CANLI YAYIN

Annabel lee...

Eklenme Tarihi 21 Şubat 2010
Çocukluğumuzda hepimizin zulasında bir şiir dururdu.
Edgar Allan Poe'dan Annabel lee..
Bir deniz ülkesinde çocukça sevdanın şiiri.
En temiz duyguların, mahşere kadar sürecek özlemi.
Senelerce önceydi, o zaman televizyon yoktu, gazeteler yürekliydi, insanlar gibi.
Ülkemiz deniz ülkesiydi, limanlara rüya taşırdı gemiler...
Sevda yüklü kervanlarımız vardı.
Aşk, gecelik değil ömürlüktü.
***

Hayatın sırlarını bulduğumuz şiirdi Annabel lee...
Sevdanın anadiliydi.
Su gibi ömürlüydü çocuklar, sofralar bereketli.
Patiskaya gül işlerdi kadınlar, komşular birbirine kardeş bakardı.
Katillerle barışık yaşayan düzen kurulmamıştı henüz.
Eski bir balıkçı feneriydi Annabel lee, yaşayan sevdaları işaret eden.
Bizi mum gibi titreten sevdaların rehberi.
Camdan cama yaşanan aşkların ta kendisi.
Geceleri sokak lambasından ilham almak, ıslık çalmak pencere önünde.
Delikanlı düşlerin mahallelere egemen olduğu yıllar...
***

Elmaya giren kurt, elmayı çürüttü.
Camiye giren siyaset, ülkeyi böldü.
Eve giren magazin, aşkı öldürdü.
Ve Annabel lee manken oldu...
Aşkın berbat temsilcilerini teşhir eden televizyonlar, ne şiirin kutsallığını bıraktı, ne sevdanın ölmezliğini.
***

Şimdi, şehrin arka sokaklarında kaybolan bir ömrün işçileriyiz.
Sözlerin yalanı, gözlerin yılanı itibar görüyor.
Oysa, düşlerimizin geliniydi Annabel lee, rüyalarımızın sevgilisi.
Şimdi "sentetik düşlerin" ucuz kahramanlarıyla, ne şiirlerin tadı var artık, ne ölümsüz sevgilerin.
Kolay ölümler için kılını kıpırdatmayan acımasız politika, yüreklerimizi kuruttu.
Biz Annabel lee'yi unuttuk.
Annabel lee bizi unuttu...