Canlı kalkan!

Kaynak Gazete
Giriş Tarihi:
Canlı kalkan!
Yine bir astsubay, yine dram.
Hergün yüzlerce mail geliyor. Hepsine yetişme şansım yok.
Geçtiğimiz hafta gözyaşları içinde ikisini yazdım. Nöbet başından, devriyeden, karargahtan, kışladan, orduevinden, evden yani anlayacağınız her yerden mesaj yağıyor.
Her hikaye ayrı bir acı... Her hikaye ayrı bir keder...
İşte insanı şaşırtan bir olay daha...
Bu sefer Diyarbakır'dan...
ASTSUBAY ARKADAŞIMIZ başından geçenleri bir romancı edasıyla yazmış...
Sonuna da "Abarttığımı düşünmeyin. Yazdıklarım az bile" diye NOT düşmüş... Kurşun sesleri arasında HEYKEL gibi ayakta duran bir kahramanın yürek burkan öyküsü...
İsmi bende saklı astsubayın hikayesini okuyunca kendimi onun yerine koydum. "Ya ben orada olsaydım?" sorusunu sordum...
Karar veremedim!
Siz okuyun siz karar verin: " Adım A... K... Size güvendiğim için, muvazzaf birini ateşe atmayacağınızı düşünerek açık ismimi yazıyorum. Buraya yani Diyarbakır'a 2010 Temmuz'unda tayinim çıktı. Eşim ve çocuğumu da alıp geldim. Memleketin bir ucundan diğer bir ucuna koştuk.
Yeni hayatımız burasıydı. Artık sıcacık yuvamızda çocuğumuzu büyütecektik. Genç olmamıza rağmen bütün planlarımızı KIZIMIZA göre yapıyorduk. Ben bir baba olarak evladımın benim çektiğim zorlukları çekmesini istemiyordum. İşimden arta kalan bütün vaktimi kızımın derslerine ayırıyordum. Benim karanfilimdi o... Koklamaya kıyamazdım.
Üşüdüğü zaman yanakları pembe pembe olur öpmeden duramazdım.
İlginçtir kokusu da bana benzerdi.
Annesi hemen hemen her gün "al kızını yine seni çok özledi" diyerek ikimize birden küserdi.
Annem ve babam torunlarını göremediği için onlardan arta kalan sevgiyi de kızıma veriyordum. Belki inanmazsınız geceleri en az iki kere kalkıp üstünü örterdim. Yorganını düşürüp de üşütmesinden korkardım...
Birbirine kenetlenmiş üç insan elele, 2.
TAKTİK HAVA KUVVET KOMUTANLIĞI
'na girdik.
Şanslıydık. Yok yok, kızımın şansıydı bu... Birçok arkadaşım astsubay lojmanlarına yerleşirken, önemli bir kısmı da PKK'nın kol gezdiği sokaklarda başını sokacak UCUZ EV bulurken, bize SUBAY LOJMANLARINDAN ev çıkmıştı...
Haberi aldığımda inanamadım.
Eşim ve kızımla paylaştım. Onlar da şaşkınlık geçirdi. Şoku atlattıktan sonra kızımız için güzel bir oda hayali kurduk! Ama gerçek, tokadını gecikmeden vurdu. Bekar bile olsa bir subay geldiğinde lojmanı boşaltacaktık!
Kimse gelmesin diye gecelerce dua ettik. Kızım çok alışmıştı. Çok rahattı. Dua etmeden uyumazdı.
Uzun süre burada kalmayı istiyordu...
Ancak hayatımız hiç de istediğimiz gibi olmadı...
Hayallerimiz kabusa dönmüştü!
Mutluluğumuz uzun sürmemişti...
Gözümden bile sakındığım kızımın odasına terör örgütü yandaşları her gece taş yağdırıyordu. Tel örgülere çok yakındık. Hedeftik. Evin içinde tam siper halinde dolaşıyorduk! Kafamızı kaldırsak taş geliyordu.
Bir sabah öfkeyle yetkililere gittim. Durumu anlattım. Birçok astsubayın tanıdığı bir cevabı aldım: ÖDENEK YOK...
Oysa tel örgülerin METAL LEVHALARLA yükseltilmesini istiyordum. Atla deve değildi yani...
Ama olmadı! Saldırılar sürdükçe dilekçelerim de devam etti. Sonuç alamasam da yazdım. Kızım için...
Bir gece eşimle televizyon izlerken bir anda ekrana alev topu yansıdı. Ne olduğunu anlayamamıştık. Kabus gibiydi.
Kızım feryat edince fırladım. Kızımın balkona açılan kapısı atılan MOLOTOF kokteyli nedeniyle yanıyordu. O gece Allah'tan nöbette değildim. Şans eseri kızımı kurtarabildim. Yavrumu kucağıma alıp sabaha kadar ağladım. "Neden hiç değerimiz yok" diye isyan ettim. Uykusuz gözlerle kalkıp bir çare bulmak için dört dönerken aklıma lojman dağılım planını incelemek geldi. Belki bir başka ŞIK vardır diye... Ama gördüklerime inanamadım.
Benim gibi birkaç ŞANSLI ASTSUBAY, subaylara KALKAN olsun diye tel örgülere yakın evlere oturtulmuştu! Onların başına bir şey gelmesin diye çocuklarımızı ATEŞE atıyorlardı...
Başımıza gelenler bir subayın başına gelmediği için yetkililere göre SORUN YOK'tu... Zaten söz konusu biz olunca PARA da YOK'tu... Maaşlarımızdan yapılan kesintilerle PARK, BAHÇE yapanlar çığlıklarımızı duymuyordu... Terörle iç içe olan arkadaşlarımıza SERVİS bile verilmiyordu! Açık hedef olarak işlerinin başına geliyorlardı!
Ne olur beni yanlış anlamayın. Şikayetim adaletsizliğe... Yoksa bu vatan için canımızı veririz.
Kanımızı son damlasına kadar akıtırız... Bu ordunun üniformasını giyen çocukların tek suçu memleketlerini çok sevmeleri mi?
Sadece ÜÇ MAYMUNU oynamaktan bıktığım için bunları sizinle paylaşıyorum. Adım sizde kalsın. Derdimize ortak olacağınızı biliyorum. Kızımın öpücükleriyle hoşçakalın..."
İşte böyle... Genelkurmay Başkanı Necdet Özel Paşa, bazı karanlık odakların astsubaylar üzerinden orduyu karıştırmaya çalıştığını söylemişti. Haklıydı.
Ama bizim derdimiz onun askerinin derdiydi. Yazmak bizden, ilgi onlardan... Bir çığlığı duyurabildiysek ne mutlu bize...



Takvim Kaynak Tercihleri

Günün Manşetleri

Tüm Manşetler