CANLI YAYIN
BÜLENT ERANDAÇ
BÜLENT ERANDAÇ

Başkomutanın kararı

Eklenme Tarihi 10 Temmuz 2009
Anayasamızın 117. maddesinde "Başkomutanlık, TBMM'nin manevi varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur... Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetler'in komutanı olup, savaşta Başkomutanlık görevlerini Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirir" hükmü yer almıştır. Keza, Cumhurbaşkanının görev ve yetkilerini düzenleyen 104. maddede de "TBMM adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek" hükmüne yer verilmiştir. Başkomutan Abdullah Gül'ün, "Askerlerin sivil yargıya gitmesine imkan veren" yasayı onaylaması, Türk demokrasisinin önemli bir istasyonu daha geçmesi demektir. Başkomutanın imzası şunları sağlayacak:
"Asker olmayan kişiler bir suçu askerlerle iştirak halinde işlese bile onu adli yargı mahkemeleri (sivil mahkemeler) yargılayacak. Düzenleme öncesinde iştirakli suçlarda yargılamayı askeri mahkemeler yapıyordu.
Devlete karşı suçlar ve darbe teşebbüsleri halinde asker kişiler de ağır ceza mahkemelerinde yargılanacak. Düzenleme öncesi, albay rütbesinin üzerindekiler her halükarda askeri mahkemelerde yargılanıyordu."

ERDOĞAN'IN DURUŞU

Siyasi iktidarın geçtiği imtihan Türk demokrasisine can verdi. Son çıkan "anti-darbe" yasası ile Türkiye yeni bir döneme girdi. Kazanan demokrasi oldu. "Askerlerin sivil yargıya gitmelerine yönelik" yasanın yürürlüğe girmesi, Erdoğan'ın 28 Nisan 2007 duruşuyla sağlanan demokrasi dalgalarının devamıdır.
27 Nisan 2007 gecesi Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın (bizzat kendisinin yazdığını açıkladı) e-muhtırası yayınlandı. Başbakan Erdoğan, 28 Nisan 2007 günü, e-muhtırayı aynen iade etti. Genelkurmay'ın, internet sitesinde yayımladığı bildiri Türkiye'yi şoke etmişti. Akıllardaki soru şuydu: "Sivilleşme yolunda atılan adımların ve AB mücadelesinin sonuna mı gelinmişti?"
Cevap, hükümetin takınacağı tavırda saklıydı.
Başbakan Erdoğan, 28 Nisan'da karşı bir bildiriyle adeta "demokrasi manifestosu" verdi. Hükümet, Genelkurmay'ı Anayasa ve hukuk devleti sınırları içinde durması yönünde uyarırken, Türkiye'de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını ortaya koyuyordu: "Genelkurmay Başkanlığı'nın bildirisi, hükümete karşı bir tutum olarak algılandı. Demokratik bir süreçte bunun düşünülmesi bile yadırgatıcı. Genelkurmay, hükümetin emrinde, görevleri Anayasa ile tayin edilmiş bir kurumdur. Genelkurmay başkanı görev ve yetkilerinden dolayı Başbakan'a karşı sorumludur."
Her 10 yılda bir "demokrasisine tankla balans ayarı" yapılan Türkiye için bu duruşun anlamı büyüktü. İktidarın muhtıraya vereceği cevap merakla beklenirken, ordu-siyaset ilişkilerinde alışılagelen çekingenlik yerine, demokraside kurumların yerini tarif eden, itidal ve dikkat tavsiye eden bu özgüven metni, Türkiye'de artık demokrasinin kökleştiğini, vesayet devrinin bittiğini müjdeliyordu.
Bu duruş, ilk defa askeri bir muhtıraya karşı hükümetin halk iradesini yansıtması, parlamentonun gerçekten bir halk parlamentosu olduğunu göstermesi açısından çok önemlidir. 28 Nisan duruşu, Türk demokrasi tarihi açısından bir kırılma anıdır. E-muhtıra, siyaseti yeniden askeri vesayete almayı amaçlıyordu. Bildiriyi hazırlayanlar Türkiye şartlarını göremediler, beklenmedik bir demokratik tepkiyle karşılaştılar. Hükümet, Genelkurmay'a anayasal düzen içindeki yerini hatırlattı. Erdoğan'ın cevabı, demokratik ve sivil yönetim prensiplerinin altını çizmesi, Genelkurmay bildirisiyle oluşturulmak istenen darbe ve korku düzeninin yıkılmasıyla sonuçlandı.

HALKIN KARARI

Türkiye Cumhuriyeti, 86 yıllık ömründe 2 askeri darbe, bir muhtıra, bir postmodern darbe, bir elektronik muhtıra ve çok sayıda darbe girişimine maruz kalmıştı. Ancak ilk kez, 28 Nisan 2007'de, net şekilde verilen cevap, sergilenen "dik duruş", ardından 2007 seçimlerinden çıkan sonuç, Türk demokrasisine yepyeni bir pencere açtı. Durmak yok, demokrasi dalgalarına devam.