Bu yıl babasının tiyatrosundan ayrılarak Tiyatro İstanbul'un sahneye koyduğu 'Çılgın Ruh'ta rol almaya başlayan Oylum Şahin, "Babasından torpilli" laflarına son vermek için böyle bir karar almak zorunda kaldığını söylüyor
Gencay Gürün'ün yönetmenliğinde Tiyatro İstanbul'un sahneye koyduğu 'Çılgın Ruh' adlı oyunda 'Edith' adlı bir hizmetçiyi oynayan Oylum Şahin, bu yıl ilk kez babası Abdullah Şahin'in kanatları altından çıkmış oldu. Yıllardır, Abdullah Şahin Halk Tiyatrosu'nda görev alan genç oyuncu, kendini kanıtlamak ve 'Babasından torpilli' sözlerinin önünü kesmek için bu adımı attığını söylüyor. Oylum Şahin'le yeni tiyatrosunu, rolünü ve anne-babasıyla ilişkilerini konuştuk...
'Çılgın Ruh'taki rolünüz çok büyük değil ama seyirciyi en çok güldüren rollerden biri... Bunu nasıl başarıyorsunuz? Evet, çok ilginç değil mi? Herkes çok şeker buldu karakteri. Bu da beni çok mutlu etti. Küçük bir rol olduğu için arada kaynayıp gidebilirdi. Ama seyirci, "Oyundan çıktıktan sonra bir süre sonra aklımızda o karakter kalıyor" diyor. Demek ki rejisörümüz Gencay Hanım beni çok doğru yönlendirmiş, ben de rolün hakkını verebilmişim. ANNEMİN BEĞENMESİ MUCİZE Orada ilginç bir yürüyüş şekliniz var. Onun üzerine çok çalıştınız mı? (Gülüyor) Evet, bayağı bir çalıştım. Bir yapıyorum çok karikatürize oluyor, bir yapıyorum çok dümdüz oluyor, tadı olmuyor. Manyak gibi evin içinde aynaya bakıp yürüyüşü yapmaya çalışıyordum. Sonunda Gencay Hanım'la son halinde karar kıldık. Peki annenizle babanız ne dedi bu oyundaki performansınıza? Babam daha yumuşak bir adamdır, daha kolaydır ama ona da beğendirmek zordur. O daha ılımlıdır. Annem ise bu konularda daha bir zordur. Kolay kolay beğenmez. "Şunu şöyle yapsaydın, bunu böyle yapsaydın" der durur. Ama annem oyunu izleyince, "Aferin çok güzel, beğendim, bravo" dedi. Bunu söylemesi bir mucize. Arkasından arkadaşları, "Oylum sana bu kadar söylüyor ama bayıldı bayıldı" dediler. Babam ise, gerçekten çok beğenmiş, öyle söylüyor. Zaten bu benim için çok önemliydi. Oyun bittikten sonra alkış safhasında hep babama bakmışım, öyle dediler. Çünkü babamın 'tamam' vermesi çok önemliydi benim için. Babanızın onayını beklediniz yani... Evet, daha selamdayken babamın 'Aferin' işaretini görünce ben rahatladım. Tabii babamdan ve annemden geçer not almak çok önemli ama ben bu karakterle ilgili ilk geçer notumu, Gencay Hanım'dan aldım. Ondan geçer not almasaydım bu kadar güzel olmazdı. Önce Gencay Hanım, sonra Apo ile Nilgün...
Mutlu mesut beraber çalışıyordunuz, neden ayrıldınız babanızın tiyatrosundan? Çünkü hep 'Babasının tiyatrosu' durumu vardı. Evet, babamın tiyatrosuydu, her şey harikaydı ama artık oradan ayrılmam gerekiyordu. Çünkü zaten bu işe geç başladım. Babamın tiyatrosunda devam etseydim, 'Bu kız bu işe geç başladı, torpilli tabii' olacaktı. Halbuki babam da annem de her zaman, 'Tiyatro torpili kabul etmez, safrayı atar' der. Yani benim kendimi ispat etmem için babamın tiyatrosundan ayrılmam gerekiyordu. Çok mutluyum ki Gencay Hanım'ın tiyatrosuna girdim.
Yani böylelikle bazılarının ağzını kapatmış mı oluyorsunuz? Aynen öyle! Kapatmak gerekiyordu, ben de kapatmış oldum. Çünkü gerçekten torpilli değildim. Sizin için annenizin mi, babanızın mı 'oldu'sunu almak daha önemli? Babam benim hocam, beni sıfırdan yetiştirdi. Hatta annem bu oyunu izleyince, babama "Oyunculuğu sana çok benziyor. Oyunculuğundaki yumuşaklığı senden almış" dedi. Yani babam, hocam olduğuna göre, önce bir onun onay vermesi gerek. Yani babamın bir tık önce hakkı var. Tiyatrocuların çok fazla kazanamadığı söylenir. Anne ve babanız sizi bu konuda uyarmadı mı? Söylediler tabii, benimki bile bile ladesti. Beni aslında anneannemle dedem büyüttü. Annemle babam, ablam ve abim gibiydi. Ama okul zamanında tiyatro okumak isteyince, "Asla, sen de bizim gibi sürünme" dediler. Ama çocuklar bir süre sonra içindeki isteği durduramıyorlar. Bende de öyle oldu. Özellikle anneannemin vefatı ile çok büyük bir travma yaşadım. Bunun üstüne, 'Hayat çok boş, ben istediğim şeyleri yapacağım" dedim ve her şeyi bırakıp, oyunculuğa başladım.
BEN İKİSİNİN ORTASIYIM Abdullah Bey daha sakin, daha uysal, Nilgün Hanım ise tam tersi daha çılgın görünüyor. Siz hangisine çekmişsiniz? Evet, babam çok sakin, çok yumuşaktır, fakat 'sessiz atın çiftesi pek olur' derler ya, o da çok zor sinirlenir ama sinirlenince, hiç arkana bakmayacaksın, kaçacaksın oradan. Annem aniden parlar, babam gibi sabırlı değildir. Fakat çabuk geçer. Ben şu an ikisinin ortasındayım.
Anneniz kadar çılgın olmayı ister miydiniz? Şimdi anneme sorarsan, "Oylum benden daha çılgın, siz beni bırakın Oylum'a bakın" der. Evet, benim de çok çılgın taraflarım var. Zaten o da artık eskisi gibi değil, sanki daha bir duruldu. Bana mı el verdi bilmiyorum (gülüyor). Onun kadar çılgın olmayı isterdim ya... Çünkü annem çok enteresan bir kadın. En büyük acıyı yaşasa bile, birkaç gün acı çekip, onu arkaya atabiliyor. Bu muhteşem bir yetenek bence. Ondan yaşlanmıyor herhalde. Bense her şeyi takarım, her şeye üzülürüm. Bu huyum babama benzemiş. Annem daha çabuk es geçen bir kadın.
ÜÇÜMÜZ AYNI OYUNDA OYNASAK BİRBİRLERİNİ DE BENİ DE YERLER Babanıza "Ben gidiyorum" demek kolay oldu mu? Yok, olmadı. İlk başta söyleyemedim, önce annemle konuştuk. O da, "Kendini kanıtlamak adına bence olur ama babana sormak lazım" dedi. Tek başıma söyleyemedim; babam, annem ve ben biraraya geldik, sohbet arasında söyledim. Biz zaten medeni insanlarız (gülüyor). Benim durumum çok komik; babam, babamın karısı, annem, annemim kocası falan...
Nasıl yani annenizin kocası mı var? Şu anda yok tabii... Hayret değil mi, dört kocadan sonra... Üçünüzün aynı projede buluşması fikri size nasıl geliyor? Muhteşem geliyor! Ama çok kolay olacağını sanma, emin ol ki çok zor olur! (gülüyor)
Birbirlerini mi yerler? Birbirlerini de yerler, beni de yerler! (gülüşmeler) Ama kesin çok da keyifli olur.