Günümüzde en çok konuşulan konulardan biri 'Küresel Isınma', mahalledeki teyzeden, tartışma programına katılan profesörün konuşmasına kadar birçok kez işitiyoruz onu. Mevsim sıcaklıklarının ani değişimi, birçok ülkeyi etkisi altına alan sel felaketlerinin nedeni olarak hep küresel ısınma gösteriliyor.
Günümüzde en çok konuşulan konulardan biri 'Küresel Isınma', mahalledeki teyzeden, tartışma programına katılan profesörün konuşmasına kadar birçok kez işitiyoruz onu. Mevsim sıcaklıklarının ani değişimi, birçok ülkeyi etkisi altına alan sel felaketlerinin nedeni olarak hep küresel ısınma gösteriliyor.
Son 50 yılda insan hayatı üzerinde fark edilebilir ve saptanabilir etkiler oluşturan, sera gazlarının artarak atmosferi ısıtmasıyla oluşan küresel ısınma sonucunda, dünyanın Buzul Çağı koşullarına geri döneceği belirtiliyor. Peki "Dünya ısınırken nasıl olup da Buzul Çağı gelecek? Isınma nasıl donma sonucuna ulaşacak?"
Küresel ısınma dünyanın sonu mu yoksa yeni bir başlangıç mı olacak?
Uzun vadeli iklim değişimi bilgi temelimizi sağlayan kaynaklar, on iki bin yıl uzunluğundaki Holosen (şu andaki jeolojik çağ) periyodunun sona ermesiyle dünyanın sonraki 100 bin yılda Buzul Çağı koşullarına geri döneceğini belirtiyor.
Dördüncü Jeolojik Zaman’ın son çağı olan ve günümüz olarak da adlandırılan Holosen, günümüzden yaklaşık 10000-10500 yıl önce başlamıştır. Bu dönemin en önemli özelliği yağış ve sıcaklığın artarak günümüz iklim koşullarının oluşmaya başlamasıdır.
Araştırmayı yürüten bilim adamları, dünyanın gelecek 15 bin yılda buzul çağına girmeyeceğini, buna karşın yeryüzündeki metan ve karbon dioksit gazlarının yol açtığı sera etkisinin son 440 bin yılın en yüksek seviyesine ulaştığını da vurgulamaktadırlar. Sera etkisinin dünya ekolojik tarihinde ilk defa bu kadar yüksek değerlere ulaşmasından dolayı, geçmiş değerlere kıyasla herhangi bir tahmin yapılamamaktadır.
Buzulların merkez çekirdekleri, okyanus sediment çekirdekleri, jeolojik kayıt, kadim bitki ve hayvan nüfusu araştırmaları, hepsi yaklaşık 100,000 yıl süren Buzul Çağı maksimumlarının düzenli döngüsel modelini gösteriyor, buzul çağları arasında her biri yaklaşık 12,000 yıl süren sıcak bir periyot oluyor.
Dünyanın ısınması ve ısınmayla birlikte buharlaşmanın artması ve bunun sonucunda bulutlanmadaki artış (yıllık yağış miktarının artması, sel oluşumları) güneş ışınlarına karşı kalkan görevi görmesinin ardından zamanla ısısını kaybeden dünya, bir soğuma evresine (küresel soğuma) girecektir, suların kıta büyüklüğünde donmaları ve tekrar yağışların başlaması, ergiyen suların mevcut buzullar üzerinde donması gerçekleşecektir.
Çok yoğun ve devasa hacimdeki buzulların güneş ısısı ile erimesi ise binlerce yıl alacaktır. Bu süreç sonunda dünyada su miktarı artacak, bulutlanma başlangıcı ile birlikte sera etkisi de artacaktır. Sıcak yağmurların yağması ile birlikte periyodun 2. devresi (küresel ısınma) başlayacaktır.
Buzullar arası evre döngülerinin 100.000 yıl olduğu varsayılırsa, günümüz bu periyodun 2. devresinde (küresel ısınma) olduğumuzu göstermektedir. Fazla salınan karbon miktarı ve normalüstü sera etkisi bu süreci hızlandırmaktan başka bir şey değildir.
Gelecek şiddetli yağışların (son yağışlar), yağmur yağmamış bölgelere yağmur yağması ( örn. Güney Arabistan), sel baskınları (dünyanın çeşitli yerlerinde görülen seller), deniz/okyanus seviyesinin yükselmesi (Filipinler, Endonezya, genel Uzakdoğu, Manş denizi kıyıları, İskandinavya ve kuzey Avrupa kıyıları), mevcut denge değişimine bağlı depremler, gel-git hareketlerine bağlı su yükselmeleri vb. bu sürece işarettir.
