Günlerdir
Ayşe Arman'ın Eren Talu'nun isteği ile yaptığı röportaj konuşuluyor. Çoğunluk, Talu'nun ayrıldığı eşi
Defne Samyeli ile tüm
özel hayatını gözler önüne sermesini eleştiriyor.
Hatırlıyorum da, erkeğin kaçamağıyla aralarının bozulmasının patlak verdiği o ilk günlerde Eren Talu zaten Defne Samyeli'nin onu
aldattığını bir şekilde ima etmemiş miydi? Samyeli açıklamalar yaparken
"O kendine baksın" gibilerinden.
Kadını
sadakatsizlikle suçlayarak çocuklarının velayetini istememiş miydi?
Neyse
iki kişinin arasındakileri biz bilemeyiz; ayrıca her gün başka bir iddia ortaya atılıyor. Bir ilişkiye dışarıdan bakmakla içinde yaşamak çok farklı şeyler...
Eren Talu "haftanın adamı" ünvanıyla gezinirken tesadüfen
Ertuğrul Özkök ile rastlaşmış.
Özkök'ün Talu'yu gördüğü an aklına bir cümle gelmiş:
"Hakuna Matata". Geçen haftalarda
Tanzanya seyahatimde sık sık duyduğum
Swahili dilinde bir cümle bu; Afrikalıların yaşam felefesi, "
Takma Kafana" demek.
Problemleriyle gündemde olan birine söylenecek en
rahatlatıcı cümledir bu;
"takma kafana, boşver, aldırma." Başıma gelen birkaç
'sansasyonel' olayda yakınlarım bana da hep
"boşver" dedi. İnsan boş veremiyor bazen; hele ki düşünecek, sorgulayacak meseleleri olduğunda.
Bir de
"gül geç" diyenler var; o nasıl oluyor? Şöyle dişlerimizi göstererek mutluluk pozu mu veriyoruz? Zaten
ciddi meselelere espri ile yaklaşanların durumun altında başka şeyler
gizlediklerinden şüphelenirim.
Özkök'ün Talu için düşündüğü cümleyi
Twitter" da paylaştığımda
Gülben Ergen hemen
"Hakuna Matata"nın ayrıca
Lion King çizgi filminin sloganı olduğunu hatırlattı. İnsanın çocukları olunca tabii çizgi filmler hakkında daha bilgili oluyor. İleride ben de takibe alacağım...
ÜÇ KIZ TEKNEDE
Son iki haftadır neredeyse nefes alamadan sürekli seyahatlerle
yoğun bir tempoda çalıştım.
Bir hafta içinde
Uganda, Tanzanya, Zanzibar, Mısır ve Ankara'ya uçup geldim. Durmaksızın bavul hazırladım; sunuculuk metinleri yazdım; havaalanlarında koşturdum; krizlerle uğraştım; köşe yazılarımı yazdım... Ama ne olursa olsun pazar günleri devam ettiğim
yemek kursumu hiç ihmal etmedim;
Chefs İstanbul ile ilgili deneyimimi sonraki yazılarımda anlatacağım.
Bu hızlı tempoda
hafta içi üç gün boş vakit bulunca da kendimi ilk uçakla
Bodrum'a attım. İki kız arkadaşımla birlikte teknede kaldık.
Üç bekar kız Türkbükü'nde olduğumuzu duyanlar
"Ooo eğlenmişsinizdir, gecelere akmışınızdır" gibi yorumlarda bulundu.
Hayır, hiç birini yapmadık. Çünkü
canımız istemedi. Teknede yemekler yaptık ve yedik.
Saatlerce sohbet ettik. Manzarayı seyrettik. Kitap okuduk. Güneşlendik. Yüzdük. O kadar hasret kalmışız ki
kafa dinlemeye ve rahatsız edilmeden
sohbet etmeye... Böyle de mutlu olduk.
GÜLPEMBE
Kısa tatilimde sevgili
Gülin&Akın Öngör çifti ile de karşılaştım.
Fatih Terim ile komşu oldukları evlerinde Gülin Hanım ile de keyifli sohbet ettik;
Akhisar'daki bağlarının üzümlerinden ürettikleri kendi markaları
Selendi'nin Roze şarabını tattık.
Son dönemde trend olan pembe şarap
Blush'ı restoranlarda beğenerek içerdim ki,
Selendi'nin Gülpembe'sinin çok daha müthiş olduğuna karar verdim. Hemen bizim kızlarla bu şaraptan edinmek istedik. Öğrendim ki, Selendi'nin şaraplarını kendi web sitesinden (www.selendi.com.tr) satın alabiliyorsunuz.
YANLIŞ KOLYE
Yeni evli bir çift ile tanıştım. Kızın boynunda benimkiyle aynı marka (
Bee Goddess) olan bir kolye vardı. Birbirimizin kolyeleriyle ilgili yorumlar yapıyorduk ki kız birden boynumdaki '
Artemis' simgesini fark edip "Yanlış kolye takıyorsun; bu kolyeyi takarsan
hayatta evlenemezsin" dedi.
Sonra da kendi kolyesini gösterip "Bundan tak, bu kolyeyi taktıktan 15 gün sonra bir erkekle tanıştım ve şimdi evliyiz" diyerek kocasını gösterdi.
Onun kolyesi, "
Ay ve Kuzey Yıldızı" olandı. O sembol, kadın ve erkek arasındaki bağa sonsuza kadar güç verirmiş. Yani,
evlilik, sadakat, sonsuz aşk demekmiş.
Benim övünerek taktığım ay tanrıçası "
Artemis" ise, güç ve cesaretle zamanın karşısında durup
sonsuz özgürlük ve bağımsızlığından ödün vermeyen kadınların gençlik macerası yolunu ışığıyla aydınlatırmış. Tamam,
özsaygı ve
özgürlük de hoş kavramlar ama bir yere kadar, öyle değil mi? İstanbul'a döndüğümde hemen kolyemi değiştirmeye karar verdim; bakalım hayat neler getirecek?