Takvim

Bugünkü
Takvim
  • Güncel
  • 19.01.2013 Gazete
ABONE OL

Cami, semt doğurdu

Eskiden beri önce bir yerleşim yeri kurulur, sonradan ihtiyaca göre cami inşa edilirdi. Ama Osmanlı'da ilk defa, önce , ardından binalar yapıldı

Merhum Mehmet Ali Birand'ın bugün cenazesinin kalkacağı nasıl ve neden yapıldı? Ülkenin en sık ismi duyulan, hiç görmemiş olanların bile kulaklarının aşina olduğu bu camiin ve semtinin hikâyesini okuyucularımıza kısaca tanıtalım dedik... Son zamanlardaki toplu konut uygulamalarında, ibadet yerinin yerleşimle birlikte planlı olarak yapılması gibi, görece çok yeni sayılabilecek uygulamalar var. Ancak bizim çarpık şehirciliğimizde önce bir semt doğar sonra ihtiyaçtan oraya mescit, cami vb. yapılır. Yani tabiri caizse bir semtten cami doğar. 'nda ise bunun tersi olmuştur: Bir cami, bir semt doğurmuştur... Aslında Osmanlı'da, en azından padişah katındaki gelenek her şeyden önce bir cami yaptırmaktı. İşte bu âdete uyan ender semtlerden birisidir Nişantaşı'dır...

ÇİLEK TARLASIYDI
Yenilikçi Sultan Abdülmecid, Dolmabahçe Sarayı'nı yaptırdıktan sonra karşısındaki ormanın kapladığı tepeciklerdeki bulunan bütün yapıları yıktırmıştı. Sarayın içinin görülmesinden rahatsızdı ve atıyla dolaştığı bu ormanın salaş yapılarla dolmasını istemiyordu. Bu arazi Nişantaşı'na yaklaştığında çilek tarlaları başlıyordu; zaten Nişantaşı denince de akla rakipsiz çilekleri geliyordu. Sultan Mecid, halkın eski nişan sahası ve çilek tarlası olarak bildiği bu alanı geniş kitlelerle ilk defa oğulları Şehzade Reşad, Kemalettin ve Süleyman'ın 1856'daki sünnet düğünü vasıtasıyla buluşturdu. Sünnet düğünü dediysem de aklınıza gelen bütün düğünlerden, törenlerden farklı, çok daha büyük ve görkemli bir şey düşünün. Çünkü bu düğün nesilden nesile anlatılan "Nişantaşı Sûr-i Hümayun"uydu. Sûr, Farsça düğün, hümayun ise padişaha ait olan demektir. Padişahların erkek çocuklarına yaptıkları sünnet, kız çocuklarına yaptıkları düğünlere sûr-i hümayun denmekteydi.

10 BİN ÇOCUK SÜNNET OLDU
Şehzadelerle birlikte, baştan aşağı giydirilen ve beşer altın hediye verilen 10 bin çocuk da sünnet olmuştu. Binlerce kişi on gün boyunca, kurulan yüzlerce çadırda 1200 aşçının hazırladığı yemekleri yemişti. Memleketin bütün hokkabazları getirilmiş, gece karanlığı kandil ve mumlarla gündüze çevrilmişti. En ilginci de sünnet törenin yapıldığı koskoca bir alanın tümünün toprak görünmeyecek şekilde en kaliteli halılarla örtülmüş olmasıydı. Öylesine bir şaşaa yaşanmıştı ki ülke hazinesinde açılan yarayı sonradan tarihçiler yazmak zorunda kalacaktı.

BATILI TARZDA YERLEŞİM YERİ
Sultan Mecid'in aklında bu arazinin yerleşime açılması vardı aslında. Ama onun fikri, sıradan bir mahalleden öte bir şeydi. Devrin ruhu gereği batılı tarzda bir yerleşim düşünüyordu ve saraya yakınlığı nedeniyle de bu mahallede devletin ileri gelenleri oturacaktı. Düğünün davetlileri arasında yer alan vükela da bu kırlık bölgeyi çok beğenmişlerdi. Ancak Sultan, bugünün Beyoğlu'na o günün Pera'sına benzemeyecek, aksine özellikle Pera'dan farklı bir yer istiyordu. Bunun için de mahallede sadece Müslümanların oturmasını şart koşacaktı. Tüm bu istek ve düşüncelerini Babıâli'ye bildirmeden, hatta sünnet düğününden de önce Sultan'ın bölgede yapacak başka bir şeyi vardı: Cami... Demek ki Sultan yıllar öncesinden bu bölgeyi kafasına koymuştu. Düğün yerinin seçimi de tesadüf değildi elbette. İşte bugünün meşhur, İstanbul'a hiç gitmemiş olanların bile ünlülerin cenazesinin kalktığı cami olması nedeniyle ismine aşina oldukları Teşvikiye Cami böyle doğdu.

YERİNİ SULTAN SEÇTİ
Camiin yeri bizzat Sultan tarafından seçildi. Cümle kapısı olarak babası Sultan II. Mahmud'un diktiği, kendisinin kurduğu yeni ordunun orada nişan talimi yaptığını belirten kitabenin karşısını seçti. Açılan ilk yol da yerleşim de camiin planına göre düzenlenecekti. Diğer selâtin camilerine göre oldukça mütevazı bir camiydi, öyle ki kubbesi bile yoktu ama çok geniş avlusu vardı. Adeta ileride bu cami genişler ve avlusuna da çok insan toplanır öngörüsüyle yapılmıştı. Nitekim Sultan II. Abdülhamid camii genişletti, kubbe yaptırdı. Sultan Hamid, cuma selamlığı için Yıldız'dan çıktığında en emniyeti güzergâha sahip olan cami burasıydı çünkü... Teşvikiye Mahallesi için Balmumcu Çiftliği'nin sahibinin (Orhan ve Doğan Koloğlu'nun annelerinin dedesidir) arazisinden 174 dönüm ayrıldı. Yangın belasından korkulduğu için yapılacak evlerin kâgir olması şartı getirildi. Ahşap ev yapılması yasaklandı. İki paralel cadde ve ona açılacak yan sokaklar planlanmıştı yani ızgara sistem şehircilik düşünüldü. Izgara sistem, şehircilik sosyolojisinde orada güçlü bir siyasi irade var demektir; çünkü böylesi bir yerleşim düzeni ancak disiplinle olabilir.

CEBİNDEN ÖDEDİ
Teşvikiye'de ilk binalar, mahalleye bina inşaatını teşvik etmek için Hazine-i Hassa yani padişahın şahsi gelirleriyle yapıldı. Bütün bu teşvikler semte de adını Teşvikiye olarak vermiştir. Çok kısa sürede önce mahalle sonra da genişleyerek bir semt konaklarla dolmuştur. Mahallede dikili olan iki taşta "Eser-i Avâtıf-ı Mecidiye Mahalle-i Cedide-i Teşvikiye" yani "Abdülmecid'in karşılıksız iyilikseverliğinin eseri olan yeni Teşvikiye Mahallesi" yazmaktadır.


TAYFUN ER