Buzul Çağı neden-sonuç ilişkisinin astronomik teorisinin unsurları ilk kez 1842’de Fransız matematikçi Joseph Adhemar tarafından sunulmuştur.
1875’te İngiliz dahi Joseph Croll tarafından geliştirilmiş ve teori 1920-30’larda Sırp matematikçi Milutin Milankovich tarafından şu andaki şekline getirilmiştir.
1976’da prestijli “Bilim” dergisi John Imbrie, James Hays ve Nicholas Shackleton tarafından yazılan “Dünya’nın yörüngesindeki varyasyonlar: Buzul Çağlarının Hız Ayarlayıcısı” başlıklı bir makale yayınladı. Bu makale üç bilim adamının okyanus sediment çekirdeklerinden elde ettikleri iklim verileri ve astronomik Milankovich döngülerinin modelleri arasında buldukları korelasyonu tanımlıyordu.
Dünya neden buzul çağları yaşıyor?
Nedenler kabaca üç sınıfa ayrılabilir: Astrofiziksel nedenler, kıtaların dağılımı ve atmosferin bileşimi.
Astrofiziksel nedenler, presesyon (salınım), yörünge döngüsü ve dünyanın eğim açısını kapsar. Presesyonu, dünya gibi tam küresel olmayan ve dönüş hareketi yapan topaç örneği üzerinden açıklayacak olursak, bu gibi cisimlerin dönme ekseninin zaman içinde başka bir eksen etrafında (örneğin dünya kendi dikey ekseni etrafında döner) dönme hareketi yapması şeklinde özetleyebiliriz.
Bu salınım, bizim bakış açımıza göre yıldızlarda yer değişikliğine neden olmaktan başka, dünyanın aldığı Güneş insolasyonu (Güneş’ten gelen ışınların yeryüzüne vurması olayı) miktarını da etkiler. Kutupyıldızının 360º dönüş yapmasından dolayı “kutupsal döngü” adını da alan çevrim, yaklaşık 23.000 yıGüneş’ten gelen metrekare başına düşen sıcaklık miktarına etki eden diğer özellik yörünge döngüsüdür. Dünyanın, Güneş etrafındaki yörüngesi tam bir daireden hafifçe uzamış bir daireye, yani elipse döner. Bu döngü ise 98.000 yılda bir tamamlanır ve kabaca Dünya-Güneş arasındaki mesafeyi belirler. lda tamamlanır.
Güneş’ten gelen metrekare başına düşen sıcaklık miktarına etki eden diğer özellik yörünge döngüsüdür. Dünyanın, Güneş etrafındaki yörüngesi tam bir daireden hafifçe uzamış bir daireye, yani elipse döner. Bu döngü ise 98.000 yılda bir tamamlanır ve kabaca Dünya-Güneş arasındaki mesafeyi belirler.
Son olarak Sırp matematikçi Milutin Milankovitch’in ilk olarak göz önünde bulundurduğu özellik, dünyanın dikey ekseni ve yörüngesi arasındaki açıdır. Bu açı her 40.000 yılda 22,1º ve 24,5º arasında değişir; bildiğimiz 23,5º’lik açı ortalama bir değerdir.
Kıtasal dağılım farklılıkları da, yine ilk olarak Milankovitch tarafından ortaya atılan özelliklerdir. Buna göre yeryüzündeki kara kütlesinin 2/3'ünü taşıyan Kuzey Yarımküre’deki Güneş insolasyonu, her iki yarımkürede görülen buzul çağlarını belirler. Milankovitch kuramı, bu hareketlerdeki varyasyonların Güneş geometrisi ile bir araya geldiğinde, yeryüzüne ulaşan Güneş enerjisi miktarında ölçülebilir değişimlere yol açtığını söyler.
Son Buzul Çağı’na ait 41.000 yıllık buzul evreleri döngülerine bakıldığında, bu zamanlamanın açı değişimlerince yönlendirildiği sonucu çıkmaktadır. Oysa bu süreçte presesyona bağlı değişimlerin daha fazla meydana geldiği saptandığından, 23.000 yıllık döngüler daha olasıdır. Bahsi geçen “41.000 yıl paradoksu”, açı değişiminin presesyon üzerindeki baskınlığına verilen addır.