyse kulak ardı edildi. Her eleştiriye kara çalma kampanyası ile cevap verildi.
Gelinen noktada Devlet Bahçeli'nin hiç şikâyet etmeye hakkı yok...
Kendi düşen ağlamaz!
***

Alparslan Türkeş döneminde MHP'de tartışmalar olurdu. Vefatının ardından bu gelenek rafa kalktı. Bütün kararları tek başına Devlet Bahçeli aldı.
Yetmedi, MHP'de "dönüşüm" başlatıldı.
Türkeş'in vasiyeti olan "Türk Kurultayı" bir kenara atıldı. Her yıl geleneksel olarak düzenlenen ve Edirne'den Kars'a tabanı buluşturan "Erciyes Kurultayı" lağvedildi. "3 Mayıs Milliyetçiler Günü" unutuldu.
Türkeş'in ardından ülkücüler elit bir bakış acısı ile adeta "adam edilmeye" çalışıldı.
Yayınlanan kitaplarda tabanın, "Beyaz çorap giyen, ağzı sarımsak kokan, elde tespih sert bakışlarla dolaşan insanlar" olarak görüldüğü ortaya konuldu.
MHP'nin hafızası yok edilmek istendi...
Doğu Türkistan'da soydaşlarımıza zulmeden Çin yönetimine selamlar yollandı.
SSK Genel Müdürlüğü döneminde ülkücülere büyük acılar çektiren Kemal Kılıçdaroğlu'na gülücükler gönderildi.
Kimse kusura bakmasın, kimse darılmasın, ama...
MHP, CHP'lileştirildi. Yönetime de ses çıkarmayacak ve bu değişime ayak uyduracak isimler getirildi. O isimlerin düştüğü ve MHP'yi düşürdüğü durum ortada!
***

Gelinen noktada deniyor ki:
- Partimize karşı büyük bir komplo ve tuzak kuruldu...
Olabilir, ama bu neyi değiştirir ki! Bu partiye geçmişte de ciddi tuzaklar kuruldu, MHP çok büyük badirelerden geçti. Ama hiçbir zaman bu duruma düşmedi!
Yine deniliyor ki:
- Bu tablo MHP'ye yarayacak. Mağdur olduğu için MHP seçimde daha fazla oy alacak.
Yazık, gerçekten çok yazık! MHP bu hallere de mi düşecekti? Büyük iddialarla yola çıkan bu parti, yatak odası görüntülerinden medet umup, oy toplamaya mı çalışacaktı?
Ve gelinen noktada Devlet Bahçeli, istifalarla ilgili "Arkadaşlar partimizi rahatlatmak için bu yolu seçtiler" değerlendirmesini yapıyor.
Bence yetmez. Bütün eleştirilere, bütün tepkilere rağmen, o isimleri o makamlara getiren ve son ana kadar arkalarında duran Devlet Bahçeli de seçimin ardından aynı yolu izlemezse MHP rahatlamaz, rahatlayamaz. Bu kadar yıpranmış bir genel başkan o koltukta oturamaz.
Oturmamalı da!