CANLI YAYIN
Ergün Diler
ERGÜN DİLER

Bunu da başardık!

Eklenme Tarihi 21 Mayıs 2012
Ülkenin dört bir yanında bayrağını alan insanlar 19 Mayıs'ta sokaktaydı. En büyük kalabalık İZMİR, KADIKÖY ve ŞİŞLİ'deydi...
Atatürk posterlerinin süslediği caddelerde binlerce insan marşlarla, sloganlarla yürüyordu.
Bayram sokağa inmişti. TANK, TOP, TÜFEK değil MİLLET yürüyordu.
Hükümetin aldığı "19 Mayıs stadlardan çıksın" kararına tepki gösteren bazıları da sol yumruklarını havaya kaldırıp "Türkiye laiktir, laik kalacaktır, Bizi NATO Ordusu engelleyemez, Mustafa Kemal'in askerleriyiz" diye cevap veriyordu.
Yani birileri 19 Mayıs'tan CUMHURİYET MİTİNGLERİ çıkarmak istiyordu!
İnternette dolaşanlara bakınca da BÖLÜNDÜĞÜMÜZ gün gibi ortadaydı. Yine SAPLA SAMANI birbirine karıştırmıştık!
En anlamlı günlerde bile AYRI DÜŞMEYİ becerebilen ender milletlerdendik!
Peki, neden böyleydi?
Cevap uzun... Geriye dönmek lazım...
Cumhuriyet kurulmuştu. Yeni bir sayfa açılmıştı. Osmanlı'ya ait olan ne varsa hızlı bir şekilde ömrünü tamamlıyordu. II.
Mahmut'tan başlayan yenileşme hareketi kendini her noktada gösteriyordu. Bir yandan DEVRİM kendi çocuklarını yerken diğer taraftan eski ile olan bütün bağlar koparılıyordu. Yeni bir devletin yanında yeni bir millet yaratılıyordu!
Fatih'in İstanbul'u fethinden, yani 1453'den beri İstanbul'da heykel yapılmamıştı.
Aristokrat birkaç ailenin kendi evlerinin bahçesine koydukları figürleri saymazsak durum pek parlak değildi...
Cumhuriyet ilan edilmiş, ancak hünerli bir HEYKELTRAŞ yoktu. Tarihler 1926'yı gösterirken Avustralyalı Heinrich Krippel davet üzerine geldi.
Sarayburnu'na ilk ATATÜRK heykelini dikti. Aynı sanatçı daha sonra 1927'de KONYA ve ANKARA/ULUS'a, 1931'de de SAMSUN'a Atatürk anıtlarını yaptı. Ancak KRIPPEL'in Sarayburnu'na yaptığı heykelin çok önemli bir anlamı vardı.
Bu heykel hemen arkada duran TOPKAPI SARAYI'na meydan okuyordu! Osmanlı'ya başkaldırının, isyanın dışa vurumuydu! Osmanlı sevdasını içinde taşıyanlara "Artık önünüze bakın!" mesajı veriliyordu...
Bundan 2 yıl sonra Mustafa Kemal bambaşka bir düşünceyle ortaya çıkıyordu.
Bu kez başrolde İtalyan heykeltraş Pietro Canonica vardı.
8 Ağustos 1928'de Taksim'deki Atatürk Anıtı'nı teslim ediyordu. İçinde Türkiye'yi taşıyan anıtta, Mehmetçik, bayrak, hilal, acı, zorluk, başörtülü kadın, başı açık kadın, halk, İsmet Paşa, Fevzi Çakmak Paşa, General Mihail Vasilyeviç Frunze ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov ile ATATÜRK yer alıyordu.
Taksim'e çıkmak isteyen her grubun kendini ifade edebileceği bir FİGÜR vardı anıtta...
Devrimci Mustafa Kemal, statükocu İsmet Paşa, muhafazakar Çakmak Paşa, komünist iki Rus generali, çile çeken köylü kadın, kucak kucağa giden gelenek ve modernite...
