Türkiye ne tarafa düşer

MİLLİ Eğitim Bakanlığı'nın uzun süredir yürüttüğü çalışmalar sonuç verdi. Türkiye inşallah yeni eğitim dönemine yenilenmiş müfredat ile başlayacak.
Müfredatla ilgili tartışmalara geçmeden önce hazırlanma süreciyle ilgili birkaç hatırlatma yapmak lazım. Bakanlık mümkün olduğunca katılımcı bir süreç yürüttü.
Müfredatın yenilenme sürecinde ilgili paydaşların görüşlerine başvuruldu.
Taslak müfredat şekillenince kamuoyu ile paylaşıldı ve tartışmaya açıldı. Müfredat bu süreçlerden geçerek tamamlandı ve nihai hali kamuoyu ile paylaşıldı. Müfredatın hazırlanma aşamasında zahmet edip ne olmuş ne bitmiş diye bakmayan, görüşlerini açıklamayan, eleştirilerini veya beğenilerini kamuoyu ile paylaşmayanlar bugün müfredatın nihai hali üzerinden aslı astarı olmayan tartışmalar yürütüyorlar.
Hadis karşıtlığıyla ün salmış bir yazarın kitabının hadis müfredatına konulduğu iddiasından tutun da laik eğitimden vazgeçildiği safsatasına kadar farklı toplum kesimlerine hitap eden bir karalama süreci başladı. Asılsız haberlerle uzun uzadıya vakit kaybetmeye gerek yok. Samimi bir şekilde işin aslını öğrenmek isteyen, kaygılarını gidermek isteyen varsa biraz zaman ayırıp internet üzerinden kolayca erişilebilen müfredatı inceler veya bakanlık yetkililerinin açıklamalarını takip eder.
Üzüm yemek değil bağcı dövmek derdinde olanlara da akıllanmalarını dilemekten başka yapacak bir şey yok. İkna etmek mümkün değil çünkü kaygıları samimi değil.
Müfredat üzerindeki asılsız iddialar aslında bize daha faydalı bir tartışma yapmanın imkanını da sunuyor. Üzerine düşünmemiz gereken soru şu; gerçekten tarafsız, objektif, hiçbir düşüncenin etkisinde kalmamış bir müfredat oluşturmak mümkün mü?
Sorunun cevabını hemen verelim; mümkün değil! İçerisinde insanın olduğu hiçbir şey tarafsız, objektif, renksiz, kokusuz olamaz. Dolayısı ile bu ülkenin müfredatı da bu ülkenin tarafını, rengini, kokusunu taşımalıdır. Daha basit bir örnekle başlayalım; İlmi bir tartışma olmaktan çok siyasi bir tartışma olan Ermeni Tehciri tabi ki Türkiye'nin müfredatında 'Ermeni Soykırımı' olarak yer almayacaktır.
İstanbul'un Osmanlı hakimiyetine geçmesini Yunan tarih kitaplarında olduğu gibi 'İstanbul'un İşgali' olarak değil de 'İstanbul'un Fethi' olarak öğreteceğiz çocuklarımıza.
Bunlar üzerinde uzlaşmanın nispeten daha kolay sağlandığı hususlar. Ancak daha tartışmalıları var. Örneğin müfredat çocuklarımıza nasıl bir aile modeli sunacak?
Anne nasıl, baba nasıl temsil edilecek?
Veya eğitim hayatındaki çocuklarımıza nasıl bir vatanseverlik duygusu aşılamalıyız?
Üzerinde uzlaşmaya varması, bir karar vermesi zor olan kısım tam da burada başlıyor. Açıkçası ortaya net bir tarif ya da doğru koymak pek mümkün değil. Ancak yapacağımız o ya da bu tercihin objektif veya sıkça tarif edildiği şekliyle herkese eşit mesafede olmayacağını kabul ederek işe başlamalıyız. Batıcı, liberal değerleri ön plana çıkaran bir müfredat ne kadar taraflı ise, milli ve manevi değerleri ön plana çıkaran bir müfredat da o kadar taraflı olacak.
O zaman nihai sorumuz şudur;
Türkiye'nin müfredatı hangi tarafa daha yakın olmalı?
Sadece eğitimde değil diğer tüm alanlardaki tartışmalarımız arkasında aynı soru var. Evet, Türkiye tarafını seçiyor. Bu sefer onun bunun tarafında yer almak yerine kendi tarafını inşa ediyor. Tüm kavga gürültünün, tozun dumanın nedeni de bu!
  • ve ya