Serçe parmağın sehpa ve köşelerle savaşı

Yaşanabilecek en büyük fiziksel acılardan (işkence, trafik kazası yaralanmaları vs. hariç) biridir. Oldukça neşeli bir anında türlü şebeklik yaparken de başına gelebilir insanın, sakin sakin televizyon seyrederken ayağını uzatmak isterken de. Özellikle soğuk havalarda verdiği acı daha da artar.
Birden canınızın serçe parmağınızda toplandığını düşünürsünüz ve aniden yaşama sevincinizi kaybedersiniz.
Vuku bulduktan sonra "Ne yapıyorum lan ben" diyene kadar tek ayak üzerinde zıplarsınız. Acısını bütün vücutla birlikte hisseder ve siz 'kurtadam'a dönüşürmüş gibi hareketler yapmanıza neden olur.
Öyle bir şekle sokar ki kişiyi, ortamda bir hakem bulunsa tereddütsüz penaltı çalar.
Ufacık bir yerin acısının saliseler içinde tüm vücuda yayılarak insanın gözünden yaş getirir, kelimelerle tarifi olmayan hislere sebep olur ve sonunda sızım sızım sızlayan ve morarmış bir parmağa dönüştüren bir tür işkence haline gelir.
Sanki manyetik bir güç çeker ayağın en hassas noktalarını sehpaya doğru.
Anneler boşuna demiyor "Terlik giy" diye.
Burnu kapalı bir terlik giymekle her türlü ayak çarpma acısı engellenebilir.
Ayağınızı çarptığınız anda, önce korku gelir. Çünkü o an için hissetmeseniz de, birkaç saniye içinde ayağınıza saplanacak acıyı bildiğiniz için korkarsınız. Ama bunu düşünecek vaktiniz olmadan ayak parmağınıza biri bir iğne batırır ve yavaş yavaş içeri ittirmeye başlar. Her salise acınız daha da artar, her salise diğerinden daha yavaş geçer. Acınızın durması için yalvarırsınız, ama asla kolay kolay geçmeyecektir.
Tak! (İlk çarpma anı) Hıffff! (Acıyı idrak etme) Aaaaahhh! (Acı zirvesi) Hıffff! (Acıya alışma. Herhangi bir küfür) Ayh! (Acıya son nokta ve hayata devam) İşte o an hayattan tiksindiren anlardandır.
Sehpa olmasa sandalyeye, o olmadı kapı pervazına, en iyi ihtimalle halının kenarına sürtersiniz. Yaşanan an zehir zıkkım olur, hayattan tiksinirsiniz.
Nice yiğitleri gördük, o küçücük serçe parmağı onları ne hale soktu... Tek ayakla zıplayıp ağızını ve yüzünü şekilden şekile sokar. Küfürler dokuz sekizlik gider.
Dünyada 7 milyar insanın (daha yürüyemeyen bebekler dışında) tamamının en az bir kere başına gelmiştir.

TÜRK ZEKASI
Uzaya yolculuk yapmak üzere gidip geri gelmeyecek ve orada kalacak biri ile anlaşmaları gerekiyordu. Bunun üzerine uzaya gidebilecek ve geri gelmeyecek, gelmediğinde de sorun olmayacak 3 kişi belirlenir. Bunlardan biri İngiliz, diğeri Fransız ve bir de Türk'tür.
Aralarında tercih yapmak zorunda kalacak olan profesörler tek tek sorar, "İsteğin nedir uzaya gitmen karşılığında?" diye. İlk olarak İngiliz'e sorarlar.
İngiliz, "5 milyon dolar istiyorum" der.
Fransız'a sorarlar. Fransız, "10 milyon dolar" ister. Türk'e de sorarlar, "Sen ne kadar istiyorsun" diye. Türk "20 milyon dolar" der. Bu duruma şaşırırlar ve "Neden diğerleri 5-10 isterken sen 20 istiyorsun?" diye sorarlar. Türk cevap verir: "20 milyon doları alırım. 5 bana, 5 size veririm. 10 milyon doları da gidecek olan adama veririm ve bu işten sıyrılırız" der...

YABANCI DİL
Bir şirketin kapısında ilan asılmış, şöyle yazıyor:
"Dakikada 70 kelime yazabilen bilgisayar bilen yabancı dili olan eleman aranıyor".
Bir köpek oradan geçerken bu ilanı görüyor. Bir süre bakıyor bakıyor, derken ağzıyla kağıdı yerinden söküp ofise giriyor. Doğru müdürün karşısına geçip ağzında kağıtla ona öylece bakıyor.
Adam bunu görünce kahkahayı basıyor.
"Hahahahahahaaa ama ben bir köpeği işe alamam ki..." Ama köpek ısrarla kağıdı adama uzatıyor. Müdür sonunda diyor ki:
"Peki o zaman sana bir mektup vereceğim bunu yaz bakalım." Köpek kağıdı alıyor, bilgisayarın başına geçiyor, gayet güzel tıkır tıkır mektubu yazıp bitiriyor.
Müdür şok oluyor, ama bozuntuya vermeden bu sefer diyor ki:
"Bak şöyle şöyle bir uygulamaya ihtiyacımız var, buna bir program yaz çalıştır bakalım." 15 dakika sonra köpek bilgisayarda o problemi çözecek süper hızlı bir uygulama yazıyor, adam inceliyor ve artık söyleyeceği tek şey kalıyor:
"Sen inanılmaz bir şeysin!!!
Ama yine de seni işe alamam...
Ne yazık ki senin her şeyin mükemmel ama yabancı dilin yok" Ve köpek cevabı yapıştırıyor:
"Miaaooooowwwwww"

ALKIŞLIYORUM
Telefon çalıyor. Annemin açtığını duyuyorum.
Karşıdaki "Zehra'yla görüşebilir miyim?" gibi bir şey demiş olmalı ki annem "Burada Zehra diye biri yok" diyor. Her şey buraya kadar gayet normal. Ama benim annem, canım annem kapatmıyor o telefonu, devam ediyor konuşmaya: "Sizin aradığınız Zehra nereli; ben Kayserili bir Zehra tanıyorum, onu mu aramıştınız acaba?" Evet anne, onu arıyorlarmış. Direkt aramayalım ayıp olur, araya Leon'un annesini koyalım demişler. Hey Allah'ım.
  • ve ya
LÜTFİ ALBAYRAK Tweetleri