Anneciğim demek...

Baba ve anne, Yüce Allah'ın ibadetten sonra hukuku en önde olanlardır. Kur'an-ı Kerim evlatlara şöyle sesleniyor:
"Eğer onlardan birisi veya ikisi birden ihtiyarladıklarında senin yanında olurlarsa; onlara "öf" deme, azarlama da. Güzel söz söyle.
Merhametten dolayı tevazu kanatlarını ger ve;
Ya Rabbi! Onlar küçükken beni nasıl büyütüp beslemişlerse, sen de onlara öyle merhamet et, de." (İsra, 23, 24) Bu iki ayet evlatlara beş görev yükletmiştir:
1- Onlara öf demeyeceksin (Kusurlarını yüzlerine vurma.
Aleyhlerinde fısıldamayacaksın).
2- Onları azarlama (Sus, konuşma, sen anlamazsın gibi sözler söyleme).
3- Hoş söz söyle (Buyur babacığım, buyur anneciğim diyerek onlara seslen.) Onların yüzüne sert bakma.
Sesini yanlarında yükseltme.
4- Onlara acı (Rahmet kanadını indir) onlara karşı büyüklenme.
Yuva kuran kuş nasıl evlatlarını kucaklarsa sen de o kuş gibi yuvanı onların önüne ser. Onları yedir, giydir.
5- Onlara dua et (Ölümünden sonra, ellerini kaldırıp hayır duasını yap.
Hz. Peygamber (s.a.v.) ölümlerinden sonra baba ve anneye yapılacak en büyük iyiliğin; onlara dua, sözlerini yerine getirmek, akrabalarıyla ilişkiyi devam ettirmek olduğunu belirtmiştir.
Sevgili gençler. Anne ve babanıza isimleriyle seslenmek yerine anneciğim-babacığım diye sevgi kokan bir şekilde seslenin.

İFTARA GİRERKEN
İftar vakti gelince Hz. Ömer'in oğlu Abdullah şöyle derdi: "Allah'ım! Kâinatı kuşatan rahmetinin hakkı için beni affet."

HZ. ADEM, HZ. MUSA VE İBLİS
Hz. Adem cennetten çıkarıldığında tövbe edip şöyle dedi: Dediler ki Rabbimiz! Biz nefsimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamazsan ve bize merhamet etmezsen, muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan oluruz. (Araf, 23) Hz. Musa vurduğu yumrukla bir Kıpti'yi öldürünce tövbe edip şöyle dedi:
Rabbim! Ben nefsime zulmettim. Beni bağışla.
Allah da onu bağışladı. (Kasas, 16) Ama iblis, Hz. Adem'e secde etmediği için cennetten kovulunca tövbe etmek yerine kendini savunmaya çalıştı. "Çamurdan yarattığına mı secde edeceğim? (İsra, 61) Ben Adem'den daha hayırlıyım. Beni ateşten onu çamurdan yarattın. (Sâd, 76) Peygamberler bize örnek. Şeytan ise günahlarına aldırmayan kişilere örnek.

BÖL PARÇALA; FİRAVUN METODU
"Doğrusu Firavun yerde büyüklenmiş ve oranın ahalisini gruplara ayırmıştı. Onlardan bir kitleyi zayıf düşürüyor, oğullarını öldürüp kadınlarını diri bırakıyordu." (Kasas, 4) Ayeti Kerime Firavun'un halkı bölüp parçaladığını ve zayıf düşürüp köle edindiğini anlatıyor. O halde mamur olan beldeleri iman yoksunları bölüp parçalamakla kendilerine esir edinmeyi Firavun'dan öğrendiler.

GERÇEK âLİMLERDEKİ TEVAZU
Sultan I. Ahmed, Şeyhi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine bir hediye vermek istiyor. Fakat hocası nedense prensip olarak pek hediye kabul etmezdi. Sultan I.
Ahmed bir gün uygun gördüğü bir hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine gönderdi. Fakat üstat bu hediyeyi kabul etmedi. Bu hareketi sultana karşı bir tavır anlamında değildi. Çünkü bu onun prensibiydi ve hediye kimden gelirse gelsin kabul edemezdi. Onun bu tavrı dünya malına hangi gözle baktığını, başkaları için ulaşılmaz gibi görülen şeylerin onun nazarında hiçbir değer taşımadığını ifade ediyordu.
Zengin bir gönül adamının halidir bu.
Sultan Ahmed, Şeyhi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin kabul etmediği bu hediyeyi yine o devrin manevi büyüklerinden Abdülmecit Sivasi'ye gönderdi. O zat ise bu hediyeyi kabul etti. Kendisine;
"Padişah aynı hediyeyi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine gönderdi fakat kabul etmedi" dediler. Abdülmecit Sivasi Hazretleri gerçekten büyük olduğunu şu cevapla ortaya koydu:
- Onun bu hediyeyi kabul etmediği doğrudur. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri bir karga değildir ki, leşi kabul etsin, dedi.
Daha sonra Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine gelip ona da:
- Sizin kabul etmediğiniz hediyeyi Şeyh Sivasi Hazretleri kabul etti, dediler.
Onun cevabı da büyüklere yakışır şekildeydi:
- Onun hediyeyi kabul etmesinde hiçbir mahzur yoktur. Zira Abdülmecit Sivasi Hazretleri öyle büyük bir denizdir ki, bir parçacık çamur onu bulandırmaz.

GERÇEK CÖMERT KİMDİR?
Cömertliği ile meşhur Hatem-i Tai'ye;
- Acaba senden daha cömert bir kimse var mı, diye sordular.
Bunun üzerine şöyle dedi: "Evet vardır.
Bakın size anlatayım." Bir yolculuk esnasında bir gence misafir olmuştum. Bu genç birkaç koyunu olan ve geçimini zar zor temin eden bir kimseydi. Buna rağmen, hemen bir koyun kesip pişirdi ve önüme koydu.
Ben koyunu yerken önüme koyunun böbreği gelince:
- Koyun etini severim ama böbrek kısmını fazla severim, dedim.
Benim bu cümlemden sonra ev sahibi genç ortadan kayboldu. Biraz sonra baktım ki, varı yoğu birkaç koyunun hepsini kesmiş böbreklerini pişirip getirdi. Ben şaşkınlık içinde bakakalmıştım.
- Niçin benim için, varın yoğun olan bütün koyunlarını kestin? Ben sana böyle yap demedim ki, sadece koyun böbreğini sevdiğimi söyledim, dedim. Genç ise bana şöyle cevap verdi:
- Bana misafir gelmiş, elimde varken hiç onun sevdiği bir şeyi ikram etmemek olur mu? İşte o genç benden daha cömerttir.
Bunun üzerine Hatem-i Tai'ye sordular;
- Peki onun bu ikramına karşılık siz bir şey yaptınız mı?
- Yapmaz olur muyum? Ona üç yüz deve ayrıca, beş yüz de koyun gönderdim.
Dediler ki "Sen ondan daha cömertmişsin."
Hatim-i Tai şöyle dedi:
- Hayır, o benden daha cömert.
Çünkü o, bana nesi varsa ikram etti.
Oysa benim gönderdiklerim malımın çok az bir kısmıdır.
Efendimiz'in (s.a.v.) şu hadisi sanki bu anlayışı özetliyor:
"Cömertlik kökü Cennette, dalları dünyada olan bir ağaçtır. Kim dünyada bu ağacın dallarına tutunursa, bu dal onu cennete götürür. Cimrilik ise kökü cehennemde, dalları dünyada olan bir ağaçtır. Kim bu dünyada bu dallara tutunursa, bu dal onu ancak cehenneme götürür."

SORU-CEVAP
Soru: Neden kalplerine mühür vurduk deniliyor?
- Yüce Allah küfürde ısrar eden ve iman etmemeye niyetlenen kişiler için bu cümleyi kullanıyor (Bakara, 7). Onun için de 'Allah onların kalplerine mühür vurdu' buyuruluyor. Bildiğiniz gibi mektupların veya önemli kararların sonuna mühür vurulur. Mühür kararın önemli bir merkezden geldiğini ve önemli bir sonucu olduğunu gösterir.
Yüce Allah bu insanlar hakkındaki hükmünü de değiştirmeyecektir. Kalbe vurulan mührün bir özelliği de; küfrün kalpten çıkmasına ve iman girmesine engel olması demektir.
Mühür vurulan kalp öyle kalacaktır. Ancak şunu unutmamak lazım: Kişi hak etmedikçe Allah kalbe mühür vurmaz.

Soru: Melekler ahirette şefaat edecek mi?
- Ahirette peygamberler ve melekler şefaat edeceklerdir. Bütün şefaatler Allah'a yakarmak anlamında Allah içindir. Allah izin vermedikçe kimsenin şefaat yetkisi yoktur.
Ayeti kerime meleklerin şefaat edeceklerini şöyle bildiriyor: "Göklerde nice melek var ki, Allah kendilerine izin vermedikçe Allah'ın isteği ve rızası dışında kimseye şefaat edemezler. (Necm, 26)
  • ve ya