Olacağı buydu

Eklenme Tarihi 29 Nisan 2011
Deniz Baykal'la ilgili bir kaset ortaya çıktı, defalarca yazıp değerlendirmeler yaptık. Şimdi, MHP'deki "kaset depremini" yazmasak olmaz.
MHP Genel Başkan Yardımcıları Recai Yıldırım ile Metin Çobanoğlu'nun özel anları ile hiç mi hiç ilgili değilim. İşin o tarafını geçiyorum. Ben, daha çok bu kasette yer alan konuşmalara takıldım.
Söz konusu kişiler MHP'nin iki Genel Başkan Yardımcısı. Yıllardır Genel Başkan Devlet Bahçeli'nin yanındalar.
Partinin politikalarına yön verme makamında oturuyorlar. Üstelik her ikisi de illerinde birinci sırada milletvekili adayı.
Buna karşılık MHP tabanından o kadar uzaklar ki!
Kamuoyu karşısında söyledikleri ile yaptıkları taban tabana zıt. O makama nasıl gelip, ne şekilde monte edilmişler; anlamak mümkün değil.
Sarf ettikleri sözler, "Ben ülkücüyüm" diyen herkesin tüylerini diken diken edecek cinsten. Bu yüzden de büyük bir hayal kırıklığı yaşayan ülkücüler Metin Çobanoğlu'nun aracına saldırdılar, kendisini tartakladılar.
Üstelik, ülkücüler infial göstermekte son derece haklılar...
Skandal kasette, ihale işlerinden mafya ilişkilerine kadar pek sıkıntılı konu yer alıyor.
Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Lime lime dökülüyor.
MHP ve partiye inanan insanlar kendisinden hizmet beklerken, Recai Yıldırım "Ben kendi işimin patronuyum" diyor:
- İstediğim saatte kalkar, dilediğim zaman giderim.
Bunu da bir övünme vesilesi olarak ortaya koyuyor. Yan gelip yattığını söylemenin kendisine itibar kazandıracağını düşünüyor.
Ardından, "Cumaya da giderim, içkimi de içerim" türünden sözler sarf ediyor.
Sağ seçmene "Allah belalarını versin" diyerek hakaretler ediyor:
- Sağ seçmen yuvarlak demektir.
Gülle gibi. Hiçbir köşesi yok.
Aslında, kaset baştan sona kadar izlendiğinde Recai Yıldırım'ın "sağ seçmen" tarifini yaparken kendisini anlattığı ortaya çıkıyor.
Bitmiyor, Alevi vatandaşlarımızı rencide edecek sözler söylüyor.
Yetmiyor, Türk kadınının tesettürünü bir "cinsel fantezi" olarak gördüğünü anlatıyor. Tesettürlü kadınlarla birlikte olmayı "hobi olarak" değerlendirdiğini söyleyebiliyor.
Değersizlik diz boyu!
***

Olacağı buydu, inanın hiç yadırgamıyorum.
Zaman zaman bu köşede yazmaya ve anlatmaya çalıştım. Ülkücü tabanla MHP yönetimi arasında uçurumlar bulunduğuna ilişkin örnekler verdim. Hakaretin ve iftiranın her türü ile karşı karşıya kaldım.
Şimdi gelinen noktada da benzer bir tavır sergileniyor. Yine bir özeleştiri yapma ihtiyacı hissedilmiyor. Yıldırım ve Çobanoğlu ile ilgili olarak "İstifa ettirdik, gönderdik, bu mesele de kapandı" tavrı sergileniyor.
İnsanlar da doğal olarak soruyor:
- İyi güzel de herkesin bildiğini siz yeni mi öğrendiniz? Ayyuka çıkan dedikoduların neden zamanında üzerine gitmediniz?
Kimsede tık yok. MHP yine aynı noktada!
***

Şimdi size çok çarpıcı bir örnek vermek istiyorum. Osmaniye'de Devlet Bahçeli milletvekili listesinin birinci sırasında. İkinci sırada ise Hasan Hüseyin Türkoğlu var.
Hasan Hüseyin Türkoğlu, geçmişte Ak Parti'den Osmaniye'de Belediye Başkanlığına soyunmuş bir isim. Uygun görülmemiş ve aday gösterilmemiş. Devlet Bahçeli tarafından da sanki parti içinde başka kimse yokmuş gibi, getirilip ikinci sıraya yerleştirilmiş.
Var mı bunun mantıklı bir izahı?
MHP, bir yandan "Ülkücülerin temsilcisi benim" iddiasında bulunuyor.
Diğer taraftan skandal kasette yer aldığı gibi Recai Yıldırım, listeleri eski DYP ve ANAP'lı isimlerle doldurup "güç kazandıkları" yorumunu yapabiliyor.
Binlerce, hatta on binlerce kişinin hislerine tercüman olarak bir defa daha tekrarlıyorum. Bu MHP yönetimi "ben ülkücüyüm" diyen insanları temsil etmiyor.