Bu anıttan sonra Mustafa Kemal hem İstanbul'a hem de diğer şehirlere Fatih Sultan Mehmet, Kanuni ve Barbaros gibi tarihe mal olmuş isimlerin heykellerini yaptırmak istedi.
Ama olmadı.
Yaptıramadı!
Mesela KIZ KULESİ'ne Fatih'in heykelini düşlüyordu. "Olmazsa Sultanahmet olur" diyordu.
Ama olamıyordu.
Fatih'in heykeli FATİH'e dikildiğinde tarihler 1985'i gösteriyordu. Çok istemesine rağmen Barbaros heykeli ancak 1944'te yapılabiliyordu. Hayran olduğu Mimar Sinan ise emir vermesine rağmen 1956'da Ankara'da boy gösterebiliyordu!
Bütün TÜRK BÜYÜKLERİNİN heykel projesi ise hiçbir zaman hayata geçmiyordu. Birileri engel oluyordu!
Menderes dönemiyle birlikte İNÖNÜ'nün sert tutumuna karşı memlekette ATATÜRK heykelleri pıtrak gibi çoğalmaya başladı. İnönü'ye Atatürk'le cevap veriliyordu!
1960 darbesinden sonra da heykeller hem askeri hem sivil okullara konuluyordu. Birçoğuna özen gösterilmemişti. Sıradan çalışmalardı. Putlaştırma da bu dönemde başladı. 12 Eylül'de zirve yaptı...
İnsan olan kurucu ATATÜRK'ü kaybetmiştik.
Şablonlarla yaşıyorduk. Bir kesim Mustafa Kemal'i yücelttikçe bir kesim de İnönü döneminde yaşanılan baskı nedeniyle dini öne çıkarıyordu. Atatürk, hayatta olmamasına rağmen EZİLENLER onu suçluyor, İnönü'nün yaptıklarının faturası ona kesiliyordu.
Finalde Din ve Atatürk karşı karşıya geliyordu! 2012 Türkiye'sinde olan da budur.
1934'ten sonra imzasının TAKLİT edildiği söylenen Mustafa Kemal aslında yalnız adamdı. Dolmabahçe'de sürgünde gibiydi. Kendi etrafında toplanan ekiple İnönü'nün etrafında kümelenen insanların HEDEFİ ve BAĞLANTILARI çok farklıydı! Bulgaristan'da askeri ataşe iken YENİÇERİ KIYAFETİ giyen Mustafa Kemal içindeki Osmanlılığı hiç öldürmedi. Ama devrim için yola çıkmıştı. Misak-ı Milli dediğimiz bu sınırların kalabilmesi için birçok şeye "EVET" demek zorunda kaldı. Padişah da bunu biliyordu. Tek bilmeyen ise bizlerdik. 1906 ve 1908'deki gizli anlaşmalar eğer günün birinde ortaya çıkarsa "neyin ne olduğunu" anlayacağız.
Atatürk'ün vasiyeti bile açıklanmazken DERİN HESAPLARIN yapıldığı anlaşmalardan çok umutlu değilim...
Ama bunu beklemek zorunda da değiliz...
Kendi değerleriyle barışık olan ve içerideki kavgaya son veren Türkiye, hem mazisiyle barışır hem yeniliğin bayrağını geleceğe taşır... Bunu da büyük ŞER ittifaklarına rağmen yüzde 50 oy alan Erdoğan yapabilir.
İnanın başka da bir şansımız yok.
Ortak değerlerde kavga sadece bizim işimize yaramaz!
Akıllı olan da bunu yapmaz zaten...
NOT: Atatürk vefat ettiğinde İnönü neden İstanbul'a gelemedi! İlk Cumhurbaşkanlığı seçimi neden SKANDALA dönüştü? Kim kimin adamıydı? İngiltere ve ABD işin neresindeydi?
Bu soruların cevabı ekranda TELEVOLE yapan tarihçilerden gelmiyor.
Bu cevapları bulmadan bize rahat yok!