Bugünkü
Takvim

Reklamdan kazandığımız 10 bin lirayla meşhur olduk

Dünyada hem bas gitar çalıp, hem dans eden, hem de şarkı söyleyen ender müzisyenlerden biri... Televizyonda ya da sinemada yüzü ekrana yansıyınca hayranlıkla izlenen bir oyuncu... Ve MFÖ'nün olmazsa olmaz kınalı kuzusu Özkan Uğur; geçmişini, bugünü ve MFÖ'yü anlattı...

Aramızdaki telefon konuşması şöyle geçti:
"Hocam bir buluşalım da şu Amerika konserini filan anlatırsın, eski günlere dalar güzel bir röportaj yaparız." "Baba yaa.. Fuat'la yap yaa o anlatsın..."
"Fuat ile yeni yaptım..."
"Mahzar?!"
"Mahzar'la nerdeyse bin defa yaptım, ona da, bana da gına geldi..."
"Baba yaa..." Ona da hak vermedim değil doğrusu...
Nazlanma değildi bu. Bunca yıldır, bunca konser, bunca dizi, bunca film... Artık insan konuşmaya doyuyor, hissediyorum... Biraz daha mızmızlanmasına engel olmak için bastırdım.
"Nerde buluşuyoruz?"
"Cuma gecesi Arena'da konserimiz var... Gelsene... Hem de kulaklarının pası silinir..." Uzun zamandır konsere gitmişliğim yok Arena'da konser fikri cazip geldi. Aslında Mahzar ve Fuat'la, daha Özkan gruba katılmadan önce katıksız bir arkadaşlığım var... Neredeyse ergenlik günlerimizden... Kaç yıldır sahnede dinlememiştim onları... Kuruçeşme havasında bir Ali Desidero ilaç gibi gelebilirdi insana... Gerçekten de geldi. Ama konser öncesi, kuliste konuşurken çevrede bir 'Emine Hanım' telaşı başladı. Emine Erdoğan konseri izlemeye gelecekmiş... Gerçekten de geldi. Ama Allahı var, ne dev gibi korumalar, ne aşırı önlemler... Sonra bizimkiler sahneye çıktı. Arena'yı dolduran genç-ihtiyar, üç bini aşkın izleyici 'Ele Güne Karşı' isyanına hep bir ağızdan katıldı.
***

Bundan 41 yıl önceydi... Bir bahar gecesi Moda burnunda turluyorum. 'Küçük Moda' gazinosundan dışarıya taşan bir müzik sesi çarptı kulaklarıma... Önce inanamadım. Sanki Beatles söylüyor. Sonra girdim gazinonu kapısından. Sahnede iki genç adam ellerinde gitarları döktürüyorlar. O aralar biraz müziğe bulaşmışlığım var. Bir arkadaşım, sahibi olduğu Erdek'teki gece kulübü için genç bir grup arıyor... Tabii ki boğaz tokluğuna çalıştıracağı için. Sahneden indikleri zaman yanlarına gittim. "Erdek'e gelirler miydi?" Gelirlerdi... Mahzar ve Fuat ile ilk tanışmam böyle olmuştu. Erdek'te her türlü serseriliği yapıp harika bir yaz geçirmiştik. O zaman grubun adı 'Kaygısızlar'dı... Daha Özkan Uğur ortalarda yoktu...

Gruba en son sen katıldın ve MFÖ olarak bu günlere kadar geldiniz. Daha önceleri nerelerdeydiniz?
Mazhar'la Kızıltoprak'ta aynı mahallede oturuyorduk. Onların 'Kaygısızlar' diye bir grupları vardı ve sürekli prova yaparlardı. Bizim de üç kişilik bir grubumuz vardı. Ama ben hep onlarla çalışmak isterdim. Çünkü bizim ne amfimiz ne davulumuz var... Bir gün onların davulcusu Ali Serdar'la tanıştım. Beni kendi provalarına götürdü . Birkaç gün birlikte doğaçlama yaptık. Henüz Mazhar ortada yok.

Sanıyorum o günlerde Ankara'daydı. Devlet konservatuarını bitirmek üzereydi...
Öyleymiş. Bir gün Ankara'dan aniden provaya geldi. Grupta Sadık Kuyaş diye bir bas gitarcı daha var. Mahzar, şöyle bir bana baktı "Kim bu? Grupta iki bas gitarcı mı olacak?" dedi... Ben tıss...

Korktun mu?
Korkmak değil ürktüm. Hepsinden küçüğüm, gruba bayılmışım... Ya olmazsa? O an hemen provayı terk etmem lazım. Mahzar başka bir şey söylemedi. Gitarı aldı eline devam ettik. Grup bir müddet iki basçıyla devam etti. Sadık, Paris'e yerleştikten sonra ben Kınalı Kuzu olarak grubun tek basçısı oldum.

60 SANİYEDE SON 24 SAAT

kalan karakter 1000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan TAKVİM veya takvim.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.