1980'e yaklaşırken, ülkede sağ sol çatışması, cinayetler, suikastlar ve siyasi istikrarsızlık almış başını gidiyordu. Üçüncü Ecevit Hükümeti'nin istifasından sonra Milliyetçi Hareket Partisi, Milli Selamet Partisi'nin hükümete alınmasına karşı çıktığı için, Üçüncü Milliyetçi Cephesi gerçekleştirilmemiş ve 12 Kasım 1979'da Süleyman Demirel'in başbakanlığında azınlık hükümeti kurulmuştu. Milliyetçi Hareket Partisi ve Milli Selamet Partisi bu hükümeti dışarıdan destekledi. Bu arada Demirel, 'Yüz Gün Planı'nı açıklayarak anarşi ve enflasyon olmak üzere iki temel sorununu 100 günde çözeceğini iddia ediyordu. Ancak plan tartışmalara yol açmıştı. Bu arada 1 Şubat 1979'da Abdi İpekçi'nin öldürülmesiyle başlayan cinayetler sürüp gidiyordu. Aralarında Orhan Tütengil, Ümit Kaftancıoğlu, Gün Sazak ve DİSK Başkanı Kemal Türkler'in de bulunduğu 15 siyasi cinayet işlenmişti. Bu isimlerden biri de Nihat Erim'di.
KADAYIFIN ALTI
Tarih 27 Aralık 1979... Genelkumay Başkanı Kenan Evren kuvvet komutanlarıyla yaptığı toplantının sonunda Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e şu uyarı mektubunu gönderiyordu: "Türk Silahlı Kuvvetleri ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin bir an önce, milli menfaatlerimizi ön plana alarak, anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle bir araya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir." Bu, ilk ihtardı. Necmettin Erbakan'ın tarihe geçen sözü işte bu dönemlere rastlar. Erbakan, Demirel hükümetini istemeyerek desteklediğini 13 Mart 1980'deki basın toplantısında şu cümlelerle belirtmişti: "Kadayıfın altı kızarmadan bu hükümeti uzaklaştıracak olursanız, bu zihniyet milleti aldatmanın gene fırsatını bulacaktır. Onun için kadayıfın altının kızarmasını bekleyeceğiz. Evet bir ay daha kan ve gözyaşı." Ülkede çalkantı durmuyordu. Evren artık kararlıydı. 17 Haziran'da kuvvet komutanları ve Genelkurmay II. Başkanı (RÜTBE) Necdet Öztorun'u çağırdı ve kod adı 'Bayrak Harekâtı' olan bir darbenin 11 Temmuz 1980'de gerçekleştirilmesini bildirdi. Ancak 2 Temmuz'da Demirel hükümeti güvenoyu aldığı için hareket ertelendi. Ve daha sonra 28 - 31 Ağustos'ta '5 Eylül 1980'den itibaren her an hazır olunması' bildirilen 'Bayrak Harekâtı' emirleri özel kuryelerle komutanlara teslim edildi. Ve 27 Mayıs günü geldi çattı. Evren başkanlığındaki Milli Güvenlik konseyi 1983 genel seçimine kadar ülkeye ilişkin tüm kararları aldı. 6 Kasım 1981'de YÖK kuruldu. Bundan sonra özellikle solcu olduğu düşünülen 71 Üniversite personeli YÖK tarafından görevlerinden uzaklaştırıldı. Genelkurmay'ın açıklamalarına göre toplam 4891 kamu personeli görevden alınmış ve 38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent, 1402'lik olmuştu. Ancak 1402'lik olmasını istemediğinden istifa yolunu seçenleri dahil edildiğinde bu rakam 20 bin civarına ulaştı. 12 Eylül bir kesim için tam bir cehenneme dönüşmüştü. 650 bin kişi göz altına alındı. 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı 71 bin kişi TCK'nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 43 kişi intihar etti. İdam edilenler arasında cezası iki kez Yargıtay tarafından iptal edilen Erdal Eren de vardı. Milli Güvenlik Konseyi'nin kararıyla 13 Aralık 1980 günü infazı gerçekleştirilen Eren'in arkasından Kenan Evren'in söylediği "Asmayalım da besleyelim mi?" cümlesi yıllarca hafızalardan silinmedi. Dönemin trajikomik olaylarından biri de Genelkurmay Başkanlığı'nın bastırdığı, Kürtler hakkındaki şu maddeydi: "Dağların yüksek kısımlarında, tepelerde yaz kış erimeyen karlar vardı. Güneş açınca üzerleri buzlaşan camsı parlak bir tabaka ile örtülürdü karın yüzü. Üstü sert altı yumuşak olurdu. Bu karın üstünde yürününce, ayağın bastığı yer içeriye çöker, 'kırt-kürt' diye ses çıkarırdı. Doğulu Türkmenler'e, Kürt denmesinin nedeni buydu. Bölücülerin Kürt dedikleri, yaylalarda, karlık bölgelerde yaşayan Türklerin karda yürürken ayaklarından çıkardıkları sesin adıydı aslında."
O, ARTIK CUMHURBAŞKANI
Ve sıra Anayasa'ya gelmişti. Cunta'nın belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan yeni Anayasa halk oylamasına sunularak yüze 92 çoğunlukla kabul edildi. Halk oylamasında 'Hayır' oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışardan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa'nın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden değildi. Anayasa'nın kabulünün bir başka önemli etkeni darbe öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe duymasıydı. Aynı halk oylamasında, Kenan Evren otomatik olarak cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa'da, cunta üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, daha sonraki seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü. 6 Kasım 1983 seçimlerine 'yasaklılar' katılamıyordu. Necdet Calp liderliğindeki Halkçı Parti, Turgut Özal'ın Anavatan Partisi ve emekli Orgeneral Turgut Sunalp'in kurduğu Milliyetçi Demokrasi Partisi yarışacaklardı. Evren, tüm gücüyle Turgut Sunalp'i destekliyordu. Ama bu kez ok tersine döndü. Anavatan ipi göğüslemişti. Türkiye, çok tartışılacak ama vizyonu geniş yeni bir başbakanla tanışıyordu: Turgut Özal ile... Kenan Evren ise etkisini altı yıl daha sürdürecekti.
ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan TAKVİM veya takvim.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.