Tarihi 19 Temmuz 2012

'Avantacı, beleşçi utanmazlar'

Türkiye' de seçilmiş insanların kaderidir. Hep göz önünde ve sürekli olarak geniş halk kitlelerinin dilindedirler. Kahvehane köşelerinin vazgeçilmez malzemesi onlardır. Çok eştirilirler; kimi zaman da hiçbir ölçü tanınmadan suçlanırlar...
Peki, onları suçlayan insanlar ne yaparlar? Ne şekilde yaşar, nasıl davranırlar?
Silifke'nin küçük bir kasabası olan Atakent'te iki dönemdir belediye başkanlığı yapan Hasan Uslu'nun bu konuda çok ilginç tespitleri var. Üstelik, "seçmendir küser" hesabı yapmadan tek tek sıralıyor...
Öncelikle bir noktanın altını çiziyor:
- İki dönemdir belediye başkanlığı yapıyorum.
Bu süre içinde bana gelen taleplerin yüzde 10'u bile görev alanımla ilgili olmadı.
Benden genellikle avanta istendi.
Ardından ekliyor:
- Vatandaş öyle garip, öylesine olmaz isteklerle karşıma çıktı ki, inanın çoğu zaman ben utandım! Ama onların yüzleri kızarmadı.

***
Nedir, bir belediye başkanını utandıracak bu istekler?
İçlerinde "yok" yok! Hasan Uslu'nun sıraladığı talepler inanılır gibi değil: Silifke'ye sinemaya gitmek için belediye ambulansını dolmuş olarak kullanma isteği. Yapılmakta olan inşaat için belediyenin bedava kum temin etmesi. Ev eşyası taşımak amacıyla belediyeye ait zabıta aracını kullanma talebi. Bahçeye serilmek üzere ücretsiz toprak temin edilmesi için dilekçe verilmesi. Düğün davetlilerinin taşınması amacıyla bedava otobüs. Şahsi işler için ücretsiz olarak iş makinesi tahsisi. Karşılıksız para yardımı isteği. Belediyeye ait damperli kamyonlarla yaylaya göç veya hayvan taşınması. Belediye başkanının evlenmek için kadın veya koca bulması. Tarlada ücret vermeden çalıştırmak üzere belediye tarafından işçi temin edilmesi. Park Bahçeler Müdürlüğü'nden bedava çiçek ve fidan isteği. Bunlara ilaveten küçük-büyük her türlü avanta! Başkan'a bakılırsa, yazın nüfusu yüz binleri bulan Atakent'e gelen "tatilcilerin" davranışları da farklı değil. Uslu, "Onların çoğu da neredeyse şezlonglarını, havlularını, hatta yiyecek- içeceklerini bedava verecek bir belediye arıyorlar" diyor.
Ve ekliyor:
- Avantacılık, yüzsüzlük ve utanmazlık diz boyu!

***
Hasan Uslu, öğretmen kökenli, gençlik yıllarında da kahvehane işletmiş bir isim. Geçmiş tecrübelerine dayanarak "yıllardır aynı yerdeyiz" diyor:
-Eskiden benim kahvehanemde bir araya gelip memleketi yönetirlerdi. Kendi işlerini bırakıp vatan kurtarırlardı. Başbakan tayin edip, görevden alırlardı. Şimdi de aynısını yapıyorlar. "Vatan kurtarıyorlar, ama" diye devam ediyor:
-Kendileri söz konusu olduğunda beleşten, avantadan vaz geçmiyorlar. Herkes belediyeden yol istiyor. Ama herkes "Yol benim değil, başkasının arazisinden geçsin" diyor. Bunca yıldır belediye başkanıyım, başkasının hakkına saygı gösterenle karşılaşmadım.
Uslu, "İnsanlarda Allah korkusu kalmamış" yorumunu yapıyor. İçinde "Allah korkusu olanların" bile garip davranışlarda bulunduklarını anlatıyor:
-Hayır severin biri cami yaptırmış, minare dikmiş. Gittim tebrik ettim. Ezan okununca içeri girdim; adam "bana eyvallah" deyip gitti. Camide imamdan başka kimse yoktu.
Adam hayır için cami yaptırmış, ama içine girmiyor. Uslu
, çoğu zaman hayretler içinde kaldığını söylüyor:
- Bu topluma bir şeyler oluyor. Anlayamıyorum, çözemiyorum!

***
Hasan Uslu, son olarak da Ali ile Veli'nin hikâyesini anlattı...
Ahşap bir evde Ali ile Veli isminde iki kardeş yaşarmış. Her ikisi de 150 kiloya yakın, tembel, kaygısız ve tepkisiz insanlarmış. Bir gün evde yangın çıkmış. Ali, hiç istifini bozmadan Veli'ye seslenmiş:
-Hazır ateş varken şu cigarayı yakıp versene.
Veli
cevap vermiş:
- Az dur; birazdan ateş bizim bulunduğumuz yere gelecek. O zaman cigaranı kendin yakarsın.
Ve son sözünü söyledi:
-Türkiye'nin her tarafını gezdim. Sadece bizim beldede değil, pek çok yerde insan yapımız böyle. Tembellik ve vurdumduymazlık dört bir yanı sarmış durumda. Ama lafa geldi mi, hepsi vatanı kurtarmaya hazır, Türkiye'yi yönetmeye talip.
Bunlar, siyasi kaygıları bir kenara bırakıp "Gücenmek yok, ben doğru bildiğimi söyleyeceğim" diyen Hasan Uslu'nun penceresinden görünenler.
Siz ne diyorsunuz? Hasan Uslu, "Avantacı utanmazlar" derken haklı mı, yoksa haksızlık mı ediyor? Sizin pencerenizden bakıldığında nasıl görünüyor?