
Son günlerdeki
kar yağışı yaşamımızın
günlük rutinini hayli değiştirdi; çoğumuz evlerimizden çıkmadık, bol bol
kitap okuduk, TV ve DVD izledik. Çocukluğumdan beri elimden düşürmediğim
kitaplarla bu karlı havada da epeyce haşır neşirdim.
Dörtte üçünü okumuş olduğum bir kitabı hafta sonunda bitirdim.
Kitap
Can Yayınları'ndan; özellikle dünya edebiyatından iyi isimlerin çeviri kitaplarını yayımlıyorlar. Yazar, favorilerim arasında ilk 3'teki bir isim,
Paulo Coelho. Kitabın adı
"Kazanan Yalnızdır" tam yazara göre bir başlık. Çünkü
Paulo Coelho her kitabında hayatlarımız ne kadar renkli görünse de
gerçek mutluluğun içimizde olduğu mesajını mutlaka verir. Her hikayesini
tasavvuf öğeleriyle harmanlar.
Bazen bir cümlede durup düşünürüm.
Son kitabında da
"On bir Dakika" ve
"Zahir" de öne çıkardığı temalara geri dönüş yapmış. İçinde yaşadığımız dünyada, lükse ve ne pahasına olursa olsun
başarıya olan bağımlılığımızın, yüreğimizin sesine kulak vermemizi engellediğini anlatıyor bize.
"Kazanan Yalnızdır", hayallerin gerçeğe dönüştüğü sinema ve moda dünyasına girebilenlerin oluşturduğu
'Süpersınıf'ın toplandığı meşhur
Cannes Film Festivali'ne götürüyor bizi. Kitabın farklı mesleklerden kahramanları bu modern
gösteriş dünyasında buluşur. Zirveye ulaşmış, konumlarını yitirmekten korkan, para, güç ve şöhretin tehlikede olduğu bir ortamı en ince detaylarına kadar inerek anlatır. Bazı bölümleri fazla detaylı anlatması bana ressam
Bedri Baykam'ın "Kemik" adlı sansasyonel kitabını hatırlattı. O da herhangi bir durumu en dip detayına, yani kemiğine, kadar inerek yazmıştı.
Kitapta üzerinde düşünülecek, tartışılacak o kadar çok konu var ki; hepsini buraya sığdıramayacağım için dikkatimi en çok çeken
"işkolikler" meselesini ele alıyorum.
Milyonerler, tam bir dolap beygiri gibi, sabahın köründen gecenin geç saatlerine kadar çalışırlar, satın almalar, borsa, pazardaki trendler, para, para, para… İhtiyaç nedeniyle değil, kendi gerekliliklerine inanmış oldukları için çalışıyorlardı; binlerce ailenin onların ellerine baktığını, ortaklarına karşı büyük sorumlulukları olduğunu düşünüyorlardı.
Saplantılı bir halde çalışanlara
'işkolik' denir.
Psikologlara göre, işkolikler bir şirket yönetmenin
zorlukları ve
sorunlarıyla başa çıkmak zorunda olmadıkları zaman bunalım riskiyle karşılaşırlar. Bu rahatsızlığın nedeni bilinmiyor, ama
güvensizlikle, çocukluktaki korkularla ve
gerçeklerden uzaklaşma arzusuyla bağlantısı var.
Bir an durdum; bir zamanlar ben de deli gibi, durmadan çalışırdım.
Nelerden kaçıyordum acaba? Tabii benimki geçinmek ile ilgili bir tür mecburiyetti de… Hala çok çalışıyorum ama kendime vakit ayırarak, hobilerimi yaparak, ailemle vakit geçirerek, arada bir nefes alarak… Bu tür renkli hayatları olanların ellerinde
"Kazanan Yalnızdır" kitabını sıklıkla görüyorum. Umarım herkes kendine göre bir
ders çıkarır.