Bu kaçıncı katliam... Suriye ordusu bu kez -tam Kandil gecesi - Humus'ta
80'i çocuk 345 masum insanı öldürdü. İnsan böyle şeylere şükretmez ama haberi duyduğumda
"İyi ki Suriye vatandaşı değiliz yahu" diye geçirdim içimden. Düşünsenize bir bela var başınızda sizi idare eden, ne yapsanız kurtulamıyorsunuz adamdan.
Konuşmak yasak, hele eylem yapmak toplu ölüm nedeniniz. Bu arada çoluk çocuk da nasibini alıyor bu vahşetten.
Şu
'şükretme' mevzuunu düşünürken babaannem geldi aklıma. Çocukluğumda olur olmadık şeylere
"of, pof" ettiğimizde derdi ki,
"Hadi toplaşın bakalım hastanelere gidiyoruz, ziyarete! Oradan da mezarlıklara!" "Kim öldü babaanne?" "Hiç kimse ölmedi tanıdıklardan
ama oraların halini görürseniz, şükretmeyi de öğrenirsiniz!"
Böyle bir kadın varmış gerçekten, hiç mutlu olmayı bilmezmiş. Kocası da bakarmış ne zaman evin havası kabusa dönüyor, dermiş ki teyzeye
"Hadi hanım, senin hastane ziyaret zamanın geldi!" Kadın bir iki turaladıktan sonra mutlu mesut dönermiş eve. Ama bir ay geçermiş aradan, teyzem yine kabusun kollarında...
O hesap, bizim de ülkece
hastane ziyareti zamanımız geldi galiba.
SABAH PROGRAMLARININ BAŞARISI!
Bu tür programlar..." diye başlıyorlar sözlerine bazı dostlar. Hatta
'tür' sözcüğünü oraya nasıl beceriyorlarsa 'aşağılamak' için koyduklarını hemen anlayıveriyorsunuz. Oysa biraz da farklı açıdan bakmak gerekmez mi bu
'tür' yapımlara? (Gördünüz mü benimki nasıl da masum durdu cümlenin ortasında.
Siz niyete bakacaksınız...) Peki ne olmalıdır bu farklı yaklaşım? Mesela '
sorumluluk, iktidarlar savaşları, fedakarlık, dostluk, hırs ve ihanet' gibi tamamen insanlık durumu anlamına gelen bir dizi yaşam gerçeği olabilir mi?
Yani bir anlamda tenkitçi arkadaşların köşelerinde, romanlarında yazdıklarının, ekranlarda söylediklerinin tıpa tıp aynısı... Onlar söyleyince
'içerik' oluyor,
Müge Anlı yaparsa
'basit ve neden izlensin ki?' Her iki alanda yapılan işe baktığınızda özü de gerekçeleri de (hatta sığınılan sözcükler de)
ortak başlıklar altında toplanıyor ve
her biri insana dair olgular...
Zaten yukarıda "
Sorumluluk, iktidarlar...." diye başlayan cümleyi de ünlü yazar
J.J.R.
Tolkien'den alıntıladım.
Yüzüklerin Efendisi'nin önsözüne yazmış adam.
Tolkien söylerse edebiyat oluyor,
Müge Anlı veya
Yalçın Çakır yapınca
'basit!' Not; Bu arada
Anlı'yı kutluyorum; şu
'kızını satan babayı' ekranlara çıkarmayı başardığı için.
Bir de kızın sürekli götürüldüğü Kemer'deki otel var. Yöneticileri hiç mi fark etmediler acaba bu seri tecavüzleri, sormak lazım.
PARDON REKLAM 12 DAKİKADA BİR GİRİYORMUŞ!
Bu köşede yazmışım, "
Reklamlar 9 dakikada bir giriyor" diye.
RTÜK de sağ olsun, beni bilgilendirme yazısı yollamış. Diyor ki; "RTÜK'ün televizyon kanallarına her dokuz dakikada 3-4 dakika reklam kuşağı girme zorunluluğu getirmesi söz konusu değildir.
Reklam yerleştirme süreleri 3 Mart 2011 tarihinde yürürlüğe giren 6112 Sayılı Kanunla belirlenmiştir.
Kanunun 10. Maddesinde reklam yayınlarının oranı bir saatlik yayın süresi içinde yüzde yirmi olarak öngörülmüştür.
Bu da on iki dakika etmektedir.
Ayrıca bu süre en fazla altı defa program bölünerek kullanılabilir.
Yani
bir saatlik program yayınını kanallar en fazla
altı kez reklam kuşağıyla kesebilirler.
Bu kesintilerin 9 dakikada bir 3-4 dakika ve tam altı kez olacağı yönünde RTÜK tarafından alınmış bir karar ya da yapılan bir zorlama yoktur. Aksine, reklamların yerleştirilmesinde, programın bütünlüğü, değeri ve hak sahiplerinin haklarının zedelenmemesi esastır. Dolayısıyla televizyon kanallarında rastladığınız
bu tür uygulamalar, RTÜK'ün kararı, zorlaması ya da sizin ifadenizle "buluşu" değil, kanalların 'yayın ihlalidir' ve müeyyide konusudur. Ancak daha etkin önlemlerin alınmasına yönelik çalışmalar sürdürülmektedir. Okurlarınızın doğru bilgilendirilmesi ve yasa hükümlerine uyan kanalların da RTÜK'ün kuralları değiştirdiği izlenimine kapılıp yayın ihlali yapmamaları için açıklamamıza sütununuzda yer vereceğinizi umuyoruz."
Biz de veriyoruz sayın yetkili.
Ama iddiamıza kaynak teşkil eden programlardan biri olan TNT'deki
'İzdivaç' programı sırasında, bu 9 dakikayı saat tutarak saptadık. Üstelik sunucu Hande Ataizi izleyicisinden her seferinde,
"Kusura bakmayın RTÜK'ün yeni kararı budur!" diyerek özür diledi. Durum budur.