Bugünkü
Takvim

Baron tavsiyesi

Ergenekon operasyonlarından hemen önceydi.
TÜRKİYE'yi kendisine bağlayan Kissenger İstanbul'a gelmiş, eski ve yeni BARON'la buluşmuştu! Yalıdaki zirve sabaha kadar sürdü. GİZLİ DEVLETİN bütün adamları ayağa kaldırıldı. Emir kısa ve netti: Her ne olursa olsun ERGENEKON operasyonlarını engelleyin!
6 Haziran 1944'ten beri Türkiye ile STRES TOPU gibi oynayan yapı istediği hamleyi yapamıyor, istediği sonucu alamıyordu! Kissinger ABD'ye döndükten sonra işler iyice karıştı! Dalgalar peş peşe gelip gazeteciden askere kadar ne varsa silip süpürüyordu.
İlk kez istediklerini yapamayan GİZLİ DEVLETİN BAŞI telaşa kapıldı. Eski BARONA giderek "Ayağımızın altındaki halı kayıp gidiyor. Nasıl çıkacağız bu işin içinden?" diye soruyordu... Kendilerinden EMİR alan bazı askerler tek tek içeri alınıyordu. Onların adına silaha sarılacak olan isimler giderken bir şeyler yapılmalıydı!
25 yıl ANKARA'daki gizli Beyaz Saray'ın iki NO'lu koltuğuna oturan beyaz saçlı TÜRK'ü ziyaret etti. Zor bir karar vermek durumundaydı. Ancak O, hiç düşünmeden "Büyük patrona git. Durumu biliyorlar ama sen yine detaylı anlat" dedi...
Oysa İÇ HUKUK yolları tıkanmıştı!
Ne kendilerinin ne de BÜYÜK PATRONUN yapacak bir şeyi vardı. Ama can çıkmadan HUY çıkmıyordu.
12 yıldır iki NO'lu koltukta oturan ünlü işadamı, eski BARON'a "haklısın" diyerek yola çıktı. Hem de ailesini de yanına alarak... En zor sınavıydı.
Yakınlarına "İmparatorluk benim zamanımda çökerse kendimi hiç affetmem" diyordu.
Güvenliğe önem verdikleri için ayrı uçaklarla gittiler...
Adres belliydi. Ailece ortadan yok olmaları hayra alamet değildi!
Dedikodu ve yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için bir neden gerekiyordu. Onu da bulmak zor değildi!
Basının önüne çıkıp "yaptığı hayırlı işlerden dolayı" ödülünü aldı. Ama kimse onun gerçek rolünü bilmediği için gazetelerde küçük haber olarak kaldı.
Oysa ödülün verildiği salonun bitişiğindeki odada kendisi BÜ-
YÜK PATRONLA
bir araya geliyordu.
Bütün olan biteni anlattı. 60 yıllık imparatorlukları parçalanmak üzereydi. Başbaşa dertleştikten sonra Amerikalı büyük patron, Başkan OBAMA'nın kulağını çekmeye karar verdi! "Bu iş böyle olmaz" diyerek kalktı.
Birkaç gün sonra ABD Başkanı'na Türkiye'yi şikayet etti.
Rahatlamışlardı!
Türkiye'nin önüne fatura gelecekti.
Bundan emindiler. MİLLİ ANKARA bunun bedelini ödeyecekti. Cezaları bile hazırdı!
Bir ay sonra ABD'ye gelecek olan Erdoğan, Obama ile görüşecek ve kendisine gereken mesaj verilecekti.
Bütün aile gülerek YURDA DÖNDÜ.
Gizli masa müjdeli haberi viskilerle kutladı. Zafer sarhoşluğu bütün BOĞAZ'ı kaplamıştı.
Eski parlak günlere geri dönülecekti...
Ama maalesef işler yine ters gidecekti!
Bütün pisliklerine rağmen sonuç alamayacaklardı.
Erdoğan, BEYAZ SARAY'a doğru hızla yaklaşıyordu.
Önündeki ve arkasındaki korumalar araçlarından hışımla dışarı çıkıyorlardı. Erdoğan tam inmeye hazırlanırken TELEFONU çaldı. KARA HABER dünyanın bir ucunda da olsa insanı buluyordu.
TOKAT'ta devriye gezen askeri araç pusuya düşürülmüş, 7 askerimiz şehit olmuştu... Terörü kullanan güç, hiç beklenmedik bir yerde ortaya çıkmıştı. Tabii senaryo yine aynıydı: PKK geldi vurdu!
Başbakan'a akılları sıra mesaj veriyorlardı. "Ayağını denk al" diyorlardı. "Bizi tanı, bizim dediğimizden çıkma" diyorlardı. "Sözümüzü dinlemeyenlerin sonu ne oldu biliyorsun" diyorlardı...
Başbakan kendini toplayıp araçtan indi. Hızla görüşmenin yapılacağı salona daldı. Uzun bir görüşme oldu. Çok şey konuşuldu.
Ama zirveye Erdoğan'ın tek bir cümlesi damga vuruyordu: "Maymun gözünü açtı SAYIN OBAMA!"
Hiç beklemedikleri bir çıkıştı bu. Pes eden bir profil yerine MİLLİ TÜRKİYE için kendini ortaya atan biri vardı! Şaşırdılar!
Yeni Türkiye hakkında bilgileri yoktu. Kendilerine bağlı BASIN doğru bilgiyi taşıyamıyordu. İstihbarat kanalları tıkanmıştı!
Yıllarca Genelkurmay'dan bilgi veren basın mensuplarının sesi duyulmuyordu. Sakıncalı kişilerle görüşme yaptıktan sonra KASETLERİ önce MOSSAD'a sonra MİT'e veren gazeteciler de suskunluğa bürünmüştü! Ayaklarının altındaki HALI kaymaya başlamıştı.
Bunu görüyorlardı artık. Ama kimin yıkılıp kimin ayakta kalacağını kestiremiyorlardı.
BABALAR "bize kadar gelemez" duygusu ve rahatlığı içinde hareket ediyorlardı!
Ama önceki gün 28 Şubat'ın PAŞALARI konuştu.
Hepsi ağız birliği etmişçesine Çevik Bir ile Karadayı Paşa'yı suçladı... İşte böylece SON FİLM gösterime girdi! Şimdi önemli olan KARADAYI PAŞA'nın ne söyleyeceği... "Her şeyi ben yaptım" diyeceğini sanıyorsanız fena halde yanılıyorsunuz!
Nasıl komutanlar onu işaret ettiyse o da PERDE ARKASINDAKİ devleti işaret edecek.
Gizli patron ve adamları ortaya çıkacak.
Ve koskoca imparatorluk bakiyesi olan bu toprakların çocukları NASIL ALDATILDIĞINI birinci elden duyacak...
Buna "hazır mıyız?" bilmiyorum...
Ama devletin bir bildiği vardır... Bekleyelim görelim...

* * *
DİNÇ BEY VE GAZETECİLER
SABAH'ın eski patronu Dinç Bilgin geçtiğimiz günlerde BEYAZ TV'de 28 Şubat tartışmasına telefonla katıldı.
Ve orada "PATRON bizi toplayıp rolümüzü dağıttı" dedi... Dün Selahattin Beyazıt ve Dinç Bey arasındaki ilişkiyi yazdım.
Ama 28 Şubat'ta Aydın Bey ile Dinç Bilgin'e EMİR VEREN PATRONU inanın bilmiyorum... İki patron el ele verse de bunu açıklasa fena mı olur! Televizyonda açıklamak istemezlerse ben SAYFALARIMI açarım.
Ben hazırım.
Bir telefon YETER!


Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Turkuvaz Medya Grubu’na aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz.
Ayrıntılar için lütfen tıklayın.

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan TAKVİM veya takvim.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.


Turkuvaz olarak kişisel verilerinizi işliyor, aynı zamanda kanunlarda öngörülen teknik ve idari tedbirleri alarak bu verilerinizin korunması için elimizden gelen tüm çabayı gösteriyoruz. İşlenen kişisel verilerinize ilişkin aydınlatma metnine veri politikası sayfasını ziyaret ederek ulaşabilirsiniz.
  • ve ya