Bugünkü
Takvim

Hortum operasyonu!

Son günlerde cezaevlerinden tahliyelerin başlamasıyla birlikte iftar saatlerinde bile "Neler oluyor?" sorusuna cevap aranıyor!
3-5 yıldır içeride tutulanlar suçsuz olduklarını söylerken, senaryoyu kimin yazdığı ve nasıl bir sonuç peşinde koştuğu her zaman olduğu gibi yine ıskalandı!
50 yıl önce bu topraklara DİNİ TEMELLİ bir operasyon için gelmiş olan yabancılar, ne bekledi? Sonuca ulaşabildiler mi? İstedikleri gerçekleşti mi?
Başımıza bela olan bütün sorunları kadrajı genişleterek bakmak durumundayız!
Baş aktör yanımızda olsa da, ona o görevi veren kesinlikle bir YABANCIDIR!
Bilinen bir fıkrayla başlayalım...
Yaşlı FRED, durumu ağırlaşınca hastaneye kaldırıldı...
Ailesi ve yakın dostu PAPAZ yatağın etrafını çevirmiş beklerlerken, hasta FRED ısrarla el hareketleriyle kalem ve kağıt istedi!
Her zaman hazırlıklı olan PAPAZ, hemen dostunun istediklerini uzattı!
Hasta da titreyen elleriyle hızlı hızlı birkaç satır bir şey yazıp PAPAZA uzattı! Dostunun yazdıklarını okumak için hastane odasının uygun bir yer olmadığını düşünen PAPAZ, kağıdı aldığı gibi kıvırıp cebine attı!
Daha sonra FRED'in cenazesi sırasında aldığı o kağıt parçası aklına geldi... Cenazenin gömülmesinden hemen sonra Papaz ileri çıkarak:
Sevgili Fred ölmeden hemen önce benden bir kağıt isteyerek bir şeyler yazdı! Uygun olmadığını düşündüğüm için dostumun yazdıklarını orada okumadım!
Fakat şimdi son yolculuğuna uğurladığımız arkadaşımızın yazdığı notu hepinizin önünde okumak istiyorum.
Cebinden o kağıdı çıkaran PAPAZ, gözlüklerini taktıktan sonra o kısa cümleyi yüksek sesle okur:
Lütfen bir adım sola çekil!
Oksijen hortumuma basıyorsun!
Bizim yakın tarihimiz aynen bu PAPAZ fıkrasındaki gibidir! ÖLDÜRMEK için yanımıza gelenleri dost biliriz! İyi niyetle açtığımız her kapıdan darbe yeriz!
Graham Fuller, Gülen'e mahkemeden oturma izni çıksın diye verdiği savunmada "Onun kadar iyi bir eğitimci dünyada görmedim!" diyordu!
Lise diploması olmayan biri için, CIA şefinin sözleri çok ilginçti!
Paralel Yapı çok önceden beri askere karşı mücadele ettiğini söyler dururdu! Askerle iç içe olduğunu ise kimselere hissettirmezdi! "Yönetimi devirmek ve İslamcı bir rejim kurmakla" suçlanan biri nasıl oluyordu da FULLER tarafından koruma altına alınıyordu!
Öyle ya hem Graham Fuller, hem Marc Grossman, hem de Morton Abramowitz ne diye KEFİL oluyorlardı! Üçü de YAHUDİ asıllı olmasına rağmen İSLAM'ın yükselmesi için niye çalışıyorlardı?
Aklın almadığı bir durum vardı!
Aklın almadığı başka bir konuda 140'tan fazla ülkede hangi parayla bu okulların döndüğüydü!
Türkiye'deki insan kaynağı kaybolmasın diye her bölge kendi güçleriyle okulları yaşattıklarını sanıyordu! Anadolu'dan çıkan öğretmenler de ulvi bir iş yaptıklarını düşünüp 150 dolara şişe suyunun bile olmadığı yerlerde çalışıyordu!
Peki asıl fotoğrafta ne vardı?
Soru bu!
Paralel Yapı kendilerine verilen görev gereği dünyanın en değerli ALTIN ve PETROL rezervlerinin olduğu bölgelere el attı! Özellikle SSCB'nin dağılmasından sonra boşta kalan ülkelere büyük operasyon yapıldı! Bu operasyonun ana temellerinden biri Paralel Yapı'nın ta kendisiydi!
Amaç belliydi!
Türk çocuklarının üzerine basarak ABD'nin illegal kaynaklardan elde ettiği gelirle Özbekistan, Azerbaycan, Türkenistan, Kazakistan gibi ülkelerde medreseler ve camiler kurmak! Bu ilk adımdı! Bir sonraki adım ise bu çocukların üzerinden petrole konmaktı!
Tabii Türkiye adına değil!
Rothschild ailesi bir yandan SOROS ve ekibiyle RUSYA'ya dalarken, başka bir el de Paralel Yapı'yı oralara götürüyordu!
Ama yapılan her operasyonun ana damarı ANADOLU'ydu! Çünkü inançlı insan kaynağı buradaydı! Türkiye olmadan HİZMET tek bir çakıl taşını bile oynatamazdı! Bu nedenle TÜRKİYE'nin kesin olarak ellerinde olması gerekiyordu!
Siz bakmayın "Bizim daha 140 ülkemiz var! Türkiye hiç önemli değil!" demelerine!
Bal gibi de önemli!
Putin göreve geldikten sonra nasıl SOROS ve arkasındaki BARON JACOB ROTHSCHILD'i ülkesinden kovduysa, Paralel Yapı'yı da kıskaca aldı! Okullarda görev yapan 130 İngilizce öğretmeninin CIA ajanı olduğunu öne sürerek kapılara kilit vurdu!
Enerji savaşını anlamadığımız takdirde başımıza geçirilmeye çalışılan çuvalı da anlamayız!
30 Mart'tan önce görüldü ki "İSLAMCI" örgüt olan Paralel Yapı, katı LAİK kesimlerle çok rahat işbirliği yapabiliyor!
İşin doğasına aykırı gibi görünse de işin odağındaki gerçek her iki akımında BARONLARA bağlı olduğuydu!
Bu iki kesim birbirinden ayrıymış gibi ROL yapıp masum askerlerin içeri atılmasına seyirci kaldı!
Çünkü ORDU onların tam olarak ele geçiremediği tek noktaydı!
Adalet, emniyet ve bürokraside sorun yoktu!
Asker de istenilen kıvama gelince düğmeye basacaklardı!
Bunun için 50 yıldır çalışıyorlardı!
Putin'nin iki günde gördüğünü, biz 50 yılda göremiyorduk!
Peki bu operasyon neden gerekliydi?
Niye yapılıyordu?
İşte burada adamların planlarının ne kadar uzun vadeli olduğu gerçeğiyle karşılaşıyoruz!
Bizler gibi günlük yaşamayan bu güçler, ellerinde büyüttükleri PARALEL YAPI ile günü geldiğinde sonuca gidecekti!
O gün 17 Aralık'tı!
Çünkü Irak, ABD tarafından iki kez işgal edilmiş ve beklenen sonucun alınması için geri sayım başlatılmıştı!
Türkiye IRAK'la daha doğrusu Kuzey Irak'la iç içe geçecek ve Türkiye, enerji geçiş üssü olduğundan dolayı istemese de zenginleşecekti!
Ama ABD'deki BARONLAR bu operasyonun aksama ihtimaline karşı yüzde 100 kendi adamları ile yola devam etmek istediler!
Şansa yer bırakmak niyetinde değillerdi!
Bir Türk'ün gelip bütün planları bozmasına katlanamazlardı!
Bunun için 50 yıl önce tohumları atılan YAPIYA "Ayağa kalkın ve saldırın!" talimatı verildi! Saldırdıkları ise devleti onlara açan insandı! Amaç Türkiye'yi hiçbir siyasi akımın yeşeremeyeceği bir noktaya taşıyıp BARONLARIN çıkarlarını sonsuza kadar koruyacak bir iklimi yaratmaktı!
45 milyar varillik petrol dibimizde dururken, Erdoğan gibi biriyle devam etmek isterler miydi?
Bütün raporlarda dünyanın tam 50 yıl daha petrole bağlı olduğu yazılıyor!
Bütün oyunlar bunun üzerinden kuruluyor! GAZ ise bambaşka öneme sahip!
Ne yazık ki hepsi burnumuzun dibinde!
Bizden istenileni yapmamız beklendi!
Ankara ise onların beklemediğini yaptı!
Hem eğitim, hem de enerji sistemleri büyük tehlike altına girdi!
SIKINTI BU!
Oslo'ya, Gezi'ye, 17 Aralık'a, Köşk seçimlerine böyle bakın!
Onlar böyle bakıyor çünkü!