• Facebook
  • Twitter

Ömer Seyfettin'in 'diyet'i...

CHP'nin yasaklı milletvekilleri Silivri'den çıkıp Meclis'te yemin eder mi, etmez mi bilemem ama o güne kadar Kemal Kılıçdaroğlu ve ekibi şu lafı etmeye devam edecekler; "Sayın Tayyip Erdoğan'ı biz çıkardık o koltuğa. O da bir zamanlar hapisteydi ama bizim imzalarımız kendisine başbakanlık yolunu açtı!" Hemen hepsi bu söylevle başlıyorlar konuşmalarına.
Ekranda, basında her yerde. Daha bu günden içimize fenalık geldi. Daha kim bilir ne kadar sürer? Tavırları aynen Ömer Seyfettin'in ünlü hikayesindeki gibi. Hani biz sana iyilik ettik, kes kolunu ver şimdi.
Balbay'ın ve Haberal'ın haksız yere yatmasını biz de istemiyoruz elbette ama CHP'nin bu başa kakıcı tavrı, ister istemez insanda 'Esas dertleri başbakana zarar vermek' olduğu izlenimini yaratıyor. Dayattıkları diğer gerçeğin üstünü örtüyor. Yani AKP'nin kolunu kesersek, meydan bize kalır!
Arzumuz -huzuru isteyen Türk halkı olarak- işi diyet isteme basitliğine indirgemeden, Erdoğan'ın hangi şartlarda milletvekilliğini elde ettiğini bir kez daha araştırmaları ve tartışmayı farklı başlıklar altında yürütmeleri.
Hikaye kısmını kısa keserek ve elbette daha gerekçelere dayandırarak...
Çünkü ödenecek bir diyet yok ortada.

* * *
BEHZAT Ç.'NİN GERÇEK KAHRAMANI!
Bu günlerde ortak bir kaygı var; O da Behzat'ın, yeni sezonda Ankaralılıktan vazgeçip İstanbullu olması! Ama bildiğim Serdar Akar buna izin vermeyecektir.
Bu dizinin hikayesini her ne kadar Emrah Serbes yazmış, başrolünü Erdal Beşikçioğlu parlatmış olsa da, ortaya çıkan 'eser'in baş kahramanı kesinlikle yönetmen Serdar Akar'dır.
Bu elbette Akar'ın diğer ikisinden daha fazla 'Ankaralı' olması anlamına gelmez. O zaten Sakarya/Akyazı'da büyümüş ve dizide kullandığı 'Delikanlı adam' detayını da burada yaşadığı gençlik günlerinden bire bir kopya etmiştir.
Çocukluk arkadaşından aldığım bilgiye göre; Serdar küçücükken bile, mahallede gençleri yöneten aklı başında biriymiş. Daha sonra cool, karizmatik ve kızlarla arası iyi olan bir delikanlı olarak devam etmiş yoluna. Ama 1980 öncesinde Karadenizliler'in ağırlıklı olarak yaşadığı bu çevrede, haliyle ağır delikanlılar da yaşarmış. İşte Serdar'ın dizi sahnelerinde bin bir itinayla ördüğü detaylar da buradan çıkıyor zaten. Yani Behzat Ç.'nin kabadayılığa varan o duruşu...
Akar'ın ilk yönetmenlik hevesine kapılması ise, dedesinin yazlık sinemasında izlediği filmler sayesinde kuşkusuz. Çok meraklıymış sinemaya. Defalarca izlermiş her filmi. Daha sonra öğrenimine Ankara'da Yıldırım Beyazıt Lisesi'nde devam etmiş. Bildiğim kadarıyla delikanlılığın kitabının yazıldığı bir başka yer de orası.
Ve bir gün, Akyazılı çocukluk arkadaşları onu alıp Mimar Sinan Akademisi'ne getirmişler, sinema okusun diye. Yapılan sınavda yüzlerce öğrencinin arasından ilk üç dört kişi arasına girmiş Serdar.
Burada okurken de Konstantinopolis'in gerçeklerini görmüş belli ki. Zaten İstanbul'u bilmeyen yönetmen, Ankara hikayesi çekemez. İşte bu yüzden Serdar'ın bu uzun yıllar ekranlarda fenomenliğini sürdürecektir. Tabii dileğimiz, yapımcının havaya girip, denildiği gibi diziyi İstanbul'a taşımaması. 'Gitti gidiyor' insanı sinir ediyor!
Geçen gün bir film konusu ile ilgili bilgi almak için google'la ismini-yönetmenini yazıp tıklıyorum. Karşıma ilk önce o meşhur 'gitti gidiyor.com' çıkıyor.
Bakıyorum adamlar filmden bi haber! Hayatta duymamışlar.
Ama daha önemlisi eşek kadar bir reklam sayfanın ortasına yayılıyor. (Ki o reklamda tanıtımı yapılan ürünü alırsam ne olayım!) Derken reklamı kapatıp başka bir yere geçmek istiyorum ama ne mümkün?
Gitmiyor meret. Ne reklamı silebiliyorum ne sayfayı. Çareyi bilgisayarımı kapatmakta buluyorum.
Sonra yine açıyorum küfür ede ede ve bu sitenin adını, 'Gitti gidiyor' yerine 'gitti gidemiyor, adamın başına bela oluyor' diye değiştiriyorum.
İnanmazsanız bir deneyin.

İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
kaldı