Bir
'aşk- tutku- sanat ve vefa' öyküsü anlatmak istiyorum sizlere bu Pazartesi sabahı. Kahramanları gerçek olan ve eşine ender rastlanacak bir öykü bu. Hele yukarıda saydığım o dört
'elementin' nadiren bir araya geldiği bu günün aşklarını düşünürseniz?
Öykümün ana kahramanının adı,
Zehra Yıldız.
***
Onu, bu coğrafyayı istila etmiş genel kitlemiz, doğal olarak pek tanımıyor. Çünkü
'sanat' deyince akıllara ne yazık ki sadece, İbrahim Tatlıses'in bir uçta, Seda Sayan'nın diğer uçta olduğu o küçük çember içinde koşuşturan insanların faaliyetleri geliyor.
Zehra, işte bu çılgın kalabalığın arasında adına
'opera' denilen sanatın en büyük icracılarından biri olarak çıkıyor ortaya.
O dünya nezdinde önemli bir soprano!
***
Hikayemize sondan başlayalım.
O gece, Almanya'da
Heidelberg Operası'nda Beethoven'in Fideilo'su sergilenecek. 'Baş rolümüz' Zehra sahneye çıkmak için kuliste bekliyor... Ama birden bir halsizlik çöküyor üzerine...
Perdenin açılmasına yarım saatten az var.
Tarihler ise, 1997'nin 11 Aralık gecesini gösteriyor.
***
Aynı anlarda, deli bir yağmur İstanbul'u teslim almışken Süha'nın telefonu çalıyor. Arayan Zehra ve soluk soluğa konuşuyor;
"Kaç gündür, bir şey yiyemiyorum biliyorsun. Su içsem midem bulanıyor, nasıl yapacağım Tanrım!" Süha da diyor ki, "O zaman oyunu iptal et, dinlen!" Ama telefonun diğer ucundan gelen yanıt net oluyor;
"Bu saatten sonra sahne kapattıramam Süha."
***
Ve bir iki dakika sonra o koskoca Heidelberg Operası'nın perdeleri açılıyor. Primadonna
Zehra Yıldız alkışlar arasında sahneye çıkıyor. İçindeki tüm halsizliği bir yana bırakmış gibi.
Güçlü sesiyle şarkılarını söylüyor ve bir daha asla bu sahnelere adım atamayacağından habersiz bitiriyor o müthiş dinletiyi.
Çünkü hemen sonrasında ölüyor genç kadın. Konan teşhis beyin kanaması. Ve Türkiye, uluslararası gerçek bir yıldızını, bir sanatçısını kaybediyor;
Zehra Yıldız'ı...
***
Doğan Hızlan üstadımız onun için diyor ki;
"Opera bir gizdir. İşte bu gizin rüya kraliçesiydi Zehra Yıldız!" Ne kadar haklı.
Filiz Ali ise
"Kaç kişi Salome'yi onun gibi söyleyebilirdi bu dünyada" diye yazıyor ardından.
***
Ne yazık ki onlar gibi, ben bu dünya güzeli kadını, geleceğin gerçek divasını tanıyamadım. Ama başka bir şansım vardı. Zehra'nın ölümünden sonra eşi, yine bir opera sanatçısı olan
Süha Yıldız en yakın dostlarımdan biri oldu. Zehra'yı ondan dinledim ve en önemlisi Süha'nın,
Zehra'nın kimliğinde ve onun anısına, operaya yepyeni sanatçılar kazandırma çabalarına tanık oldum.
***
İşte bu satırların başındaki
'aşk, tutku, sanat ve vefa' sözcüklerinin sırrı burada yatıyor.
Sevgili Süha eşi öldü diye karalar bağlayıp köşesine çekilmedi, bu güne kadar Zehra'yı yaşattı. Onun adına vakıf kurdu, burslar verdi ve her yıl
Zehra Yıldız geceleri düzenledi. Bu hem bir sanatçının anısını dipdiri tutmak hem de yepyeni opera sanatçılarının yetişmesi için imkanlar yaratmaktır.
Ayrıca
'günümüz vandallarını ehlileştirmenin bir yolu da, Zehra'nın aryalarını kulaklara yerleştirmekten' geçebilir.
***
Bu öykünün minicik görünen ama kocaman bir alt yazısı var...
Hani ağaçların böğrüne çakılarıyla kazır ya Türk delikanlısı
; "Ahmet Ayşe'yi seviyo" diye. İşte
Süha da, Zehra'yı seviyo... Bu sevgiye ortak olmak istiyorsanız
Zehra Yıldız'ı anma gecesine gelin ve geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkıda bulunun. Tıpkı dünyanın en ünlü opera salonlarında sahne almış diğer sanatçılarımız
Burcu Uyar, Burak Bilgili, Cenk Bıyık, Kartal Karagedik, flüt sanatçımız
Bülent Evcil gibi... Ayrıca o gece için özel olarak kurulan ZYV Orkestra'sı, ünlü şefleri
Michael Iskrov yönetiminde tüm sanatçılara eşlik edecek. Tarihleri;15 Aralık saat 20.30'da Caddebostan Kültür Merkezi. 16 Aralık saat 20.30'da Bülent Ecevit Kültür Merkezi. 0212 296 96 94 ve info@zyv.org.tr'den ulaşabilirsiniz.