Düşleri talan eden oyunda, iki baş oyuncu vardı. Biri, takımına darağacını kuran
Daum.
Diğeri attığı tekmeyle ipi çeken
Alex...
* * *
Dünkü
Fenerbahçe'nin korkuyu hissettiren bir yanı vardı. O yüzden ilk yarı boyunca, sorumluluk almak isteyen birilerini aradı gözüm.
Sadece
Emre Belözoğlu.
Maç boyu çırpınan tek adamdı.
* * *
Fenerbahçe'nin en organize atağı 29. dakikada gelişti ama
Deniz Barış'ın ağırlığı pozisyonu geciktirdi.
Hemen bir dakika sonra hızlı olmanın, futbol için ne kadar gerekli olduğunu
Büyükşehirli İskender gösterdi.
Golünü de göstere göstere attı.
Bu pozisyonda kağnı hızındaki
Bilica'ya dikkat.
Fenerbahçe'yi elden ayaktan düşürmenin bütün sırları onda.
Bu kadar ağırlığı hangi savunma kaldırabilir ki...
* * *
Büyükşehir Belediye, işçilerin harıl harıl çalıştığı, bir futbol şantiyesi.
Kimin eksik olduğunun anlamı yok.
Futbolcular arasındaki işbirliğinin sırrını çözebilen rakip takım çok az. Bu sırrı çözmek için yürekli olmak gerekiyor.
Savunmadaki
Barbaso, günün en hamarat adamıydı.
* * *
İkinci yarıda
, Selçuk ve
Deniz gibi sahanın en kötü 2 adamını dışarı almakla, maçı döndürmek arasında, elbette yakın ilişki vardı.
Ama ikinci yarıda rakip alana havadan top şişirmeyi bıraktıran
Daum'un dönüşünü, "dersine hiç çalışmamış bir tembelin, boşa harcadığı 45 dakika" olarak yorumladım.
45 dakikaların telafisi kolay olmuyor.
Her şeye rağmen
Alex'in golünden sonra, maçın kopacağını düşünen çoktu.
Ama o yürek,
Fenerbahçeli futbolcularda yoktu.
Ardından
Alex'in yakışıksız tekmesi ve çürük daldan düşen elmalar, günün hazin resmini oluşturdu.
* * *
Dünün özeti..
Fenerbahçeli futbolcular bir kez daha kendilerini ele verdi.
Vere vere de ellerinde bir şey kalmadı.
Büyükşehir Belediye'ye gelince..
Maçtan sonra, hepsinin forması da terliydi. Ruhları da...
O yüzden
Fenerbahçe maçlarındaki
"galibiyet koleksiyonlarına" bir yenisini eklediler.
Kendini aşırı sempatik göstermeye çalışan, biçare bir hakem vardı sahada.
Korkak ve samimiyetsizdi.