Bugünkü
Takvim

Gerilim

OLAYLARI ve olması muhtemel gelişmeleri anlamaya çalışırken zorlandığımız ortada. Bu yeni de değil üstelik.
Uzun zamandır böyle. TESTİ KIRILMADAN önce çıkıp konuşan, ön alan, yol gösteren pek olmuyor bizde. 31 Mart Yerel Seçimleri çok önemliydi. İstanbul daha da önemli! Yüksek Seçim Kurulu son kararını vermiş değil. İKİ SEÇENEK var.
Ya tekrar ya devam... Bu iki seçenek üzerine onlarca yazı yazabilirim.
Gerek yok ama... Gelin biz BÜYÜK SONUCU görmemize yarayacak kadrajı kullanalım. Öyle devam edelim...
Rahmetli ECEVİT "DUVARI AŞARIZ" sözünü kullanarak ABD ile karşı karşıya gelmişti.
Kıbrıs Barış Harekatı bunun temelini oluşturuyordu... Türkiye ve bölge için önemli tarihlerden biri ÖCALAN'ın yakalanmasıydı.
15 Şubat 1999... Kenya'da tek bir KÜRT bile yoktu ama ÖCALAN orada ele geçirilip bize teslim ediliyordu. Bu PKK'ya CAN VEREN GÜCÜN SİYASETE ÇEKİLMESİ İÇİNDİ! Öyle de oldu... Ancak zaman akıyordu!
Ecevit tasfiye edilmeden bir süre önce ABD'ye gidiyordu. Orada net konuşuyordu. ABD'ye "IRAK HAREKATI KONUSUNDA SİZE DESTEK OLMA
ŞANSIMIZ YOK. ASLA BUNU BİZDEN İSTEMEYİN" diyordu... Bu tavırla birlikte DOLAR alıp başını gidiyor ve piyasalar sallanıyordu...
İktidardaki KOALİSYON hükümeti yani DSP-MHP-ANAP başarılı olamıyordu! Kurtarıcı olarak KEMAL DERVİŞ gönderildi. Hatırlayın o günleri...
MHP açıktan açığa ABD'ye yakın isim olan DERVİŞ'le çatışıyordu...
EKONOMİK SALDIRIYLA ABD'NİN BÖLGEDEKİ PLANLARININ ÖNÜNDE DURANLAR KENARA ALINMAK İSTENİYORDU. OPERASYON BUYDU! Ama ıskalıyorduk. Ecevit 58 gün hastanede kaldı. Partisi çatırdadı.
Hüsamettin Özkan ve İsmail Cem ayrıldı. Derviş'le birlikte yeni bir yola çıkılacaktı. Olmadı. Derviş 15 gün ABD'ye gitti, geldi. Dönüşte "CHP" dedi. O günün kudretli medyası ise Ecevit için konuşulan iddiaların peşini bırakmıyordu.
"Tırnağını bile kesemiyor", "Kendi bakımını yapamıyor", "Yeni parti şart" gibi yazılar eksik olmuyordu...
Ecevit'in en yakını olaylar yatışınca şöyle söyleyecekti: "2000'lerden itibaren Amerika Irak'a girmek istiyordu, Ecevit direnince operasyonlar yapıldı. Ecevit'e karşı fiziken bir saldırı olmadı ama siyasi saldırılar oldu. Ecevit'e yapılan komplo bir suikasttır. Bir öldürerek ortadan kaldırabilirsiniz, bir de başbakanlığını elinden alarak... Biz ikincisini yaşadık..." Rahmetli Ecevit tasfiye edilmeden önce bir TV'ye şunları söylüyordu:
"Gözlerimiz sürekli Kuzey Irak'ta olacak. Eğer en küçük bir olumsuzluk ortaya çıkarsa gereken tedbirleri alacağız. Bölgede bir "fiili devlet" ortaya çıkarsa Türkiye'nin bunu önleyecek olanaklara sahip olduğu bilinsin. Askeri müdahale masada..." Bunları söyleyen sadece Ecevit değildi. Kenara alındı. Aynı dönemde MHP de hedefteydi ve o da sistemin dışına itildi... PKK terörü ile başlayan, Öcalan'ın verilmesiyle devam eden bir rüzgar vardı. Bugün de esen oydu! Irak'ın kuzeyi, Suriye'nin kuzeyi ve İran'daki parça bir araya getirilmek istenmekteydi...
Bunu önündeki engel Ankara'ydı!
Önce Ecevit-Erbakan, sonra Abdullah Gül, Devlet Bahçeli ve Erdoğan oluyordu... AK PARTİ bir koalisyondu aslında.
İlk başlarda içinde bu projeye sıcak bakanları da barındırıyordu.
Doğaldı. Ankara'ya daha yeni gelen bir partiydi... TEZKERE krizi ECEVİT'ten kalan hesabın canlanmasından başka bir şey değildi... AK PARTİ de aynı tavrı gösterdi... Oysa ABD daha yeni iktidarı devirmişti. Ecevit gitmiş, Derviş gelmiş, sistem işliyordu.
Öyle sanıyorlardı... TEZKERE ile itişme başlayınca ABD başka enstrümanlar kullanmaya başladı...
Sonuçta TÜRKİYE olmadan IRAK'a girdi ve SADDAM'ı devirdi! Ancak önüne çıkanları hiç unutmadı! Her birine fatura çıkarttı! Tasfiye edilenlerin isimleri buraya sığmaz! Türkiye resmen şiddetli bir TÜRBÜLANS yaşadı.
Hala bitmese de... Asker de, siyasetçi de, işadamı da, bürokrat da bedel ödedi... Çiçeği burnunda AK PARTİ bir yandan askerin diğer yandan ise ABD'nin basıncı altına giriyordu!
Türkiye'deki oyunlar hiç değişmiyordu! AK PARTİ, DANIŞTAY BASKININDAN sonra cenazeye gidiyor ancak oradan çıkmakta çok zorlanıyordu.
Hakaret, küfür ve yumurta yağıyordu!
Abdullah Gül, Abdüllatif Şener, Beşir Atalay, Abdülkadir Aksu, Vecdi Gönül, Hilmi Güler arka kapıdan polisin yardımıyla kaçabiliyordu.
Kalabalıktan faydalanmak isteyen İKİ KADIN, GÜL'e vurmak istiyordu... Onaylanır mı? Elbette hayır! Kemal Bey de şehit cenazesine gidiyor, neredeyse orada can veriyordu!
Onaylanır mı? Elbette hayır! Bu kadar değildi ki yaşananlar...
İSMET PAŞA bile UŞAK'ta taşlı, çay bardaklı saldırıya uğramıştı. Adnan Menderes, MALİ KISITLAMAYLA ÜZERİNE GELEN ABD'ye karşı çözüm için SOVYETLER'le yakın temas kurmaya çalıştı.
Dışarısı da içerisi de karıştı...
Acı üstüne acı yaşandı... AK PARTİLİ BAKANLAR Danıştay 2. Dairesi üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in cenazesinde canlarını zor kurtarırken sloganlar neydi!
MOLLALAR İRAN'a... Alışıktık ama kimse sorgulamıyordu.
Siyasilerin TEMSİL ettiği akım saldırıya uğrardı. Olayların arka planında bu yatardı. Bilmezdik...
Hamasetle geçiştirirdik. Oysa EGEMEN GÜÇLER SADECE TÜRKİYE'NİN ROTASINA BAKARDI! KAVGAYI BUNUN İÇİN VERİRDİ! Abdullah Bey TEZKERE'de ortaya koyduğu tavır gibi ABD'ye mesafeliydi. Hedef oldu! Deniz Bey de öyle... İnönü de Londra'ya yakındı. ABD'ye mesafe koyardı! "Dünya yeniden kurulur, Türkiye yerini alır" diyecek kadar hem de... Devlet Bey de... En çok saldırıya uğrayan Tayyip Bey de... Yaşadığımız tarih bize TÜRKİYE'nin kararlarının bazı güçleri rahatsız ettiğini öğretti... Darbeler, tasfiyeler, ekonomik saldırılar tek bir amaca hizmet ediyordu. TÜRKİYE'Yİ İSTENEN ROTAYA SOKMAK İÇİNDİ HEPSİ... Şimdi yaşadıklarımıza bir bakın! Ecevit'in başına gelenlerin bir benzeri olduğunu göreceksiniz. Yakında "birebir aynı" bile diyebiliriz...
Dolar operasyonu, AK PARTİ'ye içeriden dışarıdan tepki, Kemal Bey'e saldırı, iş dünyasının Kemal Bey'in yanında yer alması, İstanbul seçimlerinde "İMAMOĞLU" diyenlere kadar koca bir eksen yavaş yavaş hareketlendi! Görmek için gazeteci olmaya gerek de yok!
Konu TÜRKİYE'nin kimlerle geleceğe yürüyeceği ile ilgili...
AK PARTİ'nin içindeki dinamiğe itiraz edenler buluşacak gibi.
Ecevit dönemindeki gibi... İsimlere girmek istemiyorum. Ancak bir güç AK PARTİ-CHP olmazsa YENİ AK PARTİ-CHP ittifakı istiyor. Bunun karşısındaki güç de "ASLA OLMAZ" diyerek AK PARTİ-MHP ittifakını yaşatmak için asılıyor... Bakın bu son yıllarda görmediğimiz, yaşamadığımız kadar gergin bir ortamı da beraberinde getiriyor. Bu ittifakların gölgesi TÜRKİYE'yi dünya üzerinde başka başka yerlere götürür! AK PARTİ-CHP başka Türkiye, AK PARTİ-MHP başka Türkiye'dir!
YENİ AK PARTİ-CHP ise bambaşka!
ROTA olarak, gidilecek yön olarak... Eğer ORTAK bir akıl meydana gelmez ve ortak bir payda bulunmazsa işimiz zor!
Bir sonraki periyotta yani 15 yıl sonra aynı şeyleri başka aktörler üzerinden konuşuruz... Anlamamız gereken bu! Bölgenin yeni şekline ve DÜNYA DENGESİNDEKİ yerimize mümkünse hep birlikte karar verilsin! EGEMEN GÜÇLER HİÇ BİZİ TEK VE BÜTÜN GÖRMEDİ... Acı çekmemizin nedenlerinden biri de ayrışmamız... Washington-Londra- Moskova-Pekin hattından birini ya da birkaçını karşımıza almak istemiyorsak BİRLİK olalım... Muhataplarla böyle konuşalım.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.
  • ve ya