Oruç büyük dinlerde de var

İnsanları birbirlerine yakınlaştıran, nefsini terbiye eden oruç, bazı farklılıkları olmakla birlikte Hristiyanlık ve Yahudilik'te de bulunuyor

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Oruç büyük dinlerde de var
İslamın şartlarından oruç, aslında tüm büyük dinlerde de yer almaktadır. [1] Orucun Hristiyanlık'ta da bulunduğu görülmektedir (Matta 6/16-17; Luka 5/33-35). Ayrıca Kur'an-ı Kerim'de de Hz. Meryem'e "Allah için bir oruç adadım" demesi ve oruçlu iken "Hiçbir kimseyle konuşmayacağını söylemesi" emredilmiş böyle Hristiyanlık'ta "Savm-ı Samt" (konuşmama orucu) denilen bir oruç türünden bahsedilmiştir. Savm-ı Samt bu şekliyle İslam'a da geçmiş, bilahara men edilmiştir. Dinler tarihi incelendiği zaman Hristiyanlık dışında diğer dinlerde de oruç ibadetinin bazı uygulama farklılıkları olmakla birlikte var olduğu müşahede edilmektedir. Yahudilikte Kipur (Büyük Oruç Günü) gününde insanlar günahlarından pişman olurlar. Allah da onları affeder. Yahudiler'in bu ibadeti özel bir yılbaşı olan (Roş Ha Sarah) gününden on gün sonradır. Ayrıca Manihaizm'de, Jainizm'de, Budizm'de Müslümanların tuttukları oruca benzer oruçlar vardır. Budizm'in kurucusu Buddha'nın klasik felsefesi "ne dünyaya bağlanmak ve ne de vazgeçmektir." Bu gayeye ulaşmak için koyduğu esaslardan biri de "İki ayda bir oruç tutmak ve bu oruç esnasında "herkesin huzurunda günahlarını itiraf etmek"tir. Buddha'ya göre ebedi kurtuluşa mani olan arzulardır. Kurtuluş, ancak arzuları terk etmekle mümkündür. Bunun en klasik şekli de oruçtur. (M. Saim Yeprem. İbadetlerimiz, 4) Ayrıca Hz. Peygamber (S.A.V) gözlerini haramdan, nefislerini kötülükten korumak için gençleri evlenmeye, evlenemeyenleri ise oruç tutmaya teşvik etmiş, orucun şehveti kırmasıyla insanı günahlardan uzaklaştıracağını söylemiştir. (Buhârî, Savm 9, 10, Nikâh 2, 3). [2] "Biz ona şah damarından daha yakınız" (Kaf 50/16) âyeti Allah Teâlâ'nın insana kendinden daha yakın olduğunu göstermektedir. "Bana dua edin, size cevap vereyim" (Gâfir 40/60) âyeti O'nun dua etmemizi istediğini ve yapılan dualara karşılık vereceğini ortaya koymakta, bizim de "gizlice ve gönülden gelerek" dua etmemiz (A'râf 7/55) emredilmektedir. Allah Teâlâ duaları dilerse kabuledeceğini şöyle belirtmiştir: "Hayır, sadece Allah'a yalvarırsınız; O da dilerse kalkması için yalvardığınız azâbı giderir" (En'âm 6/41). Resûl-i Ekrem; bir kimsenin 'Çok dua ettim, duam kabul olunmadı' diyerek vazgeçmemesini söylemiş, acele etmedikçe duasına karşılık verileceğini müjdelemiştir. (Buhârî, Daavât 22; Müslim, Zikir 90-92 ). Allah Teâlâ "yasak bölgeler" diye ifade ettiği haramları yapmak şöyle dursun, onlara yaklaşmayı bile menetmektedir. Resûl-i Ekrem bu konuyu bir misâlle açıklamış, her padişahın girilmesi yasak bir arâzisi bulunduğunu, sürüsünü bu arâzinin etrafında otlatan çobanın, sürünün oraya girme tehlikesini göze almış olacağını hatırlatarak yasaklardan uzak durmak gerektiğini söylemiş. Buhârî, Îmân 39; Müslim, Müsâkât 107, 108).1. Oruc farz edilince, bu ay boyunca gece ve gündüz cinsel ilişkide bulunmak yasaklanmıştı. Bazıları bu yasağı çiğneyince, Allah kullarına rahmet etti. İftardan imsâka kadar ilişkiye izin veren bu âyeti indirdi. (Buhârî, Tefsîr 2/27). 2. İtikâf, "Belli bir yerde, belli bir zamanda, belli şartlara uyarak Allah'a ibadet ve itaat etmek" anlamına gelen nâfile bir ibadettir. Hz. Peygamber'in yaptığı gibi (Buhârî, İtikâf 6) ramazanın son on gününde mescidde itikâfa giren kimse, ibadet, dua ve tefekkürle meşgul olur. Âyette belirtildiği gibi itikâf süresince tüm dünya isteklerinden uzak durulur.

Takvim Kaynak Tercihleri

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler