Hayat cilvelerle dolu! İnsan için her saniyesi sürprizlere gebe. Çoğumuz, ömür dediğimiz çileli yolculukların yılları kapsayan zaman dilimlerindeki sürprizlerini fark etmese bile, onlar yine de bir şekilde varlar. Kimi zaman dramatik bir öykü, kimi zaman da unutulmaz filmlerin final sahnelerindeki kavuşma gibidirler. İşte böylesine nice sır perdelerinden birini paylaşmak istiyoruz bugün. İnsanı ateş gibi yakan, buz gibi damla damla eriten, dramatik bir hikaye bu... Üstelik dünyanın en mazlum milleti olan Türklük'ün dramatik sahnelerinden bir sahne! Aktörleri Türk, özü Türk, sözü Türk, kalp gözü Türk... Kırım Tatar Türkleri'nin Stalin dönemindeki unutulmaz göç sahnesi... Şimdilerde Simferepol denilen Akmescit' de hayvan vagonlarına tıka basa doldurulmuş soydaşlarımızın Orta Asya'ya uzanan yolculukları başlıyor. Yurtlarından sürülen kardeşlerimizin arasında, yeni evli bir çift de vardır. Trenin hareket etmesinden bir süre sonra, birbirleri için yanıp tutuşan karıkoca, yolculuğun akıbetinden ürkerler ve birlikte ölmeyi tercih ederler. Üst üste yığıldıkları vagonun kapısı, başlarındaki askerler tarafından arada bir açılmakta ve içeriye giren hava ile yaşamaya çalışmaktadırlar. Rusaskerlerikadınıiter Ölüme karar verdikten sonra kapı yine açıldığında el ele tutuşup atlayacakları sırada durumu fark eden Rus askerleri kadını iter ama, erkek kendisini boşluğa bırakır. Öfkelenen asker, tüfeğini eline alıp geride kalan kadına ateş edeceği sırada, kadın iki eli ile karnını tutar. Asker bir anda duraksar ve niye karnını tuttuğunu sorunca, hamile olduğu cevabını alır. Merhamete gelir ve yolculuk boyunca kocasını da kaybeden kadına odaklanır. Bugünkü Kazakistan'a varıp orada yeni hayatına başlayan kadın, en ağır işlerde çalışıp ayakta kalır ve karnındakiçocuğununhatırına bir daha ölmeyi denemez. Nihayet çocuğu dünyaya getirir ve onu büyütür. Hikayenin ikinci sahnesi ise 1994 senesinde geçer. Soyvetler'in dağılması ve Kazakistan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, Türkiye'den gidenler orada bir okul açarlar. Okulun Türkiye Türkü öğretmeni, bir gün öğrencilerine ödev vererek "yaşanmışveunutulmazhayathikayelerini" anlatmalarını ister. Öğrencilerden biri yazılı ödevinde, babaannesini anlatmaktadır. Çok sevdiği babaannesi, Kırım'dan yola çıkan trende eşini kaybeden kadındır. Torunu şöyle anlatır: "Sofralarımızıhergünbabaannemhazırlar.Yıllardırdaosofralarahepboşbirtabakdahakoyar.Bilirizkieşinin,yanidedemizingeleceğineinanırveonuaslaunutmaz.Hattabizbazentakılıpşakayaparve 'Kapı çaldı galiba.. Dedemiz gelmiş olabilir büyükanne' dediğimizdebilefırlayıpkapıyakoşarveherseferindehüzünlegeridönüpsofrayaoturur."
Yıllarsonrabuluşurlarama... Hikayemizin üçüncü sahnesi ise İstanbul Zeytinburnu'nda geçer. Kazakistan'dan dönen öğretmen, bu defa burada mesleğine devam ederken, öğrencilerine benzer soruyu sorar. Bir öğrenci kalkıp, dedesinin hikayesini anlatır. Kırım'dan nasıl sürüldüğünü, trenden ölüme atlamasına rağmen nasıl kurtulduğunu ve Türkiye'ye kadar nasıl gelebildiğini... Öğretmen öğrencisinin elinden tuttuğu gibi, dedesine koşar. Hikayesini bir de ondan dinler ve Kazakistan'daki öğrencisini hatırlayıp iki hikayeyi birleştirir. Anladınız... Aynen öyle olur ve öğretmen ile dede ve büyük oğlu Kazakistan'a uçar. Yıllar sonra, Kırım treninin ateş gibi aşkla yanmış iki fanisi buluşurlar. Şahit olanlar iki gözü iki çeşmedirler. İki sevdalı yıllar sonra buluşmuş, sofraların boş tabağı da sahibine kavuşmuştur. Ama acılı iki insandan büyükanne, bu buluşmadan 15 dakika sonra Kelimei Şehadet getirerek son nefesini verir. İster inanın, ister inanmayın. İster "Film gibi" deyin, ister masal. Bize anlatanlar "Gerçek" dediler ve biz de inandık. Aşk,inançvesadakat,böylesinemucizeleriçoksergilervenicekapılaraçar. İki gözümüz Mevlamız da murad ederse!