• Facebook
  • Twitter

Vurun çingeneye

Manisa Gördes'teyim. Aynı kentin bir başka ilçesi Selendi'den "sürülen" Romanlar var ya hani. Onların sığındığı yer olan Gördes'teyim yani. Gördes'i bilmeseniz de ilk orada yakılmış o türküyü bilirsiniz. Hani; "Odam kireç tutmuyor kumunu karmadıkça. Sevda baştan gitmiyor sarılıp yatmadıkça" diyen türküyü. Şimdiyse herkeslerin malumu bir Manisa ilçesi oldu Gördes. Bir bahtsız Roman çerisi, 40 yıldır yaşadığı Selendi'den 'elendi'. Kuduruk bir güruh, mala yaptığını cana da yapmasın diye, çoluk çocuk, kız kızan hallerde, kaçtılar gece yarıları onlar. Uzak bir akraba otağına sığındılar. İşte o yer Gördes'ti. Böylelikle Gördes'i tekmil memleket ahalisi böyle bilip, görüp, duydu.
Neymiş, "sevda baştan çıkmıyormuş sarılıp yatmayınca". İyi de burası bir nevi mülteci kampına döndü kardeşim. Sığınmacıların sevdalısına sarılıp yatacak yeri mi var Gördes'te? Akraba, hısım, komşu insaniyet namına, belediye, kaymakamlık falan da kerhen üç gün bakar beş gün kollar. Lakin ağırdır insan eti, tez yorar.
Elli kanal 100 gazeteden öğrendiniz günlerdir. O nedenle "ne olup bittiğini" değil, Romanlar'ın başına gelen "oldu- bitti"yi anlatacağım size. Hem de 'kıyımdan' ramak mesafesi kurtulanların ağzından ilk kez dökülen sözcüklerle nakledeceğim hali ahvali.

VURUN ROMANA

Nice zaman ekranları; "Cennet Mahallesi" dizisiyle şenlendirdiydi Romanlar. Bu defa ekranlara çıkış nedenleri 'Cehennem Mahallesi'nden, Selendi'den ötürü. Karanlık kuyular gibi bakan bir çift gözü üzerime diken şu kadın mesela. Kırbaç gibi kulakta şaklayan haykırışlarla anlatıyor. Diyor ki:
" Savaş Abiii, Allah bir değil mi? Hepimizin Allah'ı değil mi? Herkes onun yarattığı kul değil mi? Kimin yerinden kim kimleri kovuyor? Malımızı nasıl yağmalıyor, evimizi, barkımızı, obamızı nasıl yakıyor? Kurt astsubayın ayağını yıkadığı suyu içeriz biz. Geldi, aslan gibi jandarmalarla dikildi önlerine o azgın itlerin. Vurun Çingenlere diye bağıranlara çektiler silahları, vuranı vururuz diye ürkütüp aldılar bizi ellerinden.
Daha yangın gözlüsü de yanı başında bitiyor o kadının. Sel taşkını gibi köpür köpür bağırıyor: "Biz çöpe gideriz, hurdaya gideriz. Bazen oyuncak bebek buluruz, yünden, kumaştan köpek, ayı, sincap oyuncağı buluruz. Onlara bile insan evladıymış, canlıymış gibi naziklik gösteririz abi. Kolu çıksa ağrıyacakmış gibi yavaş yavaş oturturuz yerine takarken. Bunlar odunları, taşları, bıçakları foryap ettiler de saldırdılar. Kimin neresine değerse, kimin kafası, başı patlarsa diye bakmadılar."

HESAP SORMAK İÇİN

Sonra yılandili çakı bıçakları gibi bıçkın, kostak bir Çingene delikanlı kükrüyor. "Şu anda Kırkağaç'ta, Kütahya'da, Balıkesir'de, Afyon'da yüzlerce Roman genci bizden talimat bekliyor aga. 500 tane araba ayarlanmış, binin gelin desek toplanıp akacaklar Selendi'ye. Hesabımızı soracaklar ama başkan 'haklıyken haksıza düşeriz' diyor izin vermiyor."
Bunca vaveyla arasında küçük çocuk öbeğine takılıyor gözüm. Tuğla, briket, kötü sıvadan mücessem bir kaba inşaat, büyükleri gibi onların da zorunlu sığınma evi olmuş. Ne olduğunu anlamaktan çok küçümen düşlerin dünyasını yine gülücükler, oyunlar, koşturmacalarla adımlıyorlar. Yalnız bir tanesi var ki o ne gülüyor ne oynuyor ne konuşuyor. Gaye'ymiş adı. Yaşı 8 durumu vahimmiş. Elleri Gaye kızın kafasından bile büyük bir adam saldırı sırasında kolundan tutup kömürlüğe doğru fırlatmış onu. Yerden de bir avuç kömür tozu alıp yüzüne savurmuş küçük kızın. Babası diyor ki; "Dili tutuldu o andan beri. 2 defa su istedi bir defa da 'okuluma gitmem lazım' dedi. Daha da ne bizle ne arkadaşlarıyla kelime konuşmadı."
Sonra mı? Sonrası garip. İçime tarifi mümkünsüz bir sancı saplanıyor, elim kolum uyuşuyor, başım kazan oluyor. Her bir ağızdan dökülen bin şikâyet ve yakınmayı değil algılamaya duymaya bile mecalim kalmıyor. Kötü bir sobanın cılız sıcağında deli ayaz bir gecenin suskun dejbenti gibi kendi sorumla baş başa kalakalıyorum." Bu ülkede Çingenelere yer mi yok ya da bu hasta düşünc

İmsak Güneş Öğle İkindi Akşam Yatsı
kaldı