Türkiye "yargı reformunu" tartışıyor.
Tartışıyoruz, ama
"reformdan" ne kastedildiği belli değil. Nasıl bir yol izlenecek? Zirvedeki kavgaya bakıp mı yön çizilecek, yoksa vatandaşın sıkıntıları mı esas alınacak?
Zirvedeki kavga vatandaşın umurunda değil. O, kendi derdi ve sıkıntıları ile meşgul. Vatandaşın
"dert" olarak gördükleri ile siyaset ve yargı zirvesinin
"problem" algılaması oldukça farklı.
Vatandaş, öncelikle adam yerine konulmak ve insanca muamele görmek istiyor!..
Biri sanık, diğeri şikayetçi, bir başkası da tanık. Aldıkları tebligatta duruşma saati 09:00 olarak yazıyor. Yarım saat önce gidip, başlıyorlar beklemeye. Saatler saatleri kovalıyor, ne arayan var, ne de soran. Öğle paydosu oluyor, mübaşir bağırıyor:
- Duruşmalar öğleden sonraya kaldı. Saat 13:30'da gelin.
Sanık zaten konumu gereği boynunu eğip
"olur" demek zorunda. Şikayetçi, hakimi rahatsız etmemek uğruna ses çıkarmamak durumunda. Tanığın ise,
"Böyle rezalet olur mu" demesi halinde, mübaşirden fırça yiyeceği belli. Duruşmaya gitmeme hakkı da yok; aksi halde polis zoruyla getirilecek. Çaresiz dışarı çıkıyor. Duruşma saati gelip salona girdiğinde mübaşir
"esas duruşta" dikilmesi için uyarıyor. İçeride hakimden fırça yiyor. Dışarı çıktığında kendisine verilen tanıklık ücreti ise sadece 20 lira.
"Lanet olsun" diyor, parayı hazineye bırakıp kaçıyor. Çünkü, parayı almak istese, yarım gününün daha heba olacağını o da biliyor.
Reform mu yapmak istiyoruz? Önce buradan başlamak lazım!
***
Şu tabloya bakın:
Adliyelerde personel yetersiz, çalışanların büyük bölümü de kalifiye değil. Bazı zabıt katiplerinin ne yazdıklarını anlayabilmek için özel uzman gerekli. Belli ki iyi bir torpil bulup, kapağı adliyeye atmışlar.
Adam,
Aile Mahkemesi'nde uzman, anne veya babanın
"çocuğu dövebileceği" yönünde rapor yazabiliyor. Aile içi şiddeti görmeyip,
"normal" sayabiliyor. Mahkeme dosyaları buna benzer örneklerle dolu. Kimse de çıkıp,
"Sen nasıl bir uzmansın, seni buraya kim gönderdi?" diye sormuyor.
Bilirkişi uygulamalarından bakanlar dahil herkes şikayet ediyor. Bu ülkede
"bilirkişilik" meslek haline gelmiş durumda. Üstelik, birinin
"ak" dediğine, diğeri
"kara" diye karşı çıkabiliyor. Akı kara yapanlara
"Oldu mu şimdi bu?" diye sorarsanız, alacağınız cevap belli:
- Benim kanaatim böyle!
Adamların yetkileri var, ama sorumlulukları yok!
Bu ülkenin adliyelerinde sürekli olarak dosya kayboluyor. Ortalık, bu kayıplarla ilgili dedikodularla dolu. Buna rağmen, dosya kayıpları ile ilgili çanına ot tıkanan kimse yok.
Türkiye'de binlerce ceza dosyası zaman aşımından dolayı düşüyor. Bu konuda açıklanan rakamlar ürkütücü boyutlarda. Zaman aşımı yüzünden ceza almayan suçlular aramızda gezmeyi sürdürüyor.
Bazı hukuk davalarını sonuçlandırmaya bir ömür bile yetmiyor.
Adliyeler, 5-10 liralık pul parası yatırılmadığı için yıllardır bekleyen binlerce dosya ile dolu.
Hakim sayımız yetersiz, mekan darlığı yüzünden cumhuriyet savcılarının oturduğu odalar balık istifi.
Neresinden tutsanız elinizde kalıyor. Adalet sistemimiz lime lime dökülüyor. Adliyeler böyle gelmiş, böyle gidiyor. Bizim siyaset ve yargımız ise, bütün bunları ne görüyor, ne de tartışıyor. Vatandaşın karşı karşıya kaldığı asıl sorunlar kimsenin umurunda değil.
Herkes
"Yüksek Siyaset" yapıyor!
Oysa, reform yapılırken asıl el atılması gereken konular bunlar.
***
Yargı alanında halkın çektiği sıkıntı ile
Türkiye'nin tartıştığı gündem çok farklı...
Yargının önceliklerine bakıyorsunuz, içinde vatandaş yok. Siyasetin tartıştığı konulara göz atıyorsunuz, halkın sıkıntılarına merhem olacak cinsten değil.
İşte bu yüzden, siyaset de yargı da vatandaşın gözünde itibar kaybediyor!