“Kontrollü darbe” lafı cehalettir

Bazıları açık açık söylüyor. Biraz daha akıllı olanları sadece ima ile yetiniyor. 15 Temmuz darbe teşebbüsü "kontrollü bir darbeymiş". Hükümet ve Cumhurbaşkanı Erdoğan darbe olacağını biliyormuş ama darbecilerin ortaya çıkması için müsaade edilmiş sonra da hepsi avlanmış. Bunun üzerinden hareketle kimileri kötü niyetle kimileri de gafletten olsa gerek bu iddiayı dile getiriyor.
Dediğim gibi bunu açıktan söylemeyecek kadar akıllı olanlar genelde şüphe uyandırıcı sorular sorma uyanıklığında bulunuyor.
Belli başlı gazetelerde ve yine belli başlı köşelerde sistemik bir şekilde bu tür sorular üretiliyor.
Öte yandan buna samimiyetle inananlar da olabilir. Maalesef toplum olarak başımızdan geçen olayların göründüğü gibi olmadığı inancına sahibiz. Hep arkasında daha karmaşık bir hik‚ye arama eğilimdeyiz. Sebebini tartışabilirsiniz. Ama son beş yıl yaşadıklarımızın sayısı ve niteliği düşünüldüğünde bu tür düşüncelerin yaygınlık kazanması çok şaşırtıcı değil. Fakat bunun da bir sınırı olmalı.
Gerçekle algıyı ve gerçekle komployu bu kadar birbirine karıştırmak toplumsal zihniyetimizin şekillenmesinde ciddi sorunlar doğurabilir ve toplumsal reaksiyonlarımız yanlış zeminlere oturabilir.
Korkunç bir darbe teşebbüsünün ardından Yenikapı mitingine katılmış olan ana muhalefet partisi lideri bir yıl kadar sonra bunun kontrollü bir darbe olduğunu söyleyebiliyorsa burada bir sorun var demektir. Yanında ona "Sayın Genel Başkan bu söylediğinizi sizin aklınız alıyor mu?" diyecek kimse yoksa o apayrı bir sorundur. Bunu söyleyen veya ima edenlere sormak lazım: sen hiç kontrollü darbe gördün mü? Darbe denilen şey kontrol edilebilir mi? Asker sokağa çıktığı andan itibaren neler olabileceğini sen hiç hayal ettin mi? Her bir askerin sokakta atacağı her bir adımın süreci nasıl etkileyebileceği veya farklı noktalara sürükleyebileceğini biliyor musun?
Hayır bilmiyor. Bilmek de istemiyor.
Laf ola beri gele. Sözüm ona muhalefet yapıyor. Muhalefet yapmak bir siyaset biçimidir ve çok doğal ve sağlıklı bir olgudur. Ancak muhalefet yapıyorum diye ülkedeki her olayı bir varoluş sorunu ve meşruiyet meselesi haline getirirseniz bunun adı siyaset falan olmaz. Bu tarz muhalefet arayışları eskiden komikti artık trajik bir hal almaya başladı. Madem bilmiyorsunuz bir bilene sorun.
Askerlik tarihine ve düşüncesine dair iki satır okumuş herhangi bir kimse kontrollü darbe lafının nasıl bir zırva olduğunu bilir. Askerliğin en merkezi düşünürü olan Clausewitz'in en merkezi kavramı "sürtünme"dir. Clausewitz askerlikle ilgili her türlü ayrıntıyı hassas ve bütüncül bir biçimde inceleyemeye çalışır.
Genel ilkeler ortaya koymaya gayret eder. Fakat dönüp dolaşıp sürtünme kavramına gelir. Siz neyi ne kadar hesaplarsanız hesaplayın muharebe başladığında hesaplayamayacağınız tonlarca gerçeklik ortaya çıkar. Ve birlikler sahaya sürüldüğünde neredeyse her seferinde haritadakinden farklı sonuçlar doğar. Her şeyi hesaplarsınız ama iki birlik arasında haber götürecek olan habercinin atının ayağı çamura batıp kırılabilir. Haber adrese ulaşmadığından muharebe kaybedilebilir. Sürtünme savaşın hesaplanmayan ve kontrol edilemeyen ama en merkezi unsurudur.
Her şeyin hesaplanabileceğini düşünmek ancak cahillerin işidir.
Savaş ve darbe gibi askeri olgular kontrol edilemez. Kimse kontrollüsünü yapmaya teşebbüs edemez. Ne kadar kontrol edilemez olduğunu o gece hep beraber gördük. Bir Ömer Halisdemir çıkar. Hesapları bozar. Bozdu da. Tersi de olabilirdi. Stratejik hedefini bulan bir kurşun çekirdeği her şeyi değiştirebilirdi.
Rakibin manevraları ve hatta rakibin hataları bile hesapları bozmaya yeter de artar. Darbe oyun değil. Kimse ölüm tehlikesi olmadıkça böyle bir teşebbüse müsaade etmez. O gece sadece FETÖ darbesinden kurtulmadık. O gece aynı zamanda FETÖnün peşine takılabilecek hiyerarşik bir darbeden de kurtulduk. O gece aslında bir iç savaşın da eşiğinden döndük. Bunu görmemek büyük bir cehalet ürünüdür.
  • ve